Hafıza; en güçlü biçimde toprağın koynunda yaşar. O toprak ki, Çanakkale’de, Sakarya’da, Dumlupınar’da binlerce genci aynı sessizlikte kucaklamıştır. Bugün şehitlikler, bizim için yalnızca mezar taşları değil, millet olma bilincinin en somut hafıza mekânlarıdır. Orada sağ–sol yoktur, mezhep yoktur, parti yoktur, ırk yoktur, hizip yoktur; yan yana yatan gençler vardır. Orada yalnızca “millet” vardır. Şehitlikler, milliyetçiliğin en yalın, en sahici dersidir. Birlikte ölmeyi göze alabilenler, birlikte yaşamayı da öğrenir. İşte Türk milleti olma bilinci, tam da burada başlar. Şehitliklere yalnızca tören için gidip resmî protokol konuşmaları için ziyaret ettiğimizde, aslında hafızanın ruhunu kaybettiğimizi anlamak güçleşir. Oysa çocuklarımızı götürüp, “Burada memleketi, dili, inancı farklı ama aynı bayrağın altında ölmeyi göze almış gençler yatıyor” desek, milliyetçiliğin özünü gelecek kuşaklara çok daha doğru aktarırız. Zira, Milliyetçilik, kuru bir ideoloji değil, varlık iradesidir. Cumhuriyetimizin kurucu kadrosu, işte bu yüzden milliyetçiliği altı okun içine yerleştirmiştir. Milliyetçilik hem sağ hem sol partiler tarafından sahiplenilmiştir ve bugün de hiçbir partinin mülkü değildir, olmamıştır, olamaz; çünkü millet bilinci olmadan siyaset olmaz. Ne var ki biz, bugün çoğu kez milliyetçiliği dar bir ideolojiye sıkıştırıyor ya da ırkçılıkla karıştırıyoruz. Oysa milliyetçilik ayrıştırmak değil, birleştirmektir. Irkçılık “öteki” arar, milliyetçilik “biz” kurar. Irkçılık nefretle beslenir, milliyetçilik hafızayla köklenir. Milliyetçilik, kadim Türk milletinin en eski sözleşmesidir. Bunu görmek için tarihe bakmak yeterlidir. Malazgirt’te Türkmen beyleriyle birlikte Bizans’a karşı koyan Kürt ve Gürcü unsurlar, Sakarya’da yan yana savaşan Balkan muhacirleri ile Anadolulu köylüler, Dumlupınar’da omuz omuza toprağa düşen binlerce farklı vilayetten genç… Hepsi aynı vatan bilincinin halkalarıdır. Bu zincir, sadece cephelerde de kurulmamıştır. 1939 Erzincan depreminde köy köy yardıma koşanlarla, 1999 Marmara felaketinde el ele enkaz kaldıranlarla, 2023’te Kahramanmaraş depreminde ekmeği bölüşenlerle sadece zaferlere giden yolda değil felaketlerde de aynı yardımlaşma ruhunu yaşayanlarla sürmüştür. Milliyetçilik, işte bu sürekliliktir: Malazgirt’ten Sakarya’ya, oradan günümüze dek uzanan ortak hafızadır, hafızamızdır. Dünyanın büyük ulusları bunu anlamış ve hafızalarını siyaset üstü değerler etrafında korumuştur. Fransa’da “cumhuriyetçi değerler” sağ–sol fark etmeksizin bütün partilerin ortak paydasıdır; kimse Bastille’in mirasını tek ideolojiye ait kılmaz. Almanya’da Berlin’in ortasında yükselen Holokost Anıtı, farklı görüşteki her Alman’ın ortak utancı ve sorumluluğu olarak oradadır. Amerika’da Arlington Mezarlığı’nda, Kuzeyli ve Güneyli askerler yan yana yatarken, ulusun birlikte yaşama iradesi her gün yeniden tazelenir. Onlar için milliyetçilik, partiler arası kavga değil, hafızanın birleştirici gücüdür. Bizim için de Çanakkale’den Sakarya’ya, Dumlupınar’dan 30 Ağustos’a uzanan zincir, aynı bilincin taşıyıcısıdır. Milliyetçiliğin özü, hatırlamaktır. Hafıza olmadan millet olmaz. Eğer şehitliklerde yatan binlerce gencin kimliğini yalnızca törensel birer isim listesine indirgersek, onları ve özümüzü gerçekten unuturuz. Bugün toprağın altında yan yana yatan şehitlerimiz bize şunu haykırıyor: “Biz birlikte öldük ki, siz birlikte yaşayabilesiniz.” Ruhları şad olsun…
(Devam edecek…)
Yorumlar
Kalan Karakter: