27 Ocak 2026 - Salı

DOLARIN Yeşiline İnat, TOPRAĞIN Yeşili

Yazar - Ömer Karataş
Okuma Süresi: 6 dk.
Ömer Karataş

Ömer Karataş

karatasomer@gmail.com -
Google News

Değerli Dostlar,

Bu başlığı bir "Bağımlılıkla Mücadele Derneği Başkanı"ndan duymak, ilk bakışta sizi şaşırtabilir.

Belki içinizden; "Hocam biz zehirle, bağımlılıkla savaşıyoruz; kenevir meselesi de nereden çıktı?" diye geçiriyor olabilirsiniz.

Bu hassasiyetinizde yerden göğe kadar haklısınız.

Ancak meseleyi derinlemesine irdelediğimizde, karşımıza ezber bozan bir tablo çıkıyor.

Gelin, önce şu "Sapla Samanı" birbirinden kesin çizgilerle ayıralım.

 Bizim Savaşımız Zehirledir, Şifayla Değil!

Bizim duruşumuz nettir; gençlerimizi zehirleyen, TCK 188 kapsamındaki uyuşturucu baronlarına ve sokak torbacılarına karşı kılıcımız keskindir.

Bu konuda en ufak bir tavizimiz yoktur, olamaz!

Ancak bugün dikkatinize sunduğum Endüstriyel Kenevir;

keyif verici madde içermeyen,

tamamen sanayi, tıp ve ekonomi için yaratılmış bir "biyo-mucize"dir.

Burada bir başıboşluktan veya denetimsizlikten söz etmiyoruz.

Devletimiz, 2313 ve 3298 sayılı Kanunlar ile gerekli yasal çerçeveyi çizmiş, kurumlarımız ve denetim mekanizmalarımızla süreci teminat altına almıştır. Tohumun toprağa düştüğü andan, fabrikaya girdiği ana kadar her aşama devletimizin "çelik" gibi denetimi altındadır.

Dolayısıyla; "Ya kötü niyetli kullanılırsa?" endişesiyle kendi ayağımıza sıkmayı bırakıp, artık "Milli Menfaat" gözlüğünü takma vaktidir.

Gözümüzü biraz daha yükseğe, dünya siyasetinin zirvesine çevirelim. Davos 2026 zirvesi bize net bir gerçeği haykırdı:

O cilalı toplantıların, "küresel köy" masallarının sonuna geldik.

Kanada Eski Merkez Bankası Başkanı Mark Carney’nin ifadesiyle;

"Bu bir geçiş değil, tam anlamıyla bir kopuştur."

Neoliberal düzenin, yani bize yıllarca "Siz üretmeyin, bizden alın" diyen sistemin çatırdadığı; ulusal çıkarların ve sınırların yeniden baş tacı edildiği bir döneme girdik.

Dünyanın en büyük para baronları bile "Sistem kendi kendini yiyor" itirafında bulunurken, rüzgar artık tersine döndü.

Herkesin "önce kendi ülkem" diyeceği yeni bir dünya düzeni kuruluyor.

İşte tam da bu "kopuş" çağında; Çin, ABD ve Avrupa bu bitkiye boşuna "Yeşil Altın" demiyor.

Onlar petrol lobilerinin masallarına artık kanmıyor; kendi kâğıdını, kendi biyoplastiğini, kendi ilacını üretecek "stratejik hammadde" peşinde koşuyorlar.

Elin oğlu, Davos'ta "Kapitalizm çöktü" diye günah çıkarırken; aynı anda sessiz sedasız tarlalarına kenevir ekiyor, geleceğin sanayisini kuruyor.

Biz ise hâlâ "acaba" diyerek vakit kaybediyoruz.

Unutmayalım ki; biz ekmezsek, yarın o ürünü, ilacı ve kağıdı bize yine milyar dolarlara satacaklar.

Küresel yangın böyleyken, gelelim kendi ciğerlerimize...

Malumunuz önümüzde 9 Şubat Dünya Sigarayı Bırakma Günü var.

