DOLARIN Yeşiline İnat, TOPRAĞIN Yeşili - 3

Ömer Karataş
karatasomer@gmail.com -Değerli Dostlar,
Bugün tarih 31 Ocak 2026.
Sabah kalktık, ister istemez elimiz telefona, gözümüz haberlere gitti. Altın ne oldu, Dolar nereye koşuyor?
Hepimizin derdi geçim, hepimizin kavgası ekmek.
Piyasalar bir iner bir çıkar, o işin ekranlarda görünen tarafı.
Ben size bugün, o ekranlarda yazmayan ama memleketin kaderini değiştirecek, ayağımızın bastığı topraktan fışkıran gerçek bir hazineden bahsedeceğim.
Bugün Resmi Gazete’de sessiz sedasız ama çok beklediğimiz devrim gibi bir yönetmelik yayımlandı (Sayı: 33154). Bu imza, Türkiye’nin "Yeşil Altın" çağının başlangıç fişeğidir.
“Yeşil Altın Çağı Resmen Başladı: Seyretmek Yok, Sahadayız!”
"Yasak mı, Değil mi?" Tartışması Sonunda BİTTİ
Yıllardır kahve köşelerinde, dost meclislerinde konuşup durduk: "Hocam bu keneviri eksek başımız ağrır mı? Devlet izin veriyor mu?"
Bugün itibariyle devletimiz son noktayı koydu.
Kenevirden elde edilen tıbbi ürünlerin, sağlık ürünlerinin üretimi artık yasal güvence altında.
"Acaba?" devri bitti, "Bismillah" deyip üretme devri başladı.
Dünya bu işten şu an 11 Milyar Dolar kazanıyor. Önümüzdeki 8-10 yıl içinde bu rakamın 71 Milyar Dolara çıkacağı söyleniyor.
Çin, Fransa, Amerika bu bitkiye "ot" deyip geçmiyor, milyarlarca dolar yatırıyor. Çünkü görüyorlar; petrol devri kapanıyor, toprak devri, biyolojik üretim devri açılıyor.
Biz de Samsun Havza’da, Vezirköprü’de fabrikalarımızı kurduk. Yerli tohumlarımız "Vezir", "Narlı", "Gizlenci" ile sahadayız.
Artık tribünde oturup maçı izlemek bize yakışmaz.
Ameleliğini Değil, Mühendisliğini Yapma Zamanı
Tarladan biçtiğimiz sapı sadece "urgan olsun, çuval olsun" diye hammadde olarak satarsak, cebimize üç kuruş harçlık girer. Allah bereket versin ama o işin adı ameleliktir.
Asıl servet; o bitkinin "Sıvı Altın" dediğimiz çiçeğinde, özünde, yani CBD yağındadır. Tarladaki sapı "tekstil hammaddesi" olarak satarsan, tonuna ortalama 150-200 Euro alırsın.
Ama aynı tarladan, kontrollü ve izinli olarak çiçeği toplayıp, laboratuvarda işleyerek ilacın özünü (CBD) çıkarırsan; kalitesine göre litresine binlerce Euro kazanırsın.
Farkı görüyor musunuz? Biri tonla satılır harçlık bırakır, diğeri gramla satılır servet kazandırır. Yıllarca biz tarlada güneşin altında ter döktük; elin oğlu İsviçre'de, Kanada'da o yağı şişeleyip bize "kanser ilacı", "gençleştirici krem", "ağrı kesici" diye 100 katına geri sattı.
İşte devletimiz, çıkardığı yönetmeliklerle bu kısır döngüyü kırdı ve sömürü düzenine "dur" dedi. Artık Ankara diyor ki: "Gitme elin kapısına! Tesisini kur, teknolojini getir, çiçeğini işle, o ilacı da o kremi de benim memleketimde üret."
TMO denetiminde, kameralı, güvenlikli tesislerde artık bu üretim yasal. Yani un var, şeker var, yağ var; helvayı yapmamak için hiçbir bahanemiz yok!
Hemen aklınıza şu gelebilir:
"Hocam ipin ucu kaçmasın, denetim ne olacak?"
Yönetmeliği en ince detayına kadar inceledim, kurallar gayet sıkı ve yerinde:
- Tohumdan Rafa Takip: Öyle rastgele üretim yok. Tohum tarlaya düştüğü andan ilaca dönüşene kadar her şey karekodlu sistemle devletin ilgili kurumunun ekranında olacak.
- Adres Eczane: Bu ürünler aktarda, bakkalda değil; işin ehli olan Eczanelerde satılacak. Çünkü bu bir sağlık meselesidir, şakaya gelmez.
- Sıfır Zehir, Tam Şifa: Ürünlerdeki uyuşturucu etkisi (THC) sıfıra yakın (%0,3) tutulacak. Yani kafa yapan kısmı değil, iyileştiren kısmı serbest.
Bir "Bağımlılıkla Mücadele" Başkanı Neden Bunu Savunur?
Belki içinizden soranlar vardır:
"Hocam sen bağımlılıkla mücadele ediyorsun, kenevirle ne işin var?"
İşte cevabım tam da buradadır. Bu bitkinin adı yıllarca kasten tamamen bilinçli olarak kirletildi, sanayiden koparıldı.
Meydanı boş bulan şer odakları ve zehir tacirleri, o boşluğu gençlerimizi zehirleyerek doldurdu.
Devletin yeni şartı ne biliyor musunuz?
"Üreticinin sicili temiz olacak."
Yani zehir taciri bu kapıdan giremez.
Bu işi vatanını seven, alnı ak üretici yapacak.
Artık bu oyunu bozuyoruz.
Biz diyoruz ki:
Bu bitkinin zehrini (uyuşturucusunu) değil, şifasını (ilacını),
Gençleri zehirleyen dumanını değil, bacası tüten fabrikasını istiyoruz.
Unutmayın; "Tarlası boş kalanın, kahvehanesi dolu olur."
İşsiz, geleceksiz, cebinde harçlığı olmayan genç; torbacının en kolay avıdır. Ama fabrikada çalışan, tarlada üreten, alnının teriyle para kazanan genci kimse zehirleyemez.
Bizim için asıl altın; bataklıktan kurtarılıp, üretim tezgahının başına geçecek olan Türk Gençliğidir.
SON SÖZÜM: TREN KALKIYOR!
Devletimiz yolunu açtı.
Sanayicilerimiz elini taşın altına koydu.
Akademisyenlerimiz yerli ve milli tohumu geliştirdi.
Geriye tek bir şey kalıyor: Cesaret ve Hız.
Bu tren hızlanıyor dostlar.
Küresel pazar 2034'te 70 Milyar Doları aşacak. Ya bu "Yeşil Altın" çağında oyun kurucu olup pastadan payımızı alacağız...Ya da 50 yıl daha elin ürettiği ilaca, bataryaya, kağıda bakıp seyirci kalacağız.
Bizim safımız belli: Betona değil toprağa, dolara değil üretime, ithale değil yerliye tam destek!
Sağlıcakla, üretimle ve milli şuurla kalın…
KİTAP ÖNERİM
Meseleyi daha derinlemesine, tarihsel süreciyle anlamak isteyen dostlarıma; bu davanın çilesini çekmiş, ömrünü vermiş Yalçın Koçak’ın "KENEVİR: MUCİZE BİTKİ" kitabını hararetle tavsiye ederim. Bilgi, en büyük güçtür.
KENEVİR: MUCİZE BİTKİ – Yalçın Koçak


Ömer KARATAŞ
(Kocaeli Bağımlılıkla Mücadele ve Rehabilitasyon Derneği Yönetim Kurulu Başkanı)