04 Şubat 2026 - Çarşamba

Eş Olmak mı, Reis Olmak mı? Bir Elmanın İki Yarısı Üzerine...

Yazar - Nur Delice
Okuma Süresi: 4 dk.
Nur Delice

Nur Delice

nurdelice77@gmail.com -
Google News

Bugün kalemimizi; ayaklarının altına Cennet serilen, zarafeti, naifliği ve asaleti bir ömür boyu omuzlarında taşıyan kadınlarımıza ayırdık. Kadın diyoruz; hani içinde adaleti, merhameti, edebi ve dürüstlüğü barındıran; doğurganlık vasfıyla dünyayı yeşerten o yüce varlık...

​Sahi, son yıllarda dilimize pelesenk olan bir "güçlü kadın" kavramı var. Kadın güçlü olmalı, ayakları üzerinde durmalı, kimseye minnet etmemeli diyoruz. Peki, güçlü olmak her şeyi tek başına yüklenmek mi, yoksa hayatı bir orkestra şefi gibi koordine edebilmek mi? Liderlik dediğimiz şey her işi kendi başına yapmak değil, sorumluluğu layıkıyla paylaştırabilmektir. Oysa günümüzde kadın; dışarıda işin stresini çekiyor, yolda hayatın yükünü taşıyor, eve gelirken market pazar dolaşıyor, mutfağa girip aş oluyor, çocuklarına hem öğretmen hem oyun arkadaşı oluyor.

​Peki, bu sırada erkek ne yapıyor? "Yoruldum hanım, soframı kur," "Yoruldum hanım, ütümü yap..."

​Kadın bir robot mu ki hiç yorulmuyor?

​Kadın çalışırken, üretirken ve yuvayı inşa ederken; erkeğin rolünden ne kadar çok "çaldığımızın" farkında mıyız? Evet, bazı şeyler paylaşıldıkça büyür ama sorumluluklar paylaşıldıkça azalır. Kadın hamileyken karnındaki yükü erkekle paylaşamaz belki ama o süreçte hayatı paylaşmak, bir bardak suyu, bir güler yüzü esirgememek erkeğin en büyük borcu değil midir? Güçlü kadın imajı yaratacağız diye, erkeğin sorumluluklarını kadının sırtına yıkmak ne kadar vicdani?

​Buradaki asıl hata şu: "Kadın, baba olmaya çalışmamalı." Eşinden ayrılmış veya eşini kaybetmiş bir kadın, çocuklarına babalık yapamaz; o ancak dünyanın en koruyucu, en dirayetli annesi olabilir. Baba rolü bitmişse bitmiştir. Bir yuvada "reis"e değil, bir "paydaş"a, bir "eş"e ihtiyaç vardır. Ayakkabının teki gibi, gözün diğeri gibi... Biri olmadan diğerinin eksik kaldığı, birbirini tamamlayan iki ruh...

"​Yuvanın reisi olmaz, eşi olur."

​Ne acıdır ki, bazen dünyayı birbirimize dar etmek için yaşıyoruz. Kısa bir ömür, sınırlı bir zaman... Hakaretler, eleştiriler, o keskin diller kime ne kazandırıyor? Bir elmanın yanına çürük bir elma koyduğunuzda, sağlam olanı da çürütür. Eşiniz ömrünüzün çürük tarafıysa, sizin hayatınızı da yavaş yavaş tüketir. Sevginin ve saygının olmadığı, her fedakarlığın bir zorunluluk gibi görüldüğü yerde huzur barınır mı?

​Günümüzün en büyük eksiği empati. Birbirimizin yerine kendimizi koymayı unuttuk. Güven bittiğinde, saygı da sevgi de birer birer terk ediyor evi. Oysa güzel başlangıçların, asalet dolu sonları olmalıydı. Bir tarafın sürekli "feda" edip diğer tarafın "kar" ettiği bir denklemde aşk yaşamaz. Sizin için hayatından vazgeçenlerin kıymetini bilmeyip, sizin için hiçbir şey yapmayanların peşinden gitmek kalbi yormaktan başka ne işe yarar?

​Gelin, bu hayatı birbirimiz için cennete çevirelim. Kırmadan, dökmeden, "ben" değil "biz" diyerek... Çünkü bir kalp bir kez kırıldığında, o eski güvenli bakışları geri getirmek dünyanın en zor işidir.

 

Nur Delice

Ülke Postası Gazetesi Ankara Temsilcisi

04.02.2026

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Tüm Yazıları
ss