Bir Dal Çiçek Hangi Yarayı Sarar?
Bir Dal Çiçek Hangi Yarayı Sarar?

Prof. Dr. Derya Berrak - Sosyolog - Arkeolog -Yazar
profdrderyaberrak@outlook.com -Bir Dal Çiçek Hangi Yarayı Sarar?
Dışarıdaki dünyada, eril ve sert rekabetin ortasında ayakta kalmaya çalışırken; eve geldiğimizde montumuzu askıya asmaya bile vaktimiz kalmıyor. Çantamızı kenara koyamadanmutfak tezgahına yapışıyoruz. Dışarıda "iş kadını" olan bedenimiz, kapıdan girdiği an "bakım işçisine" dönüşüyor. Bu kadar yük, tek bir omuza nasıl sığar? Türkiye’de ve dünyada kadın olmanın en dilsiz, en sağır edici yanı zihinsel yorgunluktur bence, bilişsel yüklerimiz. Zihnimiz susmuyor. Gecenin bir yarısı kan ter içinde uyanıp yarının kaygısını düşleyen, sabah kalktığında kendi adından önce başkasının ihtiyacını hatırlayan zihinlerimiz dinlenmiyor. Evin içindeki bakım yükü şeffaf, görünmez; ama dünyanın en ağır yükü. Çünkü sevgiyle paketlenip önümüze konuluyor. Paketin içinden, istihdamda tercih edilmeyen, hamile kalırsa fazlalıksayılan, aynı işi yapıp daha azına tamah etmesi beklenen kadının kırılan onuru çıkıyor. O paketin içinden, "hayır" dediği , bir ilişkiyi / evliliği bitirmek istediği için sokak ortasında canı alınan, evindeki huzuru korumak adına çocuklarının gözü önünde yediği yumrukları yutmaya zorlanan, şiddet gören kadınların feryadı çıkıyor.Öldürüldüğünde bile rahat bırakılmayan; kıyafetiyle, eve giriş saatiyle, yaşam tarzıyla mezarında yargılanan kadınların ahı bu dünyayı sarsıyor. Katillerin "namus" bahanesine sığınıp kravat indirimi aldığı, kadının yaşam hakkının kirli bir bahaneyle takas edildiği bu düzende, kadınlar güvende mi? Zira kadının canı; katilin sırtına geçirdiği 'iyi hal' gömleğinden, maktulün üzerine atılan kirli 'namus' lekesinden daha ucuz. Sadece evde değil, hayatın her alanında hayatta kalma savaşı veriyoruz. 8 Mart’ta bir dal çiçek uzatıyorsunuz. Teşekkür ederiz. Ama o çiçek, akşam yemeğinin telaşında, ütünün buğusunda, paylaşılmamış yüklerimizin ağırlığı altında daha elinizden aldığımız an solmaya başlıyor. Bize çiçek değil, adil ve çalışan sistem gerek. Yükün tek bir omuza değil, masadaki her ele paylaştırıldığı bir ev ... Emeğin cinsiyetle ölçülmediği, kadının başarısının evdeki kusursuzluğuyla tartılmadığı bir iş yeri... Çocukların “kız gibi” ya da “erkek gibi” değil, sadece "insan gibi" büyütüldüğü toplum ... Ayrıcalık, ayrışmak, bölünmek, birilerini küçültüp kendimizi yüceltmek istemiyoruz. Genç, çocuk, erkek, kadın… Hepimizin aynı gökyüzü altında adilce nefes almasını istiyoruz. Çünkü mesele cinsiyet kavgası değil; adalettir.Türkün töresi, tarihi , Türk kadınının omuz omuza verdiği destansı yeri bellidir. Bizim köklerimizde kadın, devletin de evin de direğidir; süsü ya da vitrini değil! Bu yıl bir dal çiçekle gelmeyin bize ne olur... Paylaşılmış bir hayatla, duyulmuş bir sesle, gördüğünüz emekle gelin. Kadının gözyaşının damladığı topraktan adalet fışkırmıyorsa, çiçekler hiçbir baharda açmayacaktır.