Sol Yanımızın Eksikliği; O Eski Bayramların Gölgesinde
Sol Yanımızın Eksikliği; O Eski Bayramların Gölgesinde

Nur Delice
nurdelice77@gmail.com -Sol Yanımızın Eksikliği; O Eski Bayramların Gölgesinde
İnsan yaş aldıkça, çocukluğunun ve gençliğinin o eski bayramlarına olan hasreti bir ömür boyu göğsünde taşıyor. Şimdilerde dönüp geriye baktığımızda, o günlerin aslında ne büyük bir zenginlik olduğunu daha iyi anlıyoruz. Biraz yokluk, biraz yaşam mücadelesi ama en çok da sanal alemin henüz aramıza girmediği o samimi sofralar...
Tek bir tabaktan yükselen kaşık sesleri, "Sen az yedin, ben çok yedim" kavgaları, yemek bitecek telaşıyla yapılan o tatlı kapışmalar... Hele bir de çok çocuklu bir ailenin evladıysanız, o günlerde kızdığınız, daraldığınız ne varsa, yıllar sonra yüzünüzde buruk ama sıcacık bir tebessüm bırakan en güzel anıya dönüşüyor.
Başucumuzdaki Çocukluk Heyecanı...
Hatırlayın; arefe günü bayramlıklar özenle katlanır, yatağın başköşesine bırakılırdı. Sabah o gıcırdayan pabuçları, ütülü kıyafetleri giymenin heyecanıyla uykuya dalmaya çalışan o çocukluğumuz, şimdilerde nerede? Bayram sabahı erkenden kalkıp bayramlaşma ve harçlık sırasına girmenin sabırsızlığı bizi sabaha kadar uyutmazdı. Komşular, akrabalar zincirleme bir sevgi halkası gibi birbirini ziyaret ederdi; biri gider, biri gelirdi. Ev, hiç olmadığı kadar kalabalık, hiç olmadığı kadar neşeli ve cana yakın bir ruha bürünürdü.
Sonra... Sonra zaman akıp gitti ve o kalabalık sofraların başköşesindekiler birer birer eksildi. İçimizi giden kayıplarımızın amansız hasreti sarmaya başladı. Hele ki bir büyüğümüzü bayramdan kısa bir süre önce kaybettiysek, arefe günü ilk onunla bayramlaşılırdı. İnsan toprağa uzanıp da içinden haykırmak isterdi.
"Kalk, evinde bayram var... Misafirlerin gelecek, hazırlık yapacağım. Şimdi ben kimin elini öpeceğim? Bu dinmeyen hasreti nasıl dindireceğim?"
Toprağa Verilen Yanımız....
Eskiden "Gurbette bayram zor" derdik memlekete gidemedikçe. Oysa insan bir yanını, canından bir parçayı memleket toprağına verdiğinde anlıyor ki; bayrama, memlekete gitmek için artık çok daha sarsılmaz, çok daha güçlü bir sebebin varmış. Kimsesiz, akrabasız bayram geçirmek zorken; bir yanın toprağın altında eksik kaldığında, bayramlar artık hiç tam yaşanmıyor. Ne sızısı diniyor içinin, ne de gözlerindeki o gizli yaşlar kuruyor.
Evet, bugün arefe, yarın bayram...
Şanslı olanlarımız yarın sabah anne ve babasının elini öpüp kokusunu içine çekerken; annesiz, babasız kalanlar ne el öpecek ne de kendilerini bağrına basacak bir büyüğünü bulabilecek. Soğuk toprağın başında durup, belki de yaşarken incittiği günlerin vicdan azabıyla, yetememiş olmanın o derin ezikliğiyle baş başa kalacaklar. Sol yanımızı alıp giden canlarımızın eksikliğiyle, alışmaya çalıştığımız bu yokluk sınavı, içimizde hep buruk bir bayram olarak kalacak. Ve kabul edelim ki, o eski bayramların tadı bir daha asla eskisi gibi olmayacak.
Bazı Sesler Susunca...
İnsan kaç yaşına basarsa bassın, saçlarına ne kadar ak düşerse düşsün, kalbinin bir köşesinde hep o hiç büyümeyen, her fırtınada sığınacak bir gölge arayan o öksüz çocuk kalıyor. Anne ve babanın eksikliği, zamanla alışılan bir yokluk değilmiş meğer; her geçen gün büyüyen, varlığıyla içimizi sızlatan koca bir sessizlikmiş.
Bugün Arefe… Ve yarın Kurban Bayramı…
Kurbanların kesileceği, kapıların çalınacağı, sofraların kurulacağı ve neşeyle kucaklaşılacağı o mübarek gün. Ama bir yanı hep yarım, bir yanı hep eksik olanlar için bu bayram; öpülecek bir elin ebedi hasreti, artık duyulmayacak bir duanın boynu bükük bekleyişidir.
Çünkü bazı sesler susunca, tüm dünya derin bir sessizliğe bürünür; ve bazı kutsal eller üzerimizden çekilince, insan koca dünyada yapayalnız, kimsesiz kalır.
Bilmezler ki, bayramlar hep biraz anne, hep biraz babadır.
Bu duygu ve özlemle; bütün geçmişlerimizin mekanları cennet, dereceleri âli olsun…
Arefemiz ve Mübarek Kurban Bayramımız mübarek olsun…
Nur Delice