Sigara illeti sadece içenin ciğerini değil, maalesef dünyayı da öldürüyor. Tütün kurutma ve sigara kâğıdı üretimi uğruna dünyada her yıl 600 milyon ağaç kesiliyor.

Bir İnşaat Mühendisi ve Teknik Öğretmen olarak şu verimlilik farkına dikkatinizi çekmek istiyorum:

Bir ağacın kâğıt olacak olgunluğa gelmesi 20 ila 50 yıl sürerken; kenevir sadece 4 ayda yetişiyor. Daha da önemlisi; 1 dönüm kenevir, 4 dönüm orman kadar kâğıt üretiyor.

Ormanlarımız yanarken, nefesimiz azalırken; 50 yıllık asırlık çınarları kesmek mi akıl kârı, yoksa yılda 3 kez hasat edilen bu bitkiyi ekonomiye kazandırmak mı?

Doların yeşiline karşı, Anadolu toprağının yeşiliyle cevap verme vaktidir. Dünya "Yeşil Mutabakat" diyor, petrol tükeniyor. Bu yeni dünyada ayakta kalmanın yolu; başkasının teknolojisine ve hammaddesine muhtaç olmamaktan geçer. Otomobilden inşaata, kozmetikten ilaca 25.000 çeşit ürünün ham maddesi olan bu bitki, bizim bu "kopuş" sürecindeki en büyük kozumuzdur.

"Hocam tespiti yaptın, peki çözüm ne?" diyenler için yol haritası bellidir:

Ön Yargıları Yıkacağız:

Toplumdaki "Kenevir=Uyuşturucu" algısını bilimle ve doğru bilgiyle çöpe atacağız. Bunun stratejik bir tarım ürünü olduğunu bıkmadan usanmadan anlatacağız.

Sanayicimiz Tesis Kuracak:

İş insanlarına sesleniyorum; sadece betona değil, geleceğin sanayisine yatırım yapın. Bu bitkiyi işleyecek fabrikaları (kâğıt, tekstil, biyoplastik, ilaç) kurun. Ham maddeyi işleyip katma değere dönüştürün.

 Çiftçimiz Ruhsatlı Ekecek:

Çiftçilerimiz korkmadan İl/İlçe Tarım Müdürlüklerine başvurmalı, "Ben devletimin gözetiminde, yasal çerçevede sözleşmeli üretim yapmak istiyorum" diyerek talepte bulunmalıdır.

Üniversitelerimiz "Kampüsten Tarlaya" İnecek:

Sadece derslikte teorik bilgi vermekle bu iş olmaz. Akademisyenlerimiz laboratuvarlardan çıkıp sanayicinin yanına, çiftçinin tarlasına inmelidir.

Bakın, Samsun 19 Mayıs Üniversitesi Kenevir Araştırmaları Enstitüsü gibi gurur verici örneklerimiz var.

Ancak bir tane yetmez!

Her bölgemizde bu enstitüler kurulmalı.

İsrail ve ABD üniversiteleri kenevirden epilepsi ilacı ve kurşun geçirmez yelek üretirken, bizim üniversitelerimiz de bu milli meseleyi "tez konusu" olmaktan çıkarıp, "Ülke Ekonomisine Katma Değer" haline getirmelidir.

Devletimiz kanunlarla yolu açtı, çerçeveyi çizdi.

Şimdi o yolda yürüme sırası millettedir, sanayicidedir, üniversitededir.

Ey Genç Kardeşim!

Asıl çevrecilik, asıl milliyetçilik; küresel baronların ne dediğine bakmadan, bu toprağın bereketine, "öz malına" sahip çıkmaktır.

Zehre karşı "çelik" gibi duralım, gençlerimizi koruyalım. Ama şifaya, üretime ve milli ekonomiye kapılarımızı sonuna kadar açalım.

Unutmayın;

"Kopuşu avantaja çevirenler, toprağına küsenler değil; ona sımsıkı sarılanlar olacaktır!"

Sağlıcakla, şuurla ve üretimle kalın…

Ömer KARATAŞ 

(Kocaeli Bağımlılıkla Mücadele ve Rehabilitasyon Derneği YK Başkanı)

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Tüm Yazıları
ss