*YANGIN PASAPORT SORMAZ*
*YANGIN PASAPORT SORMAZ*

Necmi Cemal
necmiozdemir@gmail.com -*YANGIN PASAPORT SORMAZ*
"Orman yangınlarıyla mücadelede en büyük başarı, söndürmek değil; hiç başlamamasını sağlamaktır."
Bazı gerçekleri kitaplardan öğrenirsiniz.
Bazılarını ise hayat öğretir.
Ben orman yangınlarının gerçek yüzünü, yıllar önce Bolu'da çıkan büyük bir yangının tam ortasında öğrendim.
Alevleri uzaktan seyredenlerden değildim.
Dumanın içine girdim.
Rüzgârın bir anda yön değiştirmesiyle, yangının birkaç dakika içinde nasıl bambaşka bir karaktere büründüğünü gördüm.
Bir anda her şey değişmişti.
Alevler artık yalnızca önümüzde değildi.
Rüzgârın taşıdığı korlar, adeta mermi gibi yüzlerce metre öteye sıçrıyor; düştüğü her noktada yeni yangınlar başlatıyordu.
İşte o an anladım...
Yangın, yalnızca gördüğümüz alev değildir.
Kontrol edilemeyen sıcaklıktır.
Yön değiştiren rüzgârdır.
Boğazı yakan dumandır.
Ve insanın çaresizliğidir.
O gün sadece ağaçların yanışını görmedim.
İnsan ihmaliyle birleşen ateşin, nasıl önüne geçilemez bir felakete dönüştüğüne de tanıklık ettim.
İşte o gün öğrendim ki...
Orman yangınları, televizyonda birkaç dakika izleyip geçtiğimiz görüntülerden ibaret değildir.
Ateşin bir dili vardır.
Dumanın bir kokusu vardır.
Rüzgârın bir karakteri vardır.
Ve geride bıraktığı sessizlik, çoğu zaman alevlerden daha yakıcıdır.
Bugün Akdeniz Havzası'nın herhangi bir köşesinde büyük bir orman yangını çıksa, aynı acıyı hissediyorum.
Çünkü artık biliyoruz ki...
Orman yangınları yalnızca Türkiye'nin değil, bütün Akdeniz coğrafyasının ortak meselesidir.
İspanya'da...
İtalya'da...
Yunanistan'da...
Portekiz'de...
Ve ülkemizin dört bir yanında...
Yaşanan her büyük yangın bize aynı gerçeği yeniden hatırlatıyor.
Haritalar değişebilir.
Bayraklar farklı olabilir.
Ama yükselen duman aynı gökyüzüne karışır.
Çünkü yangın pasaport sormaz.
Bilim insanları yıllardır aynı uyarıyı yapıyor.
Akdeniz Havzası giderek daha sıcak...
Daha kurak...
Daha kırılgan bir iklime doğru ilerliyor.
Sıcaklık artıyor.
Bağıl nem düşüyor.
Kurak dönem uzuyor.
Şiddetli rüzgârlar daha sık görülüyor.
Yangın sezonu her yıl biraz daha uzuyor.
Bütün bunlar, küçük bir kıvılcımın birkaç dakika içinde devasa bir felakete dönüşmesine zemin hazırlıyor.
Ancak...
Bütün suçu iklim değişikliğine yüklemek de doğru değildir.
Çünkü bugün çıkan orman yangınlarının büyük bölümü hâlâ insan kaynaklıdır.
Söndürülmeyen bir sigara izmariti...
Kontrolsüz yakılan bir anız...
Bahçe atıklarının dikkatsizce yakılması...
Kaynak veya taşlama sırasında sıçrayan tek bir kıvılcım...
Bakımı ihmal edilen enerji iletim hatları...
Ya da yalnızca birkaç saniyelik dikkatsizlik...
Bazen binlerce hektarlık ormanı yok etmeye yetiyor.
