Suretler Çoğaldı, Asıllar Tenhalaştı; Taklit mi, Kimlik mi?

Nur Delice
nurdelice77@gmail.com -Günümüzde insanın en zor zanaatı "kendi" kalabilmek oldu. Öyle bir çağın içinden geçiyoruz ki; herkes bir başkası olmanın peşinde, herkes bir idolün gölgesinde serinleme telaşında. Ancak unutulan bir hakikat var. "Gölgede kalanların rengi olmaz."
Fotokopi Hayatlar ve Boş Kalıplar nereye kadar?
Birine benzemeye çalışmak, aslında kendi varlığından istifa etmektir. Kendi kabiliyetlerini keşfetmek yerine, bir başkasının ceketini üzerine giymeye çalışanlar, içinde kayboldukları o büyük beden kumaşın gülünçlüğünü fark edemiyorlar. Birinin zarafetini taklit edebilirsiniz ama asaletini kopyalayamazsınız. Birinin kelimelerini ödünç alabilirsiniz ama o kelimelerin arkasındaki bedeli ödenmiş tecrübeyi satın alamazsınız.
"Tenekeden davul, samandan ipek olmaz."
Kalite, emektir; kalite, bir duruştur. İnsan, kaybettiği bir değerin yerini "düşük profilli" taklitlerle doldurmaya çalıştığında, sadece kendi vizyonsuzluğunu tescillemiş olur. Bir boşluğu, o boşluğa ait olmayan bir ruhla doldurmaya çalışmak, hem gidenin hatırasına hakaret hem de kalanın acizliğidir.
Elinde Kalem Olan Herkes "Yazar" mı?
Mesleklerin itibarsızlaştığı, "gazeteci" ve "köşe yazarı" sıfatlarının promosyon gibi dağıtıldığı bir dönemdeyiz. Sosyal medya platformlarında iki cümle kuran, bir tanıdık vasıtasıyla bir köşeye ilişen herkes kendini fikir işçisi sanıyor. Oysa yazmak; sadece harfleri yan yana getirmek değil, bir namusu, bir dert edinişi ve en önemlisi bir haddi temsil etmektir.
Gerçek bir aydın, kimin kalemine imza atacağını bilen ama o kalemin seviyesine ulaşmak için daha "kırk fırın ekmek yemesi" gerektiğini fark eden kişidir. Usta-çırak ilişkisinin ruhuna fatiha okuyan bu yeni nesil "yazarlık" anlayışı, ne yazık ki fikir dünyamızı bir karalama defterine çevirdi.
Asalet "Soy"dan, Omurga "Öz"den Gelir.
Başarı bir tesadüf değildir, evet. Ama daha önemlisi; başarı, ahlak ve edeple taçlanmadığı sürece sadece bir "etiket"ten ibarettir. Özellikle bir kadının duruşundaki o hanımefendilik, kendi sınırlarını bilmesi ve haddini bir zırh gibi kuşanması, onu taklit edilemez kılan yegâne unsurdur.
Kirli niyetleri temiz maskelerle örtmeye çalışan kurnazlar, kendilerini zeki sansalar da feraset sahibi gözler o maskenin altındaki "hiçliği" net bir şekilde görür.
Ezcümle, bir başkasının fotokopisi olup silik bir hayat sürmektense, kendimiz olup eksiklerimizle yüzleşmek en büyük erdemdir. Hayat bir yarışsa eğer, bu yarış bir başkasına benzeme değil, "kendinin en iyisi olma" yarışı olmalıdır.
Gülümseyip geçmek en büyük cevaptır bazen. Çünkü biliyoruz ki; taklitler sadece asıllarını yaşatır, ama asla onların yerini tutamaz.
Nur Delice
Ülke Postası Ankara Temsilcisi