Evet Vay anasını Şimdi açtı Allah Allah
Bir şehrin kaderi bazen büyük projelerle, bazen de sessiz bir kültür etkinliğiyle değişir.
Film festivalleri de işte tam bu nedenle kıymetlidir:
Bir şehrin ışıklarını sadece gecenin karanlığında değil, insanların yüreğinde yakarlar.
Antakya’da da olan tam buydu.
Daha geçen yıl acıyı bir çocuğun yüzündeki tozdan, bir annenin suskunluğundan, bir mahallenin boşluğundan okuduğumuz o şehir…
Şimdi sinemanın ışığında yeniden adım adım doğruluyor.
Bir festivalin afişi bazen en sağlam kolon kadar umut taşır.
Bir film perdesi, bazen bir şehrin üzerine çöken enkaz kadar ağır bir duyguyu kaldırır.
Antakya, dün sadece bir festival düzenlemedi.
“Ben yeniden doğuyorum” dedi.
Her salon dolduğunda, her film gösterildiğinde, her alkış yükseldiğinde bu şehrin küllerinden kalkma iradesi daha da görünür oldu.
Benim orada olmamam önemli değildi.
Plaketin benim adıma teslim alınması da öyle…
Önemli olan Antakya’nın o sahnede dimdik durmasıydı.
Çünkü insan bazen bir şehre işte böyle uzaktan omuz verir:
Adıyla değil, emeğiyle…
Eliyle değil, kalbiyle…
Şehirler böyledir;
Bir gün gelirsin sana kucak açar,
bir gün gidemezsin ama oraya bir ses, bir nefes bırakmışsındır.
Benim Antakya’ya bıraktığım da tam olarak budur.
Ve Türkiye’nin herhangi bir şehri ister Antakya olsun, ister Adıyaman, ister İzmit
bir film festivaline ev sahipliği yaptığında o şehir görünür olur.
Esnaf kazanır, gençler ilham bulur, sokak nefes alır, kültür tazelenir.
Bir şehrin markası kapılara yazılmaz; insanların kalbine yazılır.
Festival dediğimiz şey de tam bu imzadır.
Dünyada bir Türk filmi ödül aldığında,
sadece yönetmen değil, o yönetmeni yetiştiren şehir de kazanır.
Bir ülkenin kültür yolculuğu, aslında şehirlerinin birbirine bıraktığı manevi mirastır.
Ve ben şuna inanırım:
Bir ülkeyi geleceğe taşıyan yollar bazen asfaltla değil, kültürle döşenir.
Bir şehrin kalbinde sinema varsa, orada umut da vardır.
Umut varsa; yangından sonra yeniden kurulan bir hayat,
depremden sonra yeniden tutan bir dal,
yorgun düşen bir toplumun yeniden doğrulan nefesi vardır.
İşte bu yüzden…
Film festivalleri, şehirlerin sessiz kahramanıdır.
Ve şehirler yaşarsa; ülke de yaşar.
İzmit’e gelince…
İzmit’in kültür hafızasını diri tutan çok değerli girişimler vardır.
Özellikle Art Nicomedia gibi oluşumların tarih, kültür ve arkeoloji alanındaki çalışmaları;
aynı zamanda İzmit Uluslararası Kısa Film Festivali gibi organizasyonlarıyla sinemaya da hayat veren faaliyetleri,
şehrin kültür damarını uzun yıllardır canlı tutmaktadır.
Bu tür girişimler önemlidir…
Ve şunun özellikle altını çizmek gerekir:
Bir şehirde kültür sadece belediyenin işi değildir.
Dernekler, platformlar, sivil inisiyatifler, gençler, gönüllüler…
Bir şehir kültürle büyürse, bunu birlikte yapar.
Bu nedenle Nikomedia’nın yaptığı çalışmalar, İzmit’in geçmişten bugüne taşıdığı kültür yolculuğunun kıymetli bir parçasıdır.
Fakat bir gerçek daha vardır:
Film festivalleri, yalnızca bir kültürel etkinlik değildir;
bir şehrin geleceğe dönük vizyon beyanıdır.
Geçmişi hatırlatır ama bugünü de cesaretlendirir.
Tarihi sahiplenir ama gençleri sahneye çağırır.
Kökleri korur ama dalları büyütür.
Ve İzmit sanayinin gölgesinden kültürün ışığını çıkarabilen bu şehir
kendi büyük sahnesini çok daha geniş bir vizyonla kurabilecek güçtedir.
Çünkü ben biliyorum:
Bir şehir sinemaya yakışıyorsa, geleceğe de yakışıyordur.
İzmit de o şehirlerden biridir.
Ve belki de en güzeli şudur:
Bir gün İzmit’in sokaklarında, bir festival akşamında, bir film ışığında genç bir çocuk
“Ben de yaparım!”
derse…
İşte o zaman sadece bir festival değil, bir gelecek başlar.
Yorumlar
Kalan Karakter: