Z Kuşağı Dediğimiz Bu Çocuklar,Bu Gençler; Uzaydan Gelmedi..
Evet Evet Onlar Bizim Evlatlarımız ve Bizlerin Yansıması....
Sokakta, evde, iş yerinde hep aynı yakınma, hep aynı sızlanma:
“Bu gençler laf dinlemiyor.”
“Sürekli ellerinde telefon, dünyadan koptular.”
“Sorumluluk almıyorlar, odaklanamıyorlar…”
Herkes bir etiket bulmuş, vuruyor abalıya:
"Z Kuşağı..."
Ama bir duralım dostlar.
Bir soluklanalım.
Elinize bir ayna alın ve bakın.
O aynada gördüğünüz suret bozuksa, suç aynada mıdır,
yoksa aynaya bakanda mı?
Bir binanın temeli çürükse, suçu betona mı atarsınız, yoksa
o temeli atan mühendise mi?
Size kardeşiniz olarak soruyorum:
Bu çocuklar gerçekten “böyle” mi doğdu, yoksa biz onları
ellerimizle inşa ettiğimiz bu dijital kafesin içine mi hapsettik?
Dikkatleri Japon Balığından Bile Az: 8 Saniye!
Rakamlar yalan söylemez, ama can yakar.
Yapılan araştırmalar gösteriyor ki;
2000 yılında 12 saniye olan insan dikkat süresi,
bugün 8 saniyeye düşmüş durumda,.
Bir japon balığının hafızasından bile kısa...
Neden?
Çünkü biz onlara masal anlatmayı bıraktık,
ellerine tablet tutuşturduk.
Biz onlarla göz teması kurmayı bıraktık,
"uslu dursun, sesi çıkmasın" diye ekranın soğuk ışığını tercih ettik.
Üniversite gençliği üzerinde yapılan araştırmalar,
gençlerimizin günde ortalama 5.5 saatini (324 dakika)
telefonda harcadığını ortaya koyuyor.
Günün dörtte biri...
Ömrün en verimli çağı, o küçük ekranın içinde eriyip gidiyor.
Akademik erteleme, ders başarısızlığı, hayattan kopuş...
Hepsinin altında bu "dijital emzik" var.
Peygamber Efendimizin Metodu:
Önce Bağ,Sonra Nasihat
Bizim medeniyetimiz,
"Çocuk kokusu cennet kokusudur" diyen bir Peygamberin medeniyetidir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v), bir çocukla konuşurken diz çöker,
göz hizasına gelir ve ona selam verirdi.
Kuşu ölen bir çocuğa (Zeyd’in kardeşi Umeyr’e) taziyeye gider, onun o küçücük derdini ciddiye alırdı.
"Kuşun ne yaptı?" diye sorar, onun hüznüne ortak olurdu.
Biz ne yapıyoruz?
Çocuğun yüzüne bakmadan, elimizde telefonla;
"Ders çalış" diye bağırıyoruz.
Oysa kural bellidir:
Gönül bağı kuramadığın çocuğa, sözünü dinletemezsin.
Peygamberimiz önce sevgiyi gösterir, başını okşar, sonra öğüt verirdi.
Biz ise önce eleştiriyor, sonra itaat bekliyoruz.
Güven ve sevgi bağını koparırsanız; o boşluğu ya elindeki telefon,
ya sokaktaki torbacı ya da sanal kumar baronları doldurur.
Sanal Alemde "Beğeni"Dilenen Yalnızlar
Gençlerimize kızıyoruz ama onların ruhundaki yangını görmüyoruz.
Araştırmalar gösteriyor ki; gençlerimiz
"Gelişmeleri Kaçırma Korkusu" (FoMo) ile yatıp kalkıyor,.
"Acaba arkadaşlarım ne paylaştı?",
"Beni kaç kişi beğendi?" derdiyle kıvranıyorlar.
Neden?
Çünkü gerçek hayatta onları "beğenen", takdir eden, sırtını
sıvazlayan kimse yok.
Evde kimse onları dinlemediği için, seslerini sosyal
medyada duyurmaya çalışıyorlar,.
Evladımız odasında, bizim yanımızda ama aslında yapayalnız.
Evet yanlı okumadınız çok yalnızlar..
Biz buna "kalabalıklar içinde yalnızlık" diyoruz.
Her şeyleri var ama mutsuzlar.
Suçlu Kim? Odanın Kapısını Kapatan Biz Değil miyiz?
Bağımlılığın arkasında çoğu zaman huzursuz veya ilgisiz bir aile ortamı vardır.
Biz çocuklarımızı "yarış atı" gibi sınavdan sınava koşturduk.
"Aman eksik kalmasın" diye her istediğini aldık ama onlardan
"zamanımızı" esirgedik.
Onları cam bir fanusun, dijital bir akvaryumun içine koyduk;şimdi de
"Neden yüzemiyorsunuz?" diye kızıyoruz.
Çare: Aynayı Kırmak Değil, Kendine Çeki Düzen Vermek
Gelin, bu suçu gençlerin üzerine atıp kenara çekilmeyelim.
Bu enkazı kaldırmak, bu nesli ihya etmek bizim boynumuzun borcudur.
Ne yapacağız?
- Yargılamadan Dinleyeceğiz:
"Yine mi telefon?" demek yerine,
Peygamber Efendimiz gibi onların hizasına inip gözlerinin içine bakacağız. Duygularını önemseyeceğiz.
- Örnek Olacağız:
Baba akşam evde elinden telefonu bırakmazsa,
evlattan kitap okumasını,
etrafında olan biten toplumsal olaylara
duyarlı olmalarını bekleyemez.
Hal dili, söz dilinden keskindir.
- Manevi Boşluğu Dolduracağız:
Onlara sadece kariyer planı değil;
helal lokmanın huzurunu,
alın terinin onurunu,
kul hakkını, sabrı ve şükrü öğreteceğiz.
Z Kuşağı dediğimiz bu çocuklar; uzaydan gelmedi.
Onlar bizim evlatlarımız, bizim yansımamız.
Aynadaki görüntüden memnun değilsek, aynayı kırmayacağız.
Kendimize çeki düzen vereceğiz.
Bu gençlik, itilip kakılmayı değil; anlaşılmayı ve güvenilmeyi bekliyor.
Gelin, onları o soğuk ekranlara kurban etmeyelim.
Kalın sağlıcakla.
Ömer KARATAŞ
İnş. Müh. & İnşaat Teknik Öğretmeni
Kocaeli Bağımlılıkla Mücadele ve Rehabilitasyon Derneği
Yönetim Kurulu Başkanı