Ben Geçinebiliyorum

Necmi Cemal
necmiozdemir@gmail.com -Geçenlerde biri bana,
“Hocam siz yine iyisiniz, en azından geçinebiliyorsunuz” dedi.
Bir an durdum.
Ne “evet” diyebildim,
ne de “iyi” kelimesini içime sindirebildim.
Çünkü geçinmek,
artık iyi olmak demek değil.
Ben geçinebiliyorum.
Ama bu cümleyi kurarken,
rahat bir hayatı değil,
ayakta kalabilmeyi kastediyorum.
Bugün öğretmenlerin, akademisyenlerin,
pek çok kamu çalışanının maaşı
tek başına yetmiyor.
Bu yüzden hayat,
tek iş üzerinden değil,
çoklu emek üzerinden kuruluyor.
Danışmanlıklar,
AR-GE projeleri,
açık öğretim görevleri,
gözetmenlikler,
ek dersler…
Yani geçinmek;
akşam eve gelince dinlenmekle değil,
başka bir işe hazırlanmakla mümkün oluyor.
Bu bir tercih değil.
Bu bir zorunluluk.
Bir gerçek daha var ki,
çoğu zaman konuşulmuyor:
Bugün bu ülkede öğretmenlerin, akademisyenlerin
büyük bölümünde evlere iki gelir giriyor.
Ama bu ikinci maaş,
bedelsiz gelmiyor.
İki kişi çalışıyorsa,
çocuklar çoğu zaman
ya büyük ebeveynlere,
ya bakıcılara,
ya da kreşlere emanet ediliyor.
Ve bu emanet,
sadece saatlerle ölçülmüyor.
Biraz eksik ilgi,
biraz ertelenmiş sevgi,
biraz “sonra konuşuruz” denilen anlar
bu denklemin sessiz tarafını oluşturuyor.
Kimse bunu yüksek sesle söylemiyor
ama herkes biliyor:
İki maaşlı evler,
aynı zamanda iki zamanlı eksiklik yaşıyor.
Çocuklar büyüyor,
ama anne-baba çoğu zaman
yorgun.
Akşamlar kısa,
hafta sonları telafiyle geçiyor,
hayat sürekli yetişilecek bir şey hâline geliyor.
Ben geçinebiliyorum.
Ama bunun karşılığında,
sadece daha çok çalışmıyorum;
bazen evde olmam gereken saatleri de
başka yerlerde bırakıyorum.
Ve tam burada durup sormak gerekiyor:
Bu mu olmalıydı?
Bir ülke,
geleceğini emanet ettiği öğretmenine,
bilgiyi üreten akademisyenine,
“Yetmiyorsa başka iş yap” derken,
bu bedelleri de göze almış mıydı?
Cumhuriyet’in kurucu aklı
bunu böyle tarif etmedi.
O akıl şunu söyledi:
Toplumu ayakta tutan meslekler,
toplumun en güvenceli kesimi olmalıdır.
Bugün mesele maaş hesabı değildir.
Mesele itibardır.
Mesele önceliktir.
Mesele adalettir.
Ben geçinebiliyorum.
Ama bu,
daha çok çalışarak,
daha az dinlenerek,
daha az birlikte zaman geçirerek mümkün oluyor.
Ve biliyorum:
Bu düzen sürdürülebilir değildir.
Bir ülkede geçinmek;
kişisel beceriyle değil,
kamusal vicdanla sağlanır.
Ben geçinebiliyorum.
Ama bu cümle,
bir başarı hikâyesi değil,
bir uyarıdır.
Ve bu uyarı,
herkes hem geçinebildiğinde
hem de çocuklarına zaman ayırabildiğinde
anlamını bulacaktır.