19 Temmuz 2026 - Pazar

*NEDEN ŞİMDİ?*

*NEDEN ŞİMDİ?*

Yazar - Necmi Cemal
Okuma Süresi: 4 dk.
410 okunma
Necmi Cemal

Necmi Cemal

necmiozdemir@gmail.com -
Takip EtGoogle News

*NEDEN ŞİMDİ?* 

20 Temmuz yaklaşıyor...
Kıbrıs...
Bizim için sadece bir ada değildir.
Kıbrıs; tarihtir.
Mücadeledir.
Şehitlerimizdir.
Gazilerimizdir.
Milli hafızamızdır.
İşte tam da bu yüzden, Kıbrıs gibi milletimizin ortak hafızasında yer eden konular; günlük hesapların, geç kalmış açıklamaların ya da zamana göre değişen söylemlerin gölgesinde tartışılmamalıdır.
Böylesine anlamlı günler yaklaşırken, geçmişe ait iddialar, belgeler, açıklamalar ve tartışmalar yeniden gündeme geliyor.
Elbette gerçekler konuşulmalıdır.
Hatta konuşulmak zorundadır.
Ama benim aklıma hep aynı soru geliyor:
NEDEN ŞİMDİ?
Eğer bugün anlatılanlar yıllardır biliniyorduysa, neden o gün konuşulmadı?
Eğer gerçekten kamuoyunu ilgilendiren yanlışlar, usulsüzlükler ya da etik dışı davranışlar vardıysa, neden yıllarca sessiz kalındı?
Gerçeklerin de bir sorumluluğu vardır.
Yanlış, üzerinden yıllar geçince yanlış olmaktan çıkmaz.
Doğru; zamanı gelince hatırlanacak bir mevsim meyvesi değildir.
Doğru, zamanı geldiği için değil; gerektiği için söylenmelidir.
Çünkü hakikatin takvimi olmaz.
Bu sorgulama yalnızca siyaset için geçerli değildir.
Derneklerde...
Vakıflarda...
Şirketlerde...
Meslek odalarında...
Sendikalarda...
Kısacası, hayatın her alanında aynı manzarayla karşılaşabiliyoruz.
İnsanlar makamdayken susuluyor.
Görev sona erince konuşuluyor.
Oysa cesaretin gerçek değeri, risk varken ortaya çıkar.
Koltuk boşaldıktan sonra söylenen sözler, çoğu zaman gerçeğe hizmet etmekten çok, zamana göre saf değiştirmeyi düşündürür.
Toplumun ihtiyacı dedikodu değildir.
Toplumun ihtiyacı; belgeye dayanan, zamanında yapılan ve hukukun önünde karşılığını bulan açıklamalardır.
Çünkü geciken her doğru, büyüyen bir yanlışın gölgesinde kalabilir.
Son yıllarda genç kuşaklar da güven duygularını defalarca sorgulamak zorunda kaldı.
Büyük umutlarla destek verdikleri kişi ve kurumların, zaman içinde söyledikleriyle yaptıkları arasındaki farklara tanık oldular.
Bu durum, toplumda en zor onarılan duygulardan birini; güven kaybını beraberinde getirdi.
İsimler değişebilir.
Makamlar değişebilir.
Şartlar değişebilir.
Ama değişmeyen tek gerçek şudur:
İnsanlar en çok, boşa çıkan güvenlerine üzülür.
Ben bugün isimleri tartışmıyorum.
Ben kişileri de tartışmıyorum.
Ben bir anlayışı sorguluyorum.
Eğer biliyordunuz...
Neden sustunuz?
Eğer bilmiyordunuz...
Bugün bu kadar kesin nasıl konuşuyorsunuz?
Asıl mesele konuşmak değildir.
Asıl mesele, doğruyu zamanında söyleyebilmektir.
Çünkü vicdanın erteleme hakkı yoktur.
Gerçeğin de bekleme odası olmaz.
Hakikat; işimize geldiğinde değil, gerektiğinde söylenmelidir.
Ve unutmayalım...
Tarih; susanları değil, zamanında konuşma cesareti gösterenleri hatırlar.
Çünkü geç kalan doğrular, yalnızca gerçeği geciktirmez; adalete olan güveni de aşındırır.
Hakikatin değeri, söylendiği sözde değil; söylendiği zamandadır.
Çünkü bazen en büyük zarar, gerçeğin kendisinden değil; gerçeğin yıllarca suskun bırakılmasından doğar.
İşte bu yüzden bugün de aynı soruyu sormaya devam ediyorum:
NEDEN ŞİMDİ?

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Tüm Yazıları
ss