Tarzıyla Farklılaşanlar

Necmi Cemal
necmiozdemir@gmail.com -Sadri Alışık’ı çok severim.
Aziz Üstel’i de.
Orhan Boran’ı da…
Geçtiğimiz günlerde Orhan Boran’ın, Sedef Kabaş ile yaptığı bir söyleşiyi dinledim. Meğer bilmediğim ne çok yönü varmış. Galatasaray Lisesi mezunu olduğunu, BBC’nin açtığı sınavı 221 kişi arasından birinci olarak kazandığını öğrendim. Ancak asıl dikkatimi çeken, TRT’ye geçip tek başına program yaptığı dönem oldu.
Çünkü Orhan Boran’ın dönemi bugünkü gibi değildi.
O yıllarda tekti.
Alternatif yoktu, rekabet yoktu, kıyaslanacağı kalabalıklar yoktu.
Buna rağmen şımarmadı.
Daha çok çalıştı.
Kendini tekrar etmek yerine kendini geliştirdi.
Kendisiyle özdeşleşen beyaz mendilin hikâyesi de bunu anlatır. Program sırasında çok heyecanlandığını, terlediğini ve bunu seyirciye belli etmemek için mendili zamanla tarzının bir parçası hâline getirdiğini anlatıyordu.
Yani küçük bir ayrıntı, emek ve zekâyla bir kimliğe dönüşmüştü.
Bu yüzden yalnızca döneminin değil, hafızanın insanı oldu.
Cem Yılmaz, Yılmaz Erdoğan, Beyazıt Öztürk, Ata Demirer…
Bu isimler birbirine yakın dönemlerin insanlarıdır. Aynı medya ikliminde, benzer imkânlarla var oldular. Ama onları kalıcı kılan şey; yalnızca yetenekleri değil, kendilerine özgü duruşları oldu.
Taklit etmediler.
Başkasına benzemeye çalışmadılar.
Mütevazı ama net bir çizgide, nezaketi elden bırakmadan kendileri olarak kaldılar.
Kalıcılık tam da buradan geldi.
Barış Manço’yu özellikle anmak istiyorum.
Çünkü o, yaşadığı dönemde farklı kesimlerin kendisinden bir şey bulabildiği ender isimlerden biriydi.
Şarkılarıyla, kıyafetiyle, diliyle ve Anadolu’ya bakışıyla;
kimi zaman bir tarafın, kimi zaman başka bir tarafın kendine yakın hissettiği ama aslında herkesin ortak hafızasında yer edinen bir isimdi.
“Unutma ki dünya fani…” derken de,
“Oku Bakayım” derken de…
Kimseyi dışlamadan, kimseyi ötekileştirmeden, kendi çizgisini bozmadan yürüdü.
Belki de bu yüzden, yıllar geçmesine rağmen hâlâ izleniyor, hâlâ anlatılıyor ve hâlâ birleştirici bir anlam taşıyor.
Günümüzde de Serhan Asker’i anmamak olmaz.
Bugün 595. programını Erzurum’da yaptı. Eleştirel bir karikatür yayımlandığında buna kızmak yerine, misafirperverliği ve sağduyulu yaklaşımı nedeniyle Erzurum Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Sekmen’e teşekkür etti.
Farklı görüşlere sahip insanların aynı programda olmasalar bile övgü ile anılması kıymetli.Bunun belgesi de reytingler zaten.
Aslında tüm bunlar yalnızca sanatçılarla ilgili değil.
Şehirler için de, yerel yöneticiler için de geçerli bir gerçeklikten söz ediyoruz.
Bir kenti ileri taşıyan şey;
bütçesi ya da binası değil,
kimliğidir.
Tarzıdır.
Liderlik de tam burada başlar.
Herkese benzeyen değil,
herkesi dinleyen ama kendi çizgisi olan liderler iz bırakır.
Şehirler de böyledir.
Kimliğini bilen şehirler hatırlanır.
Kendi hikâyesini anlatabilen şehirler bağ kurar.
Taklit edenler çoğalır ama silinir.
Tarzı olanlar kalır.
Yani ne yaparsanız yapın…
Hangi platformda olursanız olun…
Eğer kendinize özgü bir tarzınız yoksa,
kalabalıkta kaybolursunuz.
Ama tarzınız varsa;
fark edilirsiniz,
hatırlanırsınız
ve iz bırakırsınız.