Türk milletinin tarih sahnesindeki yürüyüşü, yalnızca savaş meydanlarında kazanılan muharebelerle değil; inançla, iradeyle ve topyekûn bir var olma kararlılığıyla şekillenmiştir. İşte 30 Ağustos 1922, bu kararlılığın zirveye çıktığı, Türk’ün kendi kaderini yeniden yazdığı gündür.
Sakarya’dan Dumlupınar’a Giden Yol
1919’da Samsun’a çıkan Mustafa Kemal Paşa, Erzurum ve Sivas kongrelerinde milletin iradesini tek dayanak ilan etti. O günlerde Anadolu işgal altındaydı: İzmir’de Yunan, Güney’de Fransız, Doğu’da Ermeni çeteleri; Karadeniz’de Pontus örgütleri; İstanbul’da işgal kuvvetleri. Umut tükenmiş, Osmanlı idaresi teslimiyetçi bir yol seçmişti.
Ama Türk milleti teslim olmadı. 1920’de açılan Büyük Millet Meclisi, Ankara’dan bütün cihana şu mesajı verdi: “Milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.”
Sakarya Meydan Muharebesi (23 Ağustos – 13 Eylül 1921), işte bu inancın ilk büyük sınavıydı. Yunan ordusu Ankara önlerine kadar gelmişti. Mustafa Kemal’in “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır; o satıh bütün vatandır” emri, yalnızca bir savaş taktiği değil; milletin topyekûn dirilişinin manifestosuydu. Sakarya Zaferi, Türk ordusunun moral üstünlüğünü geri kazanmasını sağladı ve Dumlupınar’a giden yolun kapısını araladı.
Büyük Taarruz’un Dehası
Bir yıl boyunca hazırlıklar sürdü. Ordunun eksikleri giderildi, millet son varını yoğunu ortaya koydu. Cepheye taşınan her mermi, kağnılarla geceleri ilerletilen her top, Türk’ün “son nefese kadar mücadele” azmini temsil ediyordu.
Ve 26 Ağustos 1922 sabahı Kocatepe’den yükselen top sesleriyle Büyük Taarruz başladı. Dört gün süren çetin muharebeler sonunda, 30 Ağustos’ta Dumlupınar’da düşman ordusu imha edildi. Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’nın bizzat yönettiği bu meydan muharebesi, dünya tarihinin en kesin sonuçlu zaferlerinden biri oldu.
Milletin Fedakârlığı
Bu zafer yalnızca komutanların değil, milletin eseridir. Türk kadını cepheye cephane taşıdı, çocuklar ulaklık yaptı, yaşlılar tarlalarını bırakıp asker için iaşe hazırladı. Köylüler saban yerine tüfek taşıdı. İşte bu yüzden 30 Ağustos, yalnızca bir askeri zafer değil; milletin yeniden doğuşudur.
Mustafa Kemal Paşa’nın dediği gibi:
“Bu zafer, yalnızca düşman ordusunun değil, Türk milletini köle yapmak isteyen bütün emperyalistlerin hezimete uğratılmasıdır.”
Stratejik Sonuçlar
30 Ağustos’un anlamını doğru kavramak gerekir. Eğer bu zafer kazanılmasaydı:
Anadolu’nun kalbi Yunan işgalinde kalacak,
Türk milleti manda ve himaye altında küçük bir eyalete dönüşecek,
Cumhuriyet asla ilan edilemeyecekti.
Kazanılan zaferle yalnızca Yunan ordusu değil, aynı zamanda İngiliz’in, Fransız’ın, İtalyan’ın emperyalist planları da tarihin çöplüğüne atıldı. Bu yönüyle 30 Ağustos, sadece bir ulusun değil, mazlum milletlerin de umudu olmuştur.
Atatürk’ün Liderliği
Bu zaferin merkezinde Mustafa Kemal Paşa vardır. Onun stratejik dehası, sabrı ve ileri görüşlülüğü, Türk milletini yok olmaktan kurtardı. Savaş meydanında verdiği emirler kadar, milletin moralini diri tutan kararlılığı da zaferin temeliydi.
Nitekim, Dumlupınar zaferinden sonra söylediği şu cümle, bu mücadelenin özünü ifade eder:
“Zafer, milletin azim ve kararıyla kazanılmıştır.”
Bugüne Düşen Pay
Aradan 103 yıl geçti. Bugün de dünya Türk milletini farklı kuşatmalarla teslim almaya çalışıyor: terör örgütleriyle, ekonomik baskılarla, siyasi oyunlarla. İşte bu yüzden 30 Ağustos’u yalnızca bir tarih olarak değil, bir ders olarak okumak gerekir.
Bu zafer, bize şunu öğretiyor:
Türk milleti esaret zincirini asla boynuna geçirmez.
30 Ağustos, geçmişin değil, geleceğin pusulasıdır.
---
Devam edecek...
Yarınki yazımızda: “Atatürk ve Emperyalizme Karşı Küresel Etki: 30 Ağustos’un Dünyaya Mesajı”
Strateji Uzmanı
Gazeteci Yazar
Gökalp Şentürk
Yorumlar
Kalan Karakter: