Cebinizdeki Fabrika
Cebinizdeki Fabrika

Ömer Karataş
karatasomer@gmail.com -
Cebinizdeki Fabrika
Kocaeli'de gölgeler hep fabrikalardan düşerdi.
Bacalar tüter, vardiyalar değişir, eller çalışırdı.
Bu şehir üretmeyi bilir. Hammaddeyi alır, işler, değere dönüştürür.
Bugün de aynısı oluyor.
Yalnız bu sefer hammadde demir değil, petrol değil.
Bu sefer hammadde biziz.
Hepimiz o cümleyi bir şekilde duyduk:
"Eğer bir ürüne para ödemiyorsanız, ürün aslında sizsiniz."
Peki bu cümlenin ağırlığını gerçekten taşıyabildik mi?
Arama motorlarına, sosyal ağlara, avucumuzun içindeki haritalara tek kuruş ödemiyoruz.
Ama bu "hayırsever" şirketler insanlık tarihinin en zengin imparatorluklarına dönüştü.
Trilyonlarca dolarlık bu servet nereden geliyor?
Dikkatimizden.
Alışkanlıklarımızdan.
O sonsuz kaydırmaya kurban ettiğimiz saatlerden.
Üstelik durum, "ürün" olmaktan çok daha vahim.
Bizler artık raflara dizilen süslü paketler bile değiliz.
Devasa veri madenlerinde durmaksızın işlenen bedava hammaddeyiz.
Gece yarısı hüzünlenip neyi aradığımız, bir fotoğrafta neden duraksadığımız, hangi haberde öfkelendiğimiz...
Bunların hepsi sessizce kayıt altına alınıyor.
Bu izler toplanıyor, analiz ediliyor.
Ve daha biz ne yapacağımızı bilmeden; yarın ne hissedeceğimiz, ne satın alacağımız, neye inanacağımız bir "tahmin" olarak pazara çıkıyor.
Kendi geleceğimiz, biz daha onu yaşamadan başkalarına satılıyor.
Telefonu her elimize aldığımızda aslında bir kumar makinesinin kolunu çekiyoruz.
"Belki bir beğeni, belki yeni bir haber" umuduyla beynimize anlık ödüller sunuluyor.
Bu sistem tesadüfen ortaya çıkmadı. Dünyanın en parlak zihinleri tarafından bizi ekrana hapsetmek için kuruldu; kasıtlı, hesaplı ve soğukkanlılıkla.
Bu düzeni kuranlar bile bugün "insan psikolojisinin zayıflıklarını istismar ettiklerini" itiraf ediyor.
Biz masumca bir video izlediğimizi sanıyoruz.
Arka planda ise başka bir hesap yapılıyor: Neyin bizi öfkelendireceği, neyin bizi daha derin bir yankı odasına hapsedebileceği titizlikle seçiliyor.
Çünkü öfke, dikkati ayakta tutan en ucuz ve en güçlü yakıttır.
Kocaeli'nin büyük fabrikalarında bir işçi vardiyası bitince kapıdan çıkar, dinlenir.
Cebimizdeki bu fabrikada vardiya hiç bitmiyor.
Uyurken bile veri üretiyoruz.
Sonuç ağır.
Daha kaygılı, daha yalnız, gerçeklikten kopmuş bir nesil. Kendi iradesiyle karar verdiğini sanan ama görünmez iplerle yönlendirilen toplumlar.
Ve şu soru artık ertelenemiyor:
Kararlarımız gerçekten bize mi ait, yoksa bir algoritmanın fısıltısı mı?
Bu "ücretsiz" illüzyonun bedelini ruh sağlığımızla, özgürlüğümüzle ve en acısıyla; kendimiz olma ihtimalimizle ödüyoruz.
O ekranı kilitleyip hayatın gerçeğine dokunmak, başkalarının kurduğu dijital esaretin değil kendi aklımızın efendisi olmak; bu çarka verilebilecek en onurlu cevaptır.
Şehrin en büyük fabrikası artık cebimizde.
Ve o fabrika her saniye bizi tüketiyor.
Bu yazımı okuduktan sonra:
Netflix'te yayınlanan Sosyal İkilem belgeselini izlemenizi öneririm.
Eski Facebook, Google ve Twitter mühendisleri kameraya bakıp itiraf ediyor. Bizi ekrana hapsetmek için hangi yöntemleri kullandıklarını, pişmanlıklarını ve bu makinenin içinden nasıl göründüğünü anlatıyorlar.
En rahatsız edici olan şu: Konuşanların çoğu kendi çocuklarına akıllı telefon vermiyor.
Bunu bilmek, her şeyi değiştiriyor.
Belki bu Ramazan, ekrana değil kendinize biraz daha zaman ayırmanın tam vaktidir.
Hayırlı Ramazanlar.
Ömer Karataş (Kocaeli Bağımlılıkla Mücadele ve Rehabilitasyon Derneği Yönetim Kurulu Başkanı)İnşaat Mühendisi — İnşaat Teknik Öğretmeni