*Semerkant’tan Bugüne*
*Semerkant’tan Bugüne*

Gökalp Şentürk
gokalpsenturk@gmail.com -
*Semerkant’tan Bugüne*
Akıl, Adalet ve Türk’ün Reşitlik İmtihanı
Türk-İslam medeniyetinin en büyük akıl mimarlarından biri olan İmam Mâturîdî, bugün adını çok andığımız fakat fikrini yeterince konuşmadığımız bir isimdir.
Çocukluğumuzda ezberledik:
“İtikatta Mâturîdî, amelde Hanefî.”
Ezber vardı.
Ama muhasebe yoktu.
İsim vardı.
Ama zihniyet yoktu.
Oysa Mâturîdî, 9. yüzyılda Semerkant’ta sadece bir kelâm sistemi kurmadı. Müslüman insanı reşit ilan etti. Ona şunu söyledi:
Taklit iman değildir.
Akıl kullanmamak, emaneti terk etmektir.
Bu söz sıradan bir teolojik cümle değildir. Bu söz, zihinsel köleliğe karşı bir başkaldırıdır. Çünkü aklını kullanmayan insan, bir süre sonra başkasının iradesiyle düşünmeye başlar. Başkasının iradesiyle düşünen insan ise sorumluluğu da başkasına yükler.
Bugün içinde bulunduğumuz kriz tam olarak budur.
Başarısızlığı kadere,
Yetersizliği dış güçlere,
Hukuksuzluğu maslahata bağlayan bir zihniyetle karşı karşıyayız.
Oysa Mâturîdî’nin temel eseri olan Kitâbü’t-Tevhîd, bize başka bir yol gösterir. Bilginin kaynağını tartışır; duyuyu, sahih haberi ve aklı birlikte ele alır. Fakat aklı bunların denetleyicisi yapar. Yani akıl süs değildir; ölçüdür.
Ben açık konuşayım:
Aklı merkeze koymayan bir toplum, adaleti ayakta tutamaz.
Adaleti ayakta tutamayan bir toplum ise devleti güçlü tutamaz.
Semerkant o dönemde sıradan bir şehir değildi. Hint düşüncesi, İran hikmeti, Yunan felsefesi ve İslam’ın tevhid anlayışı orada buluşuyordu. Tartışma vardı. Eleştiri vardı. Fikir mücadelesi vardı. İşte böyle bir ortamda yetişen bir Türk-İslam âlimi, insan iradesini merkeze aldı.
Bu bizim için yabancı bir düşünce değildir.
Türk töresinde de hakan dahi adaletle bağlıdır.
Hükümdar keyfi davranamaz.
Hak, güçten üstündür.
Mâturîdî’nin en sarsıcı görüşlerinden biri şudur:
Bir şey Allah emrettiği için iyi değildir; iyi olduğu için emredilmiştir.
Bu yaklaşım neyi engeller biliyor musunuz?
Zulmün “din” kisvesi altında meşrulaştırılmasını engeller.
Gücün hakikat yerine geçirilmesini engeller.
Metnin, keyfi yorumlarla araçsallaştırılmasını engeller.
Bugün en büyük sorunlarımızdan biri, ahlakın güce teslim edilmesidir. Sadakat liyakatin önüne geçmiştir. Liyakat gerileyince kurumlar zayıflamış, kurumlar zayıflayınca adalet tartışmalı hale gelmiştir.
Bunu kader diyerek geçiştiremeyiz.
Mâturîdî’ye göre insan fiilinin gerçek failidir. Eğer insanın tercih gücü yoksa, emir ve yasak anlamsız olur. Eğer seçemiyorsa, ceza zulüm olur. Bu kadar nettir.
Yani yoksulluk kader değildir.
Yönetim zafiyeti kader değildir.
Liyakatsizlik kader değildir.
Bunlar tercihlerin sonucudur.
Bir millet sürekli mazeret üretirse, büyüyemez.
Sürekli dış güç diyerek kendini temize çıkarırsa, iç muhasebe yapamaz.
İç muhasebe yapamayan millet, ilerleyemez.
Biz Türk milletiyiz. Tarihte yükselişimiz akıl ve adaletle olmuştur. Çöküşümüz ise iç dengeyi kaybettiğimiz, liyakati zayıflattığımız dönemlerde yaşanmıştır.
Mâturîdî’nin “hikmet” anlayışı, her şeyi yerli yerine koymaktır. Ehline ehliyet vermek, adaleti kişilere göre değil ilkelere göre uygulamak, sorumluluğu sahibine yüklemektir.
Bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şey budur.
Reşit bir millet olmak.
Reşit olmak ne demektir?
Hesap vermek demektir.
Hesap sormak demektir.
Aklını kiraya vermemek demektir.
Mâturîdî bir mezhep etiketi değildir.
Bir zihniyet devrimidir.
Bir uyanış çağrısıdır.
Eğer biz gerçekten Türk-İslam medeniyetinin mirasçılarıysak, bu mirası sloganla değil, akılla ve adaletle yaşatmak zorundayız.
Semerkant’ın ışığı hâlâ yanıyor.
O ışık bize şunu söylüyor:
Aklını kullan.
Sorumluluktan kaçma.
Adaleti şahıslara değil ilkelere bağla.
Aksi halde sadece isim taşırız.
Ruh kaybolur.
Ve ruhunu kaybeden millet, tarih sahnesinde uzun süre kalamaz.
Gökalp Şentürk
Strateji Uzmanı Gazeteci Yazar