Niçinimiz Öksüz..
Dün, koyu gölge vaktinde, iki kıymetli hocamla kelimelerin kalbe değdiği bir an yaşadık.

Prof. Dr. Derya Berrak - Sosyolog - Arkeolog -Yazar
profdrderyaberrak@outlook.com -Dün, koyu gölge vaktinde, iki kıymetli hocamla kelimelerin kalbe değdiği bir an yaşadık. Konu dönüp dolaşıp devasa yol ayrımına geldi: Sokrates’in insanlığın zihnine bıraktığı “Niçin?” sorusuna. Modern çağın dünyası, an be an“nasıl” yaşamamız gerektiğini adeta dikte eden kullanım kılavuzuna dönmüşken; Sokrates’in binlerce yıl önce sorduğu “Niçin?” sorusu, bir arkeoloğun fırçasıyla gün yüzüne çıkardığı ilk gözyaşı kadar taze ve sarsıcıydı aslında.
Toprağın katmanları arasında yürürken, arkeolojinin hikayelerini tamamladım hayranlıkla.. Bazen bir sütunun nasıl dikildiğini, bir kılıcın nasıl dövüldüğünü ya da taşın nasıl yontulduğunu anlatıyordu. Ancak antropoloji bir figürinin başında durduğu an; nefesim kesildi. Neanderthal mezarlarında, birinin sevdiğinin başucuna bırakılmış kurumuş çiçek polenlerini gördüğümde, benim için “Nasıl?” sorusu ölmüştü Sahi, “Niçin?” sorusu ne kadar eskiydi?.. Paleolitik çağdan günümüze mezar başında gördüğümüz çiçekler, ölümü yenemeyeceğini bilen insanın, anlama tutunma çabası olarak yorumlanabilir miydi? Bugünün “nasıl” odaklı dünyası, binaları gökyüzüne dek ard arda inşa etmeyi bilirken o binaların içinde “niçin” mutsuz olduğumuzu anlatamıyorsak kabahat hangimizin? Diye düşündüm sonra. Yoksa, teknolojik olarak ilerleyen bizler, anlam olarak geride mi kaldık? Sosyoloji bugün bize modern insanın “nasıl” sosyalleştiğini, algoritmalara “nasıl” hapsolduğunu rakamlarla kanıtlıyor. Ancak kalabalıkların ortasında, ekranların ışığında pususunu kurmuş sessiz yalnızlığımız, belki de niçin sorusunun yokluğundan... Sokrates, Atina sokaklarında insanların huzurunu kaçırır görünürken anlamı fısıldıyordu aslında Nasıl hayatta kalınacağını anlatmak gibi bir derdi yoktu.. İnsan, nasılları çözdüğünde şüphesiz iyi bir teknisyendir; ama niçinlerin peşine düştüğünde gerçek bir ruh olur. Belki de yeniden o tozlu kazı alanlarına dönmeli, toprağın altındaki o ilk anlam arayışına, o ilk başkaldırıya bakmalıyız. Çünkü bence bizim esas trajedimiz, yöntemlerimizin mükemmelliği ile amaçlarımızın belirsizliği arasında.. Tekniğin soğukluğundan, ruhun o sıcak ve huzursuz sorusuna doğru bir Pazar yazısı olsun istedim. Fikrimce “Niçin?” diye soran bir insan, gerçekten özgürdür çünkü. Bana sadece “nasıl” düşüneceğimi değil, “niçin” düşünmem gerektiğini anlatan öğreten hatırlatan tüm hocalarıma minnetle