EĞİTİMDEKİ ÇÖKÜŞÜN SORUMLUSU KİMDİR?

Bir problemimizi devletin zirvesindeki ismin kabullenmesi, benim yaramı depreştirdi. Bu bakımdan önce, eğitim üzerinde durmak istiyorum: Ömrümün en verimli çağını eğitime verdim....

EĞİTİMDEKİ ÇÖKÜŞÜN SORUMLUSU KİMDİR?

Bir problemimizi devletin zirvesindeki ismin kabullenmesi, benim yaramı depreştirdi. Bu bakımdan önce, eğitim üzerinde durmak istiyorum: Ömrümün en verimli çağını eğitime verdim....

EĞİTİMDEKİ ÇÖKÜŞÜN SORUMLUSU KİMDİR?

Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri töreninde yaptığı konuşmada iki alandaki eksiklerini kabullendi. İfadesi aynen şöyle: "İki alanda arzu ettiğimiz seviyeye ulaşamamaktan üzgünüm. Biri eğitim, diğeri kültür sanat." ...

Bir problemimizi devletin zirvesindeki ismin kabullenmesi, benim yaramı depreştirdi. Bu bakımdan önce, eğitim üzerinde durmak istiyorum: Ömrümün en verimli çağını eğitime verdim. 22 yıl çeşitli liselerde öğretmenlik yaptım. Ancak öylesine hüsrana uğradım ki, okulların kapanmasına bir ay kala, emekliliğimi isteyerek eğitimle ilişkimi kestim.

Mesleğimi aşk derecesinde seviyordum. Yazılarımdan beni takip eden öğrencilerim vardır, umarım şahitlik edeceklerdir. Derslerimin bir dakikasını boş geçirmedim. O yavruları bana verilmiş bir emanet olarak gördüm, konularımı konferans edasıyla anlatmaya çalıştım. Ancak, öğretmen kitlesi eğitimin mimarları olmasına rağmen, okumuyorlardı. Bir dönem bin bir hevesle bir 'Öğretmen Armağanı' adıyla eğitimin çeşitli meselelerinin irdelendiği bir kitap çıkardık ve bunu ücretsiz olarak öğretmenlere dağıttık.

Benim meslektaşlarımın birçoğu, ‘Aman canım sende, ne lüzumsuz işlerle uğraşıyorsunuz’, diyerek eline verdiğimiz kitapların sayfalarını merakla olsun açıp şöyle bir bakmadan dolaplarına koydular. Daha sonra bazı kitapları çöp sepetinden toplamanın kahrını yaşadım.

Eğitip yetiştiriyor ve okullara gönderiyorsunuz, sonra çocuklarınızı onlara emanet ediyorsunuz, birçoğunda o ruh ve heyecan oluşmamış. Cephelerde canını feda eden bir milletin, çocuklarını emanet ettiğimiz öğretmen o fedakâr şehitlerin torunlarına karşı sorumluluğunun idrakinde mi acaba?

Eğitim, doğrudan kurtuluş savaşıdır. Cephede kaybettiğimizi sınıflarda kazanamazsak, içeriden daha büyük işgallere maruz kalacağımızın farkında olamadık. Yani insana yatırımı ekonomiye yatırımın önüne alamadık!

Bu ifadelerimle elbette bütün öğretmenleri kast etmiyorum. Kuşkusuz, benden daha idealist öğretmenler de vardı, olmuştur ve olacaktır. Ancak çoğunluğu mesleğinin şuuruyla hizmet yürütmüyor gibi geliyor bana. Öyle olsaydı, özel okullar, özel dershaneler çıkmazdı ortaya.
Ha, öğretmen genel hatlarıyla böyle de, veli düzgün mü?
Hayır, birçok veli duyarsız, ilgisiz ve hatta cahil!

Çocuğuna ne yaptığının farkında değil; ‘başımdan gitsin de ne yaparsa yapsın’, diyen yığınla baba ve anne var bu ülkede. Özel okula gönderenlerin birçoğu da öğretmeni kiralık hademe gibi görüyor. Bir öğretmenin gözyaşları içinde anlattığı olaya bakın: “Çocuğunu uygunsuz tavrından dolayı azarladığım eczacı Veli geldi bana, ‘benim paramla burada görev yapıyorsun, benim çocuğuma nasıl karışırsın, Vurdumu seni duvara yapıştırırım!’Diyerek tehditte bulundu.

Bu meslekte şunu öğrendim, bir ülkeyi geri bırakmak istiyorsanız eğitimini bozun. Başka hiçbir şeye ihtiyaç yoktur!

Cumhuriyetin ilanından buyana eğitim sistemimizdeki mevzuat değişiklikleri, yönetmenlik düzenlemeleri cumhuriyetin yaşıyla eşittir. Hemen her yıl yeni bir anlayış uygulamaya konulur ve hepsinde hüsrana uğranılır.

Niye?

Çünkü eğitimi insan mühendisliği olarak algılayamadık. Okulları insanı inşa etme atölyesi olarak göremedik. Çocuklar sokaktan sınıflara toplatılsın, öğretmen ders veremiyorsa, çobanlık yapsın, algısı yerleşti eğitim sisteminin ruhuna.
Bunları gördüğüm için meslekten soğudum. Mayıs ayında emekliliğim istedim, bir ay da hiçbir karşılık beklemeden derslere devam edip çocukların notlarını verdim, ama bir daha sınıfa dönmedim.
Sayın Cumhurbaşkanı, şikayet makamında olmamalıdır. 12 yılda kaç Milli Eğitim Bakanı atadı ona bakmalıdır. Bu bakanların meslek dökümüne, kariyerine, eğitim anlayışına, eğitime karşı sevdalı olup olmadığına bakmalıdır.
Selçuklularda Nizamiye Medreselerini Kuran Nizam’ül Mülk’ü, Sultan Melikşah görevden alır, bunun üzerine onun kendisine gönderdiği mektup ibretliktir: “Selçuklunun devlet gücü, senin mührünle benim (divitim) kalemim üzerinde ayaktadır. Kalemi çekince, o mühürle bu devlet ayakta duramaz!” Melikşah düşünür Başvezir’e hak verir ve geri göreve iade eder. Başvezir bugünkü Başbakandır, ama adamın işi sadece siyaset değil, eğitimdir de. Onun için, bugün onun adıyla andığımız ‘Nizamiye Medreseleri’ dediğimiz dünyanın hayran kaldığı medreseler zincirini kurmuş ve onu bir ata mirası olarak Osmanlıya devretmiştir.
Şimdi şunu diyebilirsiniz, eleştiri kolay da çare nedir?
İzniniz olursa bir sonraki konumuz bu olsun.

Muhsin İlyas Subaşı / ulkepostasi.com


Reklam

YORUMLAR

  • 0 Yorum