Yıllardır yangın güvenliği alanında çalışan bir mühendis olarak aynı cümleyi tekrar ediyorum:
En başarılı yangın, hiç başlamayan yangındır.
Bugün Türkiye, orman yangınlarıyla mücadelede önemli bir teknoloji seviyesine ulaşmıştır.
İnsansız hava araçları...
Yangın gözetleme kameraları...
Yapay zekâ destekli erken uyarı sistemleri...
Meteorolojik analizler...
Dinamik risk haritaları...
Karar destek yazılımları...
Erken tespit ve hızlı müdahale kabiliyeti...
Bunların her biri son derece kıymetlidir.
Ancak hiçbir teknoloji...
Hiçbir uçak...
Hiçbir helikopter...
Hiç başlamamış bir yangın kadar başarılı olamaz.
Çünkü yangın büyüdüğünde artık yalnızca ateşle değil...
Zamanla yarışılır.
Bugün çağdaş ormancılık anlayışının odak noktası da budur.
Soru artık yalnızca;
"Yangını nasıl söndürürüz?" değildir.
Asıl soru şudur:
"Yangını nasıl hiç çıkarmayız?"
İşte gerçek başarı tam da burada başlar.
Bir çocuğa ormanda ateş yakmamayı öğretmek...
Bir çiftçiyi anız yakmaması konusunda bilinçlendirmek...
Bir piknikçinin ayrılırken közünü tamamen söndürmesini sağlamak...
Belki de binlerce ağacı kurtarmaktır.
Çünkü doğa bize bırakılmış sınırsız bir miras değildir.
Çocuklarımızdan ödünç aldığımız en değerli emanettir.
Onu kullanacağız.
Üreteceğiz.
Gezeceğiz.
Dinleneceğiz.
Ama her adımımızı, bizden sonrakileri düşünerek atacağız.
Çünkü medeniyet;
Doğaya hükmetmek değil,
Onunla uyum içinde yaşayabilmektir.
Yangınla mücadele ilk siren çaldığında başlamaz.
İlk kıvılcım oluşmadan önce başlar.
Bu yüzden sorumluluk yalnızca devletin değildir.
Ormana girenin de...
Pikniğe gidenin de...
Çiftçinin de...
Sanayicinin de...
Enerji altyapısını işleten kurumların da...
Yoldan geçen sürücünün de...
Kısacası...
Hepimizin.
Top ne rüzgârdadır.
Ne kavurucu sıcaktadır.
Ne de kaderdedir.
Top bizdedir.
Çünkü geleceği kurtaracak olan;
Teknolojiden önce bilinçtir.
Kanundan önce ahlaktır.
Cezadan önce vicdandır.
Ve unutmayalım...
Bir orman, yandığı gün yok olmaz.
Aslında yıllar önce yapılan küçük bir ihmalin, o gün görünen sonucudur.
Kurtarılan her orman ise;
Yalnızca o gün verilen mücadelenin değil...
Yıllar önce verilen doğru eğitimin...
Topluma kazandırılan çevre bilincinin...
Kurulan güçlü sistemlerin...
Ve paylaşılan ortak sorumluluğun eseridir.
Çünkü en büyük kahramanlık;
Alevlerin içine koşmak değil,
O alevlerin hiç yükselmemesini sağlamaktır.
Öyleyse...
Çocuklarımıza yalnızca ağaç dikmeyi değil...
Ormanı sevmeyi de öğretelim.
Ormanı korumayı da öğretelim.
Doğayla uyum içinde yaşamayı da öğretelim.
Çünkü geleceği korumanın yolu;
Bugünün ormanlarını korumaktan geçer.
Haritalar değişebilir.
Bayraklar farklı olabilir.
Ama yükselen duman aynı gökyüzüne karışır.
Çünkü yangın pasaport sormaz.
Bu ülkenin ormanları da...
Nefesi de...
Suyu da...
Gölgesi de...
Yarını da...
Bize emanet.
Ve emanete sahip çıkmak, yalnızca bugünü değil; yarını da korumaktır.