10 Haziran 2026 - Çarşamba

ŞAM'DAN YÜKSELEN TÜRKMEN İRADESİ

ŞAM'DAN YÜKSELEN TÜRKMEN İRADESİ

Yazar - Namık Kemal Yıldız
Okuma Süresi: 16 dk.
241 okunma
Namık Kemal Yıldız

Namık Kemal Yıldız

mebnky@gmail.com - 0507 011 43 55
Takip EtGoogle News

ŞAM'DAN YÜKSELEN TÜRKMEN İRADESİ

 

8 Aralık 2024'te Esad rejiminin çökmesiyle birlikte Suriye yeni bir döneme girdi. Devlet Başkanı Ahmed Şara'nın, ülkenin birlik ve bütünlüğünü sağlamak amacıyla tüm silahlı grupları merkezi devlet yapısı ve milli ordu çatısı altında toplama çağrısına ilk destek veren kesimlerden biri Türkmenler oldu. Türkmenler, ayrışmanın değil devletleşmenin yanında yer alarak merkezi orduya katıldı ve yeni Suriye'nin inşasında sorumluluk üstlendi.

Ancak, İsrail’in kışkırtmasıyla önce Şii Araplar, peşinden Dürzi gruplar merkezi hükümete karşı birden fazla isyan girişiminde bulundular. Neyse ki Şara hükümeti bu isyanları bastırdı. Kuzey Doğuda özerk yapı oluşturan PKK uzantısı PYD'nin kontrolündeki Kürt güçleri ise yaşanan silahlı çatışmaların ardından merkezi hükümetle entegrasyon anlaşması imzaladı.

Suriye'de yalnızca bir yönetim değişikliği yaşanmadı; yarım asırlık baskı düzeni sona ererken, Suriye'nin asli unsurlarından biri olan Türkmenler için de yeni bir dönemin kapıları aralandı. Bugün Şam'da yeni bir devlet düzeni kurulmaya çalışılırken, Suriye Türkmenleri de tarihin kendilerine yüklediği sorumluluğun bilinciyle hareket etmektedir.

Türkmenler; Halep'ten Lazkiye'ye, Bayır-Bucak'tan Humus'a, Hama'dan Şam'a kadar uzanan geniş coğrafyada bin yılı aşkın süredir varlık gösteren, bu toprakların tarihine, kültürüne ve devlet geleneğine damga vurmuş köklü bir millettir.

Selçuklu'nun mirasını taşıyan, Osmanlı'nın sancaklarını dalgalandıran Türkmenler, yüzyıllar boyunca Suriye'nin siyasi, ekonomik ve kültürel hayatının ayrılmaz parçası olmuştur.

Ancak son yarım yüzyılda uygulanan politikalar,Türkmenlerin varlığını görünmez kılmaya çalışmıştır.Türkmen köyleri ihmal edilmiş, Türkmen kimliği resmi düzeyde yok sayılmış, Türkmen çocukları ana dillerini öğrenme imkânından mahrum bırakılmıştır. İç savaş yıllarında ise Türkmenler var olma mücadelesi vermiştir.

Bayır-Bucak'ta, Halep kırsalında, Çobanbey'de, Cerablus'ta ve Türkmenlerin yaşadığı birçok bölgede yüzlerce şehit verilmiş, binlerce aile yurtlarından koparılmıştır. Ancak bütün bu acılara rağmen Türkmenler, kimliklerinden vazgeçmemiş, Suriye'nin bölünmesini savunmamışlardır. Türkmenler savaşın en zor dönemlerinde bile Suriye'nin toprak bütünlüğünden yana tavır almış, etnik ve mezhebi ayrışmaların değil milli birliğin savunucusu olmuştur.

Türkmenlerin Temsildeki Adaletsizliği

Suriye Türkmenleri, iç savaş boyunca ülkenin birlik ve bütünlüğünü savunan en önemli topluluklardan biri olmuştur. Türkmenler, ayrılıkçı projelerin değil, tek devlet, tek bayrak ve ortak vatan anlayışının yanında durmuş; Suriye'nin parçalanmasına karşı büyük bedeller ödemiştir. Ancak bütün bu fedakârlıklara rağmen, yeni Suriye'nin devlet yapılanmasında Türkmenlerin hak ettiği ölçüde temsil edildiğini söylemek mümkün değildir.

Bugün gelinen noktada Türkmenler, ne nüfus ağırlıklarıyla ne de savaş boyunca ortaya koydukları siyasi ve askerî katkılarla orantılı bir şekilde devlet yönetiminde yer almaktadır. Oysa birçok araştırmacıya göre Türkmenler, Araplardan sonra Suriye'nin en büyük ikinci etnik topluluğunu oluşturmaktadır.

Ahmed Şara tarafından Mart 2025'te açıklanan ve 23 üyeden oluşan geçiş hükümeti incelendiğinde bu dengesizlik açıkça görülmektedir. Kabinede Türkmen toplumunu temsil eden tek bir bakan dahi bulunmazken, Kürt, Hristiyan, Dürzi ve diğer bazı etnik ve dini gruplara mensup isimlere yer verilmiştir. Kürt kökenli Mohammad Abdulrahman Tarko'nun Eğitim Bakanı olarak görevlendirilmesi, Kürtlerin hükümet içerisindeki görünürlüğünün bir göstergesi olmuştur.

Daha dikkat çekici olan husus ise; yeni yönetime karşı silahlı isyan ve ayaklanma çıkaran merkezi otoriteyle karşı karşıya gelen kesimlerin devlet kademelerinde temsil imkânı bulabilmesidir. 

Nitekim geçtiğimiz aylarda SDG Genel Komutanlığı bünyesinde görev yapmış Kürt komutanlardan Sipan Hemo'nun Savunma Bakan Yardımcılığı görevine getirilmesi, Kürt siyasi ve askerî kadrolarının devlet bürokrasisine entegrasyonunun başladığını göstermiştir. Buna karşılık Türkmenlerin üst düzey devlet yönetiminde, bakanlıklar, valilikler ve stratejik bürokratik makamlar düzeyinde kayda değer bir temsil elde edemediği görülmektedir.

Elbette Türkmenler herhangi bir ayrıcalık talep etmemektedir. Ancak Suriye'nin birlik ve bütünlüğü uğruna verdikleri mücadele, ödedikleri bedeller ve ülkenin demografik yapısındaki ağırlıkları dikkate alındığında, Türkmenlerin devlet yönetiminde mevcut durumdan çok daha güçlü bir şekilde temsil edilmeleri hem siyasi adaletin hem de toplumsal barışın gereğidir.

Çünkü yeni Suriye'nin kalıcı istikrara ulaşabilmesi, kurucu unsurlarından biri olan Türkmenlerin hak ettiği yeri aldığı, kendisini devletin asli sahibi olarak hissedebildiği kapsayıcı bir yönetim anlayışının tesis edilmesine bağlıdır.

Bu nedenle Türkmenlerin talebi imtiyaz değil; temsil, eşitlik ve adalettir. Yeni Suriye'nin başarısı da ancak bu adaletin sağlanmasıyla mümkün olacaktır.

Türkmenler açısından temel sorun, nüfus büyüklüklerine ve tarihî rollerine rağmen devlet kurumlarında henüz kurumsal ve anayasal güvenceye sahip bir temsil mekanizmasının oluşmamış olmasıdır. Bu nedenle Suriye Türkmenlerinin önümüzdeki dönemde en önemli hedeflerinden biri, yeni anayasa ve devlet yapılanmasında kurucu unsur statüsünün somut temsil haklarına dönüştürülmesi olmalıdır.

Güçlü bir devlet, ortak bir bayrak ve milli bir ordu; yalnızca Arapların değil, Türkmenlerin de Kürtlerin de bütün Suriyelilerin ortak güvencesidir. Türkmenlerin yeni dönemdeki duruşu son derece nettir: Birlikten yana, devletten yana, istikrardan yana ve Suriye'nin toprak bütünlüğünden yanadır.

Suriye Türkmenlerinin meşru talepleri

Hak, Temsil ve Güvence Talebi

Suriye’de yıllardır süren iç savaş; sadece şehirleri değil, toplumsal dengeleri, kimlikleri ve tarihsel aidiyetleri de derinden sarsmıştır. Bu süreçte en ağır bedellerden birini ödeyen topluluklardan biri de Suriye Türkmenleri olmuştur. Halep’ten Lazkiye’ye, Hama’dan Humus’a, Rakka’dan Şam kırsalına kadar geniş bir coğrafyada tarih boyunca varlık göstermiş olan Türkmenler; savaş sürecinde göçe zorlanmış, demografik baskıya maruz kalmış, siyasi temsil dışına itilmiş ve çoğu zaman yok sayılmıştır.

1. Anayasal Kimlik Tanınması

Türkmenler, Suriye’nin kurucu unsurlarından biridir. Buna rağmen uzun yıllar boyunca resmî olarak görünmez kılınmışlardır. Yeni Suriye Anayasası’nda Türkmen kimliği açık biçimde tanınmalı; Arap, Kürt, Türkmen ve diğer unsurlar devletin asli bileşenleri olarak kabul edilmelidir.Kimliği tanınmayan bir topluluğun geleceği de güvence altında değildir.

2. Siyasi Temsil Garantisi

Türkmenlerin parlamentoda, yerel yönetimlerde, anayasa komisyonlarında, bakanlıklarda ve devlet bürokrasisinde nüfuslarıyla orantılı temsil hakkı sağlanmalıdır. Sadece sembolik birkaç isimle değil; karar alma mekanizmalarında gerçek ve etkili temsil şarttır.Temsil edilmeyen toplumlar, zamanla sistem dışına itilir.

3. Ana Dilde Eğitim Hakkı

Türkmen çocukları kendi ana dillerinde eğitim alma hakkına sahip olmalıdır. Türkçe eğitim veren okullar açılmalı, öğretmen yetiştirme programları kurulmalı ve kültürel asimilasyon sona erdirilmelidir. Unutmayalım dilini kaybeden toplum, hafızasını kaybeder.

4. Güvenli Geri Dönüş ve Mülkiyet Hakkı

Savaş nedeniyle Türkiye başta olmak üzere farklı ülkelere göç eden Türkmenlerin güvenli geri dönüşü sağlanmalıdır. El konulan evler, araziler ve mülkler iade edilmeli; demografik mühendislik politikaları sonlandırılmalıdır. Biliyoruz ki toprağından koparılan millet, geleceğinden koparılır.

5. Türkmen Bölgelerinde Güvenlik ve Yerel İdare

Bayır-Bucak, Halep kırsalı, Çobanbey, Azez, Cerablus, Tel Abyad ve diğer Türkmen yoğunluklu bölgelerde yerel yönetim hakkı tanınmalı; güvenlik yapılarında Türkmen unsurlar etkin rol almalıdır. Kendi coğrafyasında söz sahibi olmayan toplum, sürekli başkalarının insafına bırakılır.

6. Yeniden İmar Sürecine Katılım

Suriye yeniden inşa edilirken Türkmenler yalnızca mağdur değil; kurucu ortak olarak görülmelidir. Ekonomik kalkınma, konut projeleri, eğitim yatırımları ve sosyal yeniden yapılanma süreçlerinde Türkmen toplumuna öncelikli destek verilmelidir. Yıkımı yaşayanlar, yeniden inşanın da sahibi olmalıdır.

Bu Haklar Nasıl Kazanılır?

Haklar sadece talep edilerek değil; örgütlü güçle ve demokratik mücadeleyle kazanılır.

1. Siyasi Birlik Sağlanmalıdır

Türkmenlerin en büyük sorunlarından biri parçalı yapı ve temsil dağınıklığıdır. Aşiretçilik, bölgesel rekabet ve kişisel hesaplar bırakılmalı; ortak bir siyasi irade oluşturulmalıdır.Türkmenlerin geleceği, birkaç kişinin makam hesabından veya dar grup çıkarlarından çok daha değerlidir. Aşiretçilik ve kişisel hesaplar bir kenara bırakılarak ortak siyasi irade oluşturulmalıdır. Stratejistlerin dediği gibi dağınık güç, etkisiz güçtür.

2. Tek Çatı Altında Güçlü Kurumsallaşma

Suriye Türkmen Meclisi güçlendirilmeli; tüm dernekler, federasyonlar ve yerel yapılar ortak hedeflerde birleşmelidir. Bu yapının varsa eksiklikleri Türkiye’de master ve doktora yapmış yeterlikli kadrolarla tamamlanmalıdır. Kurumsal zayıflık, siyasi kayıpların en büyük nedenidir.

3. Uluslararası Diplomasi Güçlendirilmelidir

Türkmen meselesi yalnızca yerel değil; uluslararası hukuk meