Türkiye Penceresi: Ekonomi Konuşuyoruz Ama Ne Kadar Egemeniz?

Süleyman Aksoy
SuleymanAksoy@gmail.com -Türkiye’de ekonomi uzun zamandır konuşuluyor.
Faiz konuşuluyor, kur konuşuluyor, bütçe konuşuluyor.
Ama nedense pek sorulmayan bir soru var:
Biz bu ekonomide ne kadar söz sahibiyiz?
Bir çiftçi ektiği ürünü kaça satacağını bilmiyorsa,
bir sanayici maliyetini bir ay sonrasına öngöremiyorsa,
bir genç mezun olduğunda hangi ülkede çalışacağını daha okuldayken planlıyorsa,
orada sadece ekonomik bir sorun yoktur.
Orada bir egemenlik sorunu vardır.
Egemenlik yalnızca sınırla ilgili değildir.
Sadece bayrakla, sadece güvenlikle de ilgili değildir.
Egemenlik, alın terinin karşılığını bu topraklarda alabilmekle ilgilidir.
Ürettiğinin fiyatını başkasının değil,
kendi aklının ve emeğinin belirleyebilmesiyle ilgilidir.
Bugün tarımı konuşurken
destek kalemlerine sıkışıyoruz.
Oysa mesele destek değil,
çiftçinin oyunun içinde kalıp kalamadığıdır.
Girdiyi dışarıdan al,
fiyatı başkası belirlesin,
ürünü ucuza sat,
sonra “neden üretim düşüyor” diye sor…
Bu bir tarım politikası değil,
bu bir bağımlılık döngüsü.
Sanayide de tablo farklı değil.
Üretiyoruz ama ana halkalarda başkasına bağlıyız.
Katma değeri konuşuyoruz ama
karar mekanizmaları bize ait değil.
İşte tam burada durup şunu sormak gerekiyor:
Ekonomi büyürken,
ülkenin iradesi de büyüyor mu?
Bizim aradığımız şey,
kapanan bir ekonomi değil.
Dünyaya sırtını dönen bir anlayış hiç değil.
Bizim aradığımız şey;
dünyayla ilişki kurarken
kendi önceliklerini koruyabilen bir ekonomi.
Yani adı konmamış ama herkesin hissettiği bir ihtiyaç:
Egemenlik ekonomisi.
Bu;
çiftçinin toprağında kalabildiği,
sanayicinin plan yapabildiği,
gencin “gitmek zorundayım” demediği
bir düzen demek.
Bu bir gecede kurulmaz.
Ama bir yerden başlanır.
Biz de tam olarak oradayız.
Ezber bozmadan, bağırmadan,
adım adım.
Önce şu soruyu sorarak:
Bu ülkenin emeği,
bu ülkenin kararlarında ne kadar yer tutuyor?
Bu pencereyi açık tutmamızın sebebi de bu.
Çünkü egemenlik,
bir gün ilan edilmez.
Her gün inşa edilir.