Hukuk ve insan hakları adaleti yaratır. Adalet eşitliktir, herkes için demokrasidir. Hukuk ve adalet ayrıcalık ve farklılık yaratmaz.
Adaletin ve hukukun olmadığı yerde demokrasi olmaz. Gücün hukukunun değil, hukukun gücünün hâkim olduğu ve ahlaki temellere dayanan bir demokrasiden bahsedilen bir gelecek şarttır.
İnsanın içi dışına vururmuş derler ya…
Yöneticilerimizin de içinin nasıl dışa vurduğu, yani iç yüzlerinin 2026 bütçesinde belli olmuştur.
Toplumsal mutabakatı sağlayacak bir bütçe şart olmuştu ancak devletin namusu denilen bütçeye devlet yine sahip çıkamadı. Ezilen yine ezilmeye devam etti, zengin yine zengin olmaya devam ediyor.
Hiyerarşik bir soygun var; üstteki ne yapıyorsa alttaki de onu yapıyor. Denetim yok, tedbir yok. Ta ki ne zamana kadar?
“Kazık kendine gelmediği sürece, kazığı yiyenlerin çektiği görünmeyene kadar.”
Türkiye’de de maalesef bir sistem bozukluğu var. Tıkanmış bir siyasete çıkış yolu bulunamayan bu sistem, Türkiye’ye çok zarar veriyor.
Türkiye derhal ve derhal kimlik siyasetinden vazgeçmek zorundadır. Kimisi Atatürk ismini kullanarak, kimisi din üzerinden siyaset yaparak pasta yemeye devam ederken, en tepedekiler de daha büyük pastayı, aynı lobiyi yönetenler tarafından yenmeyi bekliyor.
Hastalanmaktan korkmak doğru değil; asıl mesele geç kalmaktan korkacaksın. Devletin birçok kurumu sömürülüyor. Bu devletin kurumları işlemez hâle gelmiş.
Türkiye’de yeni bir paradigmanın yazılması gerekiyor.
Türkiye toplumunun iyilik ve esenliği; özgürlük, adalet, barış ve refah alanlarında ciddi mesafe kat ederek Batılı liberal demokratik toplumların standartlarını yakalamasını gerektirmektedir. Fakat bunun gerçekleşmesi, en başta yönetenler ve yönetilenler olarak hepimizin, baştan beri sözünü ettiğimiz devletçi-milliyetçi paradigmanın zincirlerinden kurtulmamıza bağlıdır. Onun içindir ki Türkiye’nin bugün en temel ve acil ihtiyacı, sosyo-politik bir paradigma değişikliğini gerçekleştirmektir.
Bir otobüs iyi işlemiyorsa, bir müddet müşteriler ona mahkûmdur; ikinci sefer başka bir şey bulurlar.
“Din sadece bir takı, bir ritüel değil; insanın içindeki niyet, ahlak ve eylemleriyle anlam bulur.”
En değerli hazinemiz, gözbebeğimiz Türkiye’mizin; Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde milletimizin vatanseverliği ve bağımsız yaşama iradesiyle yazdığı Kurtuluş Destanı ile kazanılmış ve her karış toprağı şehitlerimizin asil kanlarıyla sulanmış bu cennet topraklarımızda;
Gücün hukukunun değil, hukukun gücünün hâkim olduğu ve ahlaki temellere dayanan bir demokrasiden bahsedilen ve insanca yaşama hakkı verilen; hoş geldin hukuk, hoş geldin adalet, hoş geldin demokrasi diyebileceğimiz bir gelecek ümidiyle…
Yorumlar
Kalan Karakter: