Cephe Suriye, Araç Libya, Mesaj Ankara

Gökalp Şentürk
gokalpsenturk@gmail.com -Bazen bir uçak düşer…
Ama aslında düşen yalnızca bir uçak değildir.
Bazen bir helikopter yanar…
Ama aslında yanan yalnızca metal değil, bölgesel dengelerdir.
Libya Genelkurmay Başkanı Orgeneral Muhammed Ali el-Haddad’ın Ankara’dan kalktıktan sonra düşen uçağı işte tam olarak böyle bir olaydır. Resmî açıklamalar “kaza” dedi. Biz buna itiraz etmiyoruz. Ama şu gerçeği de inkâr etmiyoruz:
Bir olay kaza olabilir; ama kazanın ürettiği etki asla masum değildir.
Türkiye, tarihin en sert jeopolitik fırtınalarından birinin tam ortasındayken, Ankara semalarında yaşanan bu olay sıradan bir havacılık vakası olarak görülemez.
Çünkü zamanlama tesadüf değildir.
Çünkü mekân tesadüf değildir.
Çünkü kişi tesadüf değildir.
Neden Ankara? Neden şimdi?
Eğer mesele yalnızca Libya olsaydı, bu olay Libya’da olurdu.
Eğer mesele yalnızca teknik arıza olsaydı, sıradan bir haber olur geçerdi.
Ama bu olay,
Türkiye’nin karar merkezinde,
Türkiye’nin en sıcak dosyası olan Suriye süreci tam hareketlenirken,
Türkiye’nin Akdeniz’de, Libya’da ve Orta Doğu’da yeniden pozisyon aldığı bir anda yaşandı.
Libya Genelkurmay Başkanı, Ankara’da Türk Genelkurmayı ve Milli Savunma Bakanı ile görüştükten sonra yola çıkıyor. Yani ortada yalnızca bir yolculuk değil, bir stratejik temas var.
Ve tam da bu temasın ardından, Ankara semalarında bir uçak düşüyor.
Bu, sahaya değil; masaya verilmiş bir mesajdır.
Bu kimin işine yarar?
Stratejik analizde ilk soru şudur:
“Kim yaptı?” değil,
“Kimin işine yaradı?”
Bu olay;
Türkiye–Libya askeri iş birliğinden rahatsız olanların,
Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin MEB iddialarını boğmak isteyenlerin,
Suriye’de Türkiye’nin elini güçlendiren her adımdan korkanların,
İsrail–Yunanistan–GKRY–BAE hattında Türkiye’yi çevrelemek isteyenlerin
işine yarar.
Libya’da komuta boşluğu doğar.
Akdeniz’de belirsizlik artar.
Türkiye’ye “fazla ileri gitme” mesajı verilir.
Ve Ankara’nın Suriye kararları psikolojik baskı altına alınır.
Bu, çok dosyalı caydırmadır.
Bu, çok cepheli baskıdır.
Asıl hedef Libya değil, Suriye’dir
Libya sadece araçtır.
Mesaj Ankara’ya,
Asıl cephe ise Suriye’dir.
Türkiye bugün;
YPG/PKK terör yapısını tasfiye etmeye,
Suriye’nin kuzeyinde yeni bir askeri hamleye,
Şam ile sahada ve masada yeni bir denge kurmaya
hazırlanmaktadır.
Bu, bazı küresel ve bölgesel aktörlerin kırmızı çizgisidir.
Türkiye’yi doğrudan vurmak pahalıdır.
O yüzden dolaylı vururlar.
O yüzden Libya gibi görünen mesajlar Ankara’da üretilir.
En tehlikeli şey: Yanlış okuma
Bu tür olayların asıl riski şudur:
Yanlış aktöre yanlış anlam yüklemek.
Yanlış okuma;
Yanlış diplomatik tepki doğurur,
Yanlış askeri pozisyon üretir,
Yanlış cepheleşme yaratır,
Ve sonunda Türkiye’yi hiç istemediği bir çatışmaya sürükler.
Ama bir başka risk daha vardır:
Hiçbir şey yokmuş gibi davranmak.
Stratejik sabır, korkaklık değildir.
Ama stratejik körlük, devletler için felakettir.
Türkiye’nin yolu bellidir
Bugün kim Türkiye’yi;
İran’la,
İsrail’le,
Rusya’yla,
ABD’yle
karşı karşıya getirmek istiyorsa, ortak noktaları şudur:
Türkiye’nin kendi oyununu kurmasını istemiyorlar.
Türkiye’nin meselesi büyüklük değil, yakın tehdittir.
En büyük tehdit, en yakında olandır.
O da Suriye’de inşa edilmek istenen terör devletidir.
Bu hançer el-Kaim’den, Kamışlı’dan, Ayn el-Arab’dan Türkiye’ye doğrultulmuştur.
Libya’da düşen uçak da, Ankara’ya verilen mesaj da,
Türkiye’nin bu tehdidi bertaraf etme iradesini kırmak içindir.
Türkiye ne aşırı sert olmalı,
Ne de geri çekilmelidir.
Doğru olan şudur:
Kararı bozma, yöntemi sertleştir.
Bu fırtına geçecek.
Ama Türkiye, pusulasını kaybederse fırtınadan çıkamaz.
Ve şunu unutmayalım:
Bugün Ankara’ya verilen mesajı görmeyenler, yarın sınırda öder.
Gökalp Şentürk
Strateji Uzmanı, Gazeteci, Yazar