BİR NEFESİN BEDELİ; GÖĞÜS HASTANESİ KORİDORLARINDAN
BİR NEFESİN BEDELİ; GÖĞÜS HASTANESİ KORİDORLARINDAN

Nur Delice
nurdelice77@gmail.com -BİR NEFESİN BEDELİ; GÖĞÜS HASTANESİ KORİDORLARINDAN

İçimize doya doya çektiğimiz o bir tek nefesin kıymetini gerçekten bilseydik, hayatımızın bir anını bile onu hoyratça harcayarak heba etmezdik. Ben de bir zamanlar pek çoğunuz gibi "nefes" deyip geçerdim; ta ki göğüs hastalıkları hastanesinin koridorlarında yankılanan o inleme seslerini ruhumun derinliklerinde hissedene kadar...
O koridordaki her kapının ardında, insanı derinden sarsan ayrı bir yaşam hikayesi gizliydi. Fırsat buldukça bu hikayelerin sahipleriyle konuşuyor, acılarına ortak oluyordum. Gazeteci olduğumu duyanlar, anlatıp yükünü hafifletmek için odamıza geliyordu. Hepsinin yüzünde derin bir keder, dudaklarında ise pişmanlık dolu bir "ah" vardı.
Sahte Huzurun Bedeli!
Bir hasta, makineye bağlı geçirdiği uykusuz gecelerden birinde şunları fısıldadı:
"Hayatım boyunca nefesimi ne kadar hoyratça harcamışım, buraya gelince anladım. Hani o sigarayı 'param boşa gitmesin' ya da 'ciğerim bir fırt daha çeksin' diye derin derin çekiyorsunuz ya... Paketlerin üzerindeki o korkunç fotoğraflar bile o dumanın verdiği sahte hazzı gölgeleyemiyor. Yıllarca bu yalancı huzura sarıldım. Sonra bir gece, birdenbire nefesim kesildi ve yere yığıldım."
Hastaneye geldiğimde nefes almayı adeta unutmuştum. Allah’ın bahşettiği o ücretsiz ve zahmetsiz nefesi arıyordum. Tırnakları morarıyor, göğsü daralıyor, çırpınıyordum. Makineye bağlıyken aldığı hava, gerçek bir nefesin tadını vermiyordu. Kendine verdiği acının büyüklüğünü şu sözlerle özetliyordu: "Geri dönebilseydim, sigaraya başladığım o ilk gün kendime tek bir şey söylerdim: Sağlıkla aldığın o özgür nefesin kıymetini bil, nefes alamayıp çırpınmanın acısının tarifi yok."
Ortak Acının Kardeşliği....
Hastane sadece bir şifa merkezi değil, aynı zamanda bir sabır sınavıydı. Bir gün, maden işçisi olan kocasının başında bekleyen bir kadının feryadıyla sarsıldık: "Yetişin, kocam ölüyor!"
Adam kanlar içinde yerdeydi, doktorlar müdahale ederken eşi dizlerini dövüyor, "Ben daha hazır değilim" diye ağlıyordu. Oradaki herkes birbirinin yarasını biliyordu. Diğer hasta yakınları kadını teselli etmek için etrafını sardı: "Hepimiz aynı yoldayız, bir dakika fazla yaşatmak için direniyoruz, güçlü olmalısın." Ben de yanına gittim, gözyaşını sildim. Kendi annemin hastalığının çaresizliğini, o acıyla bayılıp başımı vurduğumu, sırtımın ağrısından duramadığımı ama annemi bırakıp acile bile gidemediğimi anlattım. "Biz güçlü kalmak zorundayız," dedim. "Onların yükünü hafifletmek için dik durmalıyız." O an yüzünde hafif bir tebessüm belirdi, yemenisiyle yüzünü sildi ve kocasının yanına, ona moral vermek üzere geri döndü.
Ölümün Soğuk Yüzü ve Hayatın Gerçeği!
Bir akşam nöbetimi devralmaya geldiğimde, hastane girişinde ciğerleri parçalayan bir çığlıkla karşılaştım: "Babam! Beni nasıl bıraktın?"
Yoğun bakımdaki bir hasta vefat etmişti. O kadının feryadı karşısında dizlerimin bağı çözüldü, olduğum yere yığıldım. Asistan doktor yanıma koştuğunda sadece ağlıyordum. O an anladım ki; dünya telaşı, "O niye böyle yaptı?", "Bu hakkımı yedi" kavgaları ne kadar boş... Ölüm bu kadar yakınken, sevdiğin insanın canı gözünün önünde erirken diğer her şey anlamını yitiriyordu. Bu, iliklerime kadar hissettiğim büyük bir silkelenişti.
Hastanede geçirdiğim o günler, bana "yalnız olmadığımı" öğretti. Oradaki hasta yakınlarıyla, tıpkı bir asker koğuşundaki gibi sarsılmaz dostluklar kurduk. Hikayelerimiz farklı olsa da acımız birdi.
Ez cümle; Elinizdeki en büyük servet, şu an bu satırları okurken zahmetsizce alıp verdiğiniz o nefestir. Ciğerlerinize sahip çıkın, hayatın boş kavgalarıyla kendinizi yormayın. Çünkü hayat, gerçekten de sadece bir nefes kadardır.
Nur Delice