Epstein Gölgesi ve Suudi Ziyareti: Washington’da Kurulan Büyük Satranç

Gökalp Şentürk
gokalpsenturk@gmail.com -Amerika bugün iki büyük dosyanın arasında sıkışmış durumda…
Bir yanda yıllardır derin koridorlarda saklanan Epstein ifşaları,
diğer yanda Suudi Veliaht Prensi’nin Beyaz Saray ziyareti.
İkisi de tesadüf değil.
İkisi de ABD’nin gücünü, çıkarlarını ve kirli ilişkilerini yeniden şekillendiren gelişmeler.
Ve en önemlisi: Bu iki başlık, Trump yönetiminin geleceğini doğrudan etkiliyor.
Epstein Dosyaları ABD’nin Karanlık Aynası
Epstein meselesi artık bir skandal değil; Amerikan düzeninin çürümesinin belgesi.
Trump’ın bu dosyaların açılmasına imza atması, bir taraftan “şeffaflık” mesajı gibi görünse de,
öte yandan büyük bir siyasi risk.
Çünkü:
Dosyaların içinde Hollywood’dan siyasete kadar uzanan geniş bir ağ var.
Trump’ın kendi çevresinde bile bu dosyadan rahatsız olanlar var.
Cumhuriyetçi tabanda “neden şimdi?” sorusu büyüyor.
Amerikan toplumunda güven duygusu zayıf; insanlar devletin gerçekleri değil,
çıkarına uygun parçaları açıklayacağını düşünüyor.
Washington’da da herkes birbirine şüpheyle bakıyor.
Bu dosya açıldıkça ABD’nin “dünya ahlâk bekçisi” edası da yerle bir oluyor.
Bir milletin çürümesi önce ahlâkın çöküşüyle başlar.
Amerika bugün o eşikte.
Biz ise Türk milleti olarak şunu çok iyi biliriz.
Ahlâkı çöken devletin gücü de uzun süre ayakta kalamaz.
Suudi Prensin Washington Çıkarması
Yeni Dengenin Ayak Sesleri
Epstein ifşalarının gölgesinde gelen bir ziyaret…
Ama etkisi çok daha büyük.
Veliaht Prens Muhammed bin Selman, Washington’a sadece görüşmeye gelmedi;
ABD–Suudi eksenini yeniden kurmaya geldi.
Ortaya çıkan tablo çok net:
Suudi Arabistan, resmen ABD’nin “NATO dışı büyük müttefiki” statüsüne yükseltildi.
İleri teknoloji, yapay zekâ ve savunma alanında dev yatırımlar konuşuldu.
Nükleer enerji işbirliği masada.
Bölgenin güç dengesi yeniden şekilleniyor.
Bu ziyaret, Trump’ın Ortadoğu politikasında Riyad merkezli yeni bir mihver kurduğunu gösteriyor.
Biz Türkler için bu ne demek?
Körfez’de artan Suudi ağırlığı, Türkiye’nin diplomatik manevra alanını daraltabilir.
ABD, bölgesel projelerde Türkiye’yi değil, Suudi eksenini önceleyebilir.
İran–Suudi rekabetinin sertleşmesi, bölgedeki istikrarsızlığı büyütebilir.
Türkiye’nin bu tabloda daha uyanık, daha dikkatli ve daha stratejik olması şarttır.
Trump’ın İkilemi
Bir Yanda Skandal,
Bir Yanda Güç Oyunu
Trump bugün iki baskı arasında
Epstein dosyaları onu zayıflatıyor.
Suudi anlaşmaları ise ona güç kazandırıyor.
Bu krizleri aynı anda yönetmek zorunda.
Amerikan yönetimi, bir yandan içeride çürümeyle uğraşıyor,
diğer yandan dışarıda yeni ortaklıklarla ayakta durmaya çalışıyor.
Bu çelişki, Washington’un gerçek yüzünü bir kez daha ortaya koyuyor:
ABD, çıkarı neyi gerektiriyorsa onu yapar.
Ahlâk, hukuk, insan hakları…
Bunlar sadece gerektiğinde kullanılan vitrin süsleridir.
Biz ise Türk milletiyiz.
Bizim devlet aklımız, bin yıllık tecrübeyle ayakta duran bir akıldır.
Çürümüş dosyalar, kirli ilişkiler, karanlık pazarlıklar bizim geleneğimizde yoktur.
Bu Satrançta Türkiye Kendi Hamlesini Kurmalı
ABD’nin iç çalkantıları ve dış hesapları büyürken,
Türkiye’nin yapması gereken nettir:
Dengeli durmak,
kendi çıkarını merkeze koymak,
bölgesel oyunun pasif değil aktif kurucusu olmak.
Çünkü Türk milletinin gücü, başkasına yaslanarak değil,
kendi iradesine güvenerek büyür.
Washington’un skandalları geçer gider.
Beyaz Saray’daki isimler değişir.
Ama Türk devlet aklı ve millet iradesi,
bu coğrafyanın gerçek belirleyicisidir.
Strateji Uzmanı
Gazeteci Yazar
Gökalp Şentürk