Türkiye Neden Yeniden Düşünmeye Muhtaç?

Süleyman Aksoy
SuleymanAksoy@gmail.com -Türkiye’nin bugün en çok ihtiyaç duyduğu şey yeni bir kavga değil.
Yeni bir slogan da değil.
Asıl ihtiyaç duyulan şey, yeniden düşünme cesareti.
Uzun süredir aynı cümleleri tekrar ediyoruz.
Sorunları ezbere biliyoruz, çözümleri de ezbere tartışıyoruz.
Ama ezber bozulmadığı sürece, sonuç da değişmiyor.
Türkiye’nin yeniden düşünmeye muhtaç olmasının nedeni,
yanlış insanlardan çok yanlış alışkanlıklar.
Her meseleyi kısa vadeli kazançla ele almak,
her sorunu geçici önlemlerle idare etmek,
her eleştiriyi tehdit gibi görmek…
Bu alışkanlıklar zamanla şunu doğurdu:
Devlet konuşuyor,
toplum dinliyor.
Ama düşünmeye dâhil olmuyor.
Oysa bu ülke, en zor zamanlarını
insanları susturarak değil,
düşündürerek aşmıştı.
Bugün ekonomi konuşuluyor.
Ama üretimden çok tüketim anlatılıyor.
Hukuk konuşuluyor.
Ama adaletten çok prosedür tarif ediliyor.
Siyaset konuşuluyor.
Ama millet, konuşmanın öznesi olmaktan giderek uzaklaşıyor.
Bu yüzden mesele yalnızca yönetim biçimi değil.
Bir zihniyet meselesi.
Gençler bu zihniyeti sezgisel olarak okuyor.
Onlara “kal” deniyor ama
neden kalmaları gerektiği anlatılmıyor.
Gelecekten bahsediliyor ama
o geleceğin nasıl kurulacağı paylaşılmıyor.
Bir ülke gençlerine sadece sabır öneriyorsa,
orada sorun vardır.
Emekliler, çalışanlar, küçük esnaf…
Hepsi aynı cümleyi farklı şekillerde kuruyor:
“Biz bu hikâyenin kenarında kaldık.”
İşte tam da bu yüzden Türkiye yeniden düşünmeye muhtaç.
Çünkü mesele sadece ekonomi, hukuk ya da siyaset değil.
Mesele, insanı yeniden merkeze koyabilmek.
Yeniden düşünmek demek;
her şeyi sıfırlamak değil.
Bağırmak değil.
Yıkmak hiç değil.
Yeniden düşünmek,
aklı sakinleştirmek,
kurumları güçlendirmek,
ve toplumu yeniden sürecin orta yerine almak demektir.
Türkiye bunu yapabilecek bir ülke.
Yeter ki konuşmayı azaltıp,
ortak aklı çoğaltmayı seçsin.
Bu pencereyi açık tutmamızın sebebi de bu.
Çünkü düşünmeyen toplumlar değil,
düşünmesi engellenen toplumlar kaybeder.
Ve bu ülke, kaybetmeye mahkûm değil.