*GEÇİP GİDEN ZAMANLARI.
*GEÇİP GİDEN ZAMANLARI.

Necmi Cemal Akademisyen Köşe Yazarı
necmiozdemir@gmail.com -*GEÇİP GİDEN ZAMANLARI...*
Bazen bir haber okursunuz...
Haberin kendisi değil, içindeki küçük bir ayrıntı uzun süre zihninizden çıkmaz.
Geçtiğimiz günlerde sona eren FIFA Dünya Kupası'nda İspanya Millî Takımı şampiyon oldu.
Şampiyon kadronun önemli isimlerinden Marc Cucurella, yalnızca futbol performansıyla değil, babalığıyla da dikkat çekti.
Otizm tanısı alan oğlu Mateo'nun, babasını sahada daha kolay tanıyabilmesi için yıllardır saçlarını uzun tuttuğunu okudum.
İnanın...
Kupanın kendisinden çok, aklımda kalan bu ayrıntı oldu.
Çünkü o uzun saçların ardında bir moda tercihi değil...
Bir babanın tarifsiz sevgisi vardı.
Hayat, bazen bize çok acı bir gerçeği hatırlatır.
Ne kadar başarılı olursanız olun...
Ne kadar tanınmış olursanız olun...
Ne kadar varlıklı olursanız olun...
Evladınızın bir tebessümü, bir bakışı, bir kelimesi kadar kıymetli hiçbir şey yoktur.
İşte o zaman anlarsınız...
Bazı acılar ne parayla hafifler...
Ne de başarıyla unutulur.
Bugün insanlığın en önemli sağlık ve sosyal meselelerinden ikisi; otizm ve Alzheimer.
Biri hayatın henüz başında karşımıza çıkar...
Diğeri ise ömrün sonbaharında...
Biri çocukların dünyasını farklılaştırır...
Diğeri yılların biriktirdiği anıları usul usul siler.
Birinde aile, çocuğunun dünyasına ulaşmaya çalışır...
Diğerinde ise çocuklar, anne ve babalarının hafızasında yeniden yer bulmaya çalışır...
Her iki durumda da en büyük mücadeleyi aileler verir.
Sessizce...
Sabırla...
Ve çoğu zaman kimse fark etmeden...
Çünkü...
Otizm bir çocuğun kaderi değildir; toplumun vicdan sınavıdır.
Alzheimer hafızayı silebilir; ancak sevgiyi asla...
Peki...
Bu konularda gerçekten yeterince bilinçli miyiz?
Ne yazık ki hayır.
Elbette ülkemizde bu alanda fedakârca çalışan hekimlerimiz, öğretmenlerimiz, vakıflarımız, derneklerimiz ve gönüllülerimiz var.
Yerel ölçekte örnek teşkil eden çok değerli çalışmalar da görüyorum.
Hepsini yürekten kutluyorum.
Ancak artık bunların çok daha ötesine geçmek zorundayız.
Çünkü bu mesele yalnızca bir sağlık meselesi değildir.
Bu mesele eğitimdir.
Şehir planlamasıdır.
Erişilebilir yaşam alanlarıdır.
Sosyal destektir.
İstihdamdır.
Empatidir.
Ve hepsinden önemlisi...
İnsanlıktır.
Geçip giden zamanları geri getiremeyiz.
Ancak bugünü daha anlamlı yaşayabiliriz.
Bir otizmli çocuğun sessiz dünyasına sevgiyle dokunabiliriz.
Bir Alzheimer hastasının elini biraz daha sıkı tutabiliriz.
En önemlisi de onların ailelerine...
"Yalnız değilsiniz." diyebiliriz.
Belki o anda dünyayı değiştiremeyiz.
Ama bir insanın dünyasını değiştirebiliriz.
Çünkü bazen bir tebessüm...
Bazen bir omuz...
Bazen de uzatılan bir el...
Bir ömrün en büyük umudu olabilir.
Söz söylemek kolaydır.
Asıl mesele, sözü davranışa dönüştürebilmektir.
Çünkü bir ülkenin gerçek gelişmişliği; yollarıyla, binalarıyla ya da ekonomisiyle değil...
En çok desteğe ihtiyaç duyan insanlarına gösterdiği sevgi, anlayış ve merhametle ölçülür.
Geçip giden zamanları durduramayız.
Ama o zamanı, birbirimizin hayatına değer katarak geçirebiliriz.
Çünkü günün sonunda geriye kupalar değil...
Dokunabildiğimiz hayatlar kalacaktır.
Ben böyle düşünüyorum.
Sizce...
Yanılıyor muyum?