*NELER OLUYOR HAYATTA*
Gündemin bir yanında Papa’nın Türkiye ziyareti var. Bana sorarsanız, diplomasi zemininde yanlış değil.
Devletler, büyük resme bakar; diyalog ve temas her zaman bir kapı aralar. Bu ziyaret de öyle okunmalı.
Tam da bu noktada hayatın içinden bir gerçeği hatırlarım…
Kurucu Rektörün başdanışmanıydım. Merkez kampüs arayışımız sürüyordu. Bana göre çok doğru, çok stratejik bir bölge belirlemiştim. Dönemin Belediye Başkanı Sefa Sirmen de sahaya sıcak bakıyordu; ancak alt kadro nedense işi ağırdan alıyordu.
Uzun uğraşlardan sonra, bir gün saat 20.00 sularında biten toplantıda yer seçimi nihayet netleşti. Ertesi gün öğleden sonra basınla birlikte duyuru yapılacaktı.
Ama ertesi sabah, ne olduysa oldu… Büyük emek vererek belirlediğimiz kampüs alanı bir anda Arslanbey’e kaydırılmıştı. Çok kızmıştım.
Kendi kendime, “Bir numara o… İç ve dış faktörler bu sonucu doğurmuştur,” diyerek teskin etmeye çalıştım.
Ardından deprem oldu. Ve benim desteklemediğim kampüs alanı çok zarar gördü.
Umuttepe ana kampüsü ise ikinci rektörümüz döneminde belirlendi.
“Peki hocam, sizin önerdiğiniz alan neresiydi?” diye merak eden çok olur.
İzmit Otogarı’ndasınız…
Sırtınızı otobüslerin yanaştığı bölüme verin ve karşıya, Yuvam tarafına bakın.
İşte o gördüğünüz geniş alanın tamamı.
Özellikle hızla kurulması için çok emek verdiğim Tıp Fakültesi’ne gelecekler için olağanüstü bir lokasyondu.
Olmadı.
Bu nedenle hep söylerim:
“Eğrisiyle doğrusuyla, sorumluluğu olan kişinin aldığı her karar; bir numarayı sonuçta olumlu ya da olumsuz mutlaka etkiler.”
Öte yanında, Türkiye’de her gün en az bir kadın öldürülüyor. Buna kelimeler yetmez. Sessizlik de yetmez. Hayatın ağırlığı bazen tek bir cümlede toplanır:
Şiddetin hiçbir türlüsüne tahammülüm yok. Şiddetin mazereti olmaz, bahanesi hiç olmaz.
2020–2024 döneminde sivil toplum verilerine göre en az 1.669 kadın öldürüldü.
2024, tek başına en karanlık yıllardan biri oldu.
2025’te yılın ilk yarısında en az 136 kadın daha katledildi.
Bu, her gün bir kadının bir erkek tarafından hayattan koparılması demek.
Bir diğer sıcak başlık ise uzun süredir tartışılan af meselesi.
Burada sözü yumuşak ama net bir yere koymak isterim:
> “Toplumsal barış ve yeniden kazanım için kapsayıcı, iyi tasarlanmış ve adaleti zedelemeyen bir düzenleme her zaman daha doğrudur.”
Mesele kısmi af ya da seçici düzenleme değildir; mesele toplumun vicdanına, adalet duygusuna ve yeniden kazandırma hedefine dayanan bir model oluşturmaktır.
Peki bütün bu konular belediyecilikle nasıl kesişir?
Aslında çok basit:
Dünyada örnekleri olan ama Türkiye’de pek konuşulmayan bir alan var:
Yerel kalkınma + sosyal rehabilitasyon modelleri.
Kandıra örneği bize çok şey anlatıyor
Kandıra Gıda İhtisas OSB’nin hemen yanında Kandıra Cezaevi bulunuyor.
OSB’deki işletmeler daha yarı kapasiteye bile tam geçmemişken bile nitelikli iş gücü ihtiyacı ortada.
Bu tablo büyük bir fırsat sunuyor:
Model: “İş Gücü Kazanım Programı”
(6 Aylık Hızlandırılmış Mesleki Eğitim + Sosyal Rehabilitasyon)
1) Eğitim Aşaması
Kocaeli Üniversitesi destekli hızlandırılmış mesleki sertifikalar:
Gıda teknolojileri
Makine bakım
Elektrik pano ve tesisat
Kalite kontrol
Temel üretim süreçleri
2) Çalışma Modeli
Cezası devam edenler: Gündüz OSB’de çalışır, akşam cezaevine döner.
Cezası bitmek üzere olanlar: Gündüz OSB’de çalışır, akşam evlerine gider. Topluma uyumu güçlenir.
Bu yöntem hem üretime katkı sağlar hem de yeniden topluma dönüşü kolaylaştırır.
Engel nerede?
Cezaevi statüsündeki bireylerin kamu kurumlarında çalışabilirken, özel sektör niteliğindeki OSB işletmelerinde aynı yetkinin tanımlı olmamasındadır.
Kocaeli Valiliği’nin bu konuda bir hazırlık yaptığı duyuluyor. Eğer bu aşılırsa Türkiye’nin en örnek modeli ortaya çıkar.
Belediyecilik açısından neden kıymetli?
Çünkü belediyeler:
OSB’lerle ortak eğitim birimleri kurabilir,
Sosyal kooperatif modelleri geliştirebilir,
İş gücü planlaması yapabilir,
Şehrin insan kaynağını verimli kullanabilir.
Bu sadece bir af tartışması değildir;
İnsanı, emeği, üretimi ve geleceği birlikte ele alma meselesidir.
Neler oluyor hayatta?
Bazen bir ziyaret…
Bazen bir acı haber…
Bazen bir yasa tartışması…
Hepsi bize aynı şeyi hatırlatır:
Şehirler, insanlar ve umutlar; iyi tasarlanmış modellerle güçlenir.
Adalet ise fırsatla, eğitimle ve doğru yönlendirmeyle tamamlanır.
Ve biz, bu ülkenin her köşesinde çalışan, üreten, bekleyen, umut eden herkes için daha iyi bir düzen kurmak zorundayız.
Çünkü şehir, ancak içindeki insan kadar güçlüdür.
Yorumlar
Kalan Karakter: