Türkiye’de bazı ağızlar var; konu vatansa susması gerekirken tam aksine konuşmak için yarışıyor.
Bugün o ağızlardan biri de Halil Konakçı.
“Şeyh Said hain değildir” diyerek, Cumhuriyet’in üzerine çamur atmaya çalışıyor.
Bu cümle basit bir fikir değildir.
Bu, Türk devletinin kuruluşuna açılmış ideolojik bir saldırıdır.
Şeyh Said’i aklamak, yalnızca bir isyancıyı temize çekmek değildir;
Atatürk’ü, Kurtuluş Savaşı’nı, şehitleri ve Cumhuriyet’in meşruiyetini tartışmaya açmaktır.
Bu bir tarih tartışması değil, rejim hesaplaşmasıdır.
Ama bu hesaplaşmayı yapanlar, nedense hep aynı yalanın arkasına saklanır:
“Din elden gidiyordu…”
O halde soralım.
İstanbul…
Osmanlı Devleti’nin başkenti.
Halifenin şehri.
Yaklaşık beş yıl boyunca itilaf kuvvetlerinin işgali altında kaldı.
İngiliz, Fransız ve İtalyan askerleri her sokak başında cirit attı.
Canlarının istediği Müslümanı öldürdüler.
Kadınlara tecavüz ettiler.
İnsanları aşağılayarak, hakaret ederek, korku salarak yaşattılar.
O zaman İslam elden gitmiyor muydu?
Yunan ordusu İzmir’den başlayarak Batı Anadolu’yu işgal ettiğinde,
köy köy, şehir şehir her yeri yakıp yıktığında,
insanları camilere doldurup diri diri yaktığında,
camilerin minarelerine köpek çıkarıp “işte ezanınız okunuyor” diye Müslümanlarla alay ettiğinde…
O zaman din elden gitmiyor muydu?
Bursa’da Osman Gazi’nin,
Bilecik’te Ertuğrul Gazi’nin türbeleri parçalandığında,
mezarlar çiğnendiğinde,
Osman Gazi’nin türbesinde gencecik bir kadına tecavüz edilip ardından türbe darmaduman edildiğinde…
O zaman İslam elden gitmiyor muydu?
Antep, Urfa, Hatay Fransız işgali altındayken,
sokaklarda süngüler, evlerde işgal askerleri varken…
O zaman din elden gitmiyor muydu?
O zaman İslam elden gitmiyor muydu?
Doğu Anadolu’da Erzurum, Kars, Iğdır’da
Ermeni ve Rum çeteleri camilerde insanları diri diri yakarken,
gencecik kadınlar Akdamar Adası’na sürüklenirken,
o kadınlar namuslarını korumak için teknelerden atlayıp ölümü seçerken…
O zaman din elden gitmiyor muydu?
İşte gerçek budur.
İslam bu topraklarda o gün gerçekten ateşin içindeydi.
Ama Türk milleti o gün düşmana karşı ayağa kalktı.
Mustafa Kemal Paşa’nın öncülüğünde vatanını, namusunu, camisini, ezanını kurtardı.
Şimdi gelelim Şeyh Said gerçeğine.
Şeyh Said, Kurtuluş Savaşı yıllarında (1919–1922) doğrudan bir askerî ya da siyasi rol üstlenmiş biri değildir.
Doğu Anadolu’da, Palu, Genç ve çevresinde etkili bir Nakşibendi şeyhi olarak daha çok tarikat faaliyetleriyle öne çıkmıştır.
Bu dönemde Kurtuluş Savaşı’na aktif destek verdiğine ya da açıkça karşı çıktığına dair net bir belge yoktur.
Birçok kaynağa göre, savaş yıllarında sessiz kalmayı tercih etmiş, seyirci bir konumda durmuştur.
Yani Anadolu yanarken,
İstanbul işgal altındayken,
Türk askeri cepheden cepheye koşarken
Şeyh Said ne cephedeydi ne de direnişin içindeydi.
Ama Cumhuriyet kurulduktan sonra tablo değişti.
Halifeliğin kaldırılması, laiklik ve modernleşme adımlarına karşı çıkan çevrelerin önde gelen isimlerinden biri haline geldi.
Ve 1925’te, Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı silahlı bir isyanın lideri olarak sahneye çıktı.
Yani Şeyh Said,
İngiliz’e, Yunan’a, Fransız’a karşı savaşırken susan,
ama Türk devleti kurulunca silaha sarılan bir figürdür.
Bugün onu “İslam kahramanı” diye pazarlayanlar,
işgal altında direnen Türk milletine iftira atmaktadır.
İslam bu topraklarda Şeyh Said sayesinde değil,
Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet ve Türk ordusu sayesinde ayakta kalmıştır.
Şeyh Said’i aklayanlar, Cumhuriyet’i yargılamaya çalışanlardır.
Ama şunu bilsinler:
Bu millet, ihanet edenleri değil, ihaneti ezenleri yazar.
Strateji Uzmanı
Gazeteci Yazar
Gökalp Şentürk
Yorumlar
Kalan Karakter: