03 Şubat 2026 - Salı

İnsanlık Kaç Para?

Yazar - Prof. Dr. Derya Berrak - Sosyolog - Arkeolog -Yazar
Okuma Süresi: 4 dk.
Prof. Dr. Derya Berrak  -  Sosyolog - Arkeolog  -Yazar

Prof. Dr. Derya Berrak - Sosyolog - Arkeolog -Yazar

profdrderyaberrak@outlook.com -
Google News

Karnımız tok, sırtımız pek sanıyoruz ama aslında hepimiz devasa bir enkazın altında, birbirimizin nefesini çalmaya çalışıyoruz. Eskiden dünya kötü derken, savaşlardan, kıtlıktan bahsederdik. Şimdi ise kötülük, okyanus ortasındaki adanın lüks villalarından, mahallemizdeki pırıl pırıl hastanelerin yeni doğan ünitelerine kadar sızmış irin gibi akıyor. Canavarların kravat taktığını, beyaz önlük giydiğini, en lüks uçaklara binip en korunaklı villalarda yaşadığını gördük. Eğer kimsesizsen, eğer zayıfsan ve eğer senin üzerinden birileri para kazanabiliyorsa, canının hiçbir kıymeti yok. Bir bebeği, sadece devletten üç kuruş daha fazla para koparmak için yoğun bakımlarda çürüten, "öldürün gitsin" diye mesajlaşan zihniyetle; küçücük çocukları birer eşya gibi adasına taşıyan milyarder sapık aynı bataklıktan besleniyor. Bu dünya artık iyilerin ve kötülerin dünyası değil; bu dünya, gücü elinde tutanların, savunmasız olanları diri diri yediği sofraya dönüştü. Bizlerse, o sofranın etrafında sessizce oturup sıranın bize ne zaman geleceğini bekleyen kurbanlar gibiyiz. Sosyoloji kitaplarında "toplumsal çürüme" diye okuduğumuz şey, aslında burnumuzun dibindeki o ağır koku... Adalet dediğimiz, dev binaların önündeki terazi çoktan kırıldı. Kimse birbirine bakmıyor; herkes birbirini nasıl "bozdurabileceğine" bakıyor. Bir bebeğin yoğun bakımdaki cılız nefesini, SGK’dan gelecek üç kuruş fazla para için pazarlık konusu yapan sözde doktorla; küçücük çocukları birer meta gibi adasına taşıyan milyarder sapık arasındaki fark ne biliyor musunuz? Sadece coğrafya. Kötülük aynı, hırs aynı, o zifiri karanlık aynı. Canımızı acıtan şey haksızlığa uğramak değil, haksızlığın bu kadar kurumsallaşmış olması. Bir tarafta listeler açıklanacak mı? diye ekran başında bekleyen bizler, diğer tarafta kendi şehrimizdeki hastanede evladını kaybeden babanın sessiz hıçkırığı... Hepsinin üzerinde, her şeyi gören ama hiçbir şeyi engellemeyen cezasızlık zırhı. Bir suçun bedeli artık kanunla değil, o suçu işleyenin banka hesabındaki sıfırlarla mı ödeniyor? Biz hangi ara bu kadar sağırlaştık? Bebeğin cenaze torbasına sığdırıldığı dünyada, hangi "büyük ideolojiden", hangi "milli gelirden", hangi "parlak gelecekten" bahsediyoruz? Çocukların çığlığının ulaşamadığı bu gökyüzü, hepimizin üzerine yıkılsa yeridir. Adalet, soğuk binalarda birilerinin imzasını bekleyen dosya değil; bir annenin hastane koridorunda, bir çocuğun o karanlık adada duyduğu son güven kırıntısıydı. O kırıntıyı da biz, sessiz kalarak, "bana dokunmayan yılan bin yaşasın" diyerek kendi ellerimizle süpürdük. Yazsak ne olur, bağırsak ne olur demeyin. Kanıyoruz işte. Ve bu kan, okyanusu da aşsa, mahalle bakkalının önünden de geçse, hepimizin ellerine bulaşıyor. Bir gün o kurban biz olduğumuzda, çıkaracağımız sesi duyacak kimseyi bulamayacağız. Çünkü bu sessizliği biz yarattık. Bu çürümeyi, görmezden gelerek biz besledik. Şimdi o bebeklerin ve çocukların sessiz ahı, hepimizin rüyalarına girecek kadar ağır bir enkaz olarak kucağımızda duruyor. Çok üzgünüm.

 

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
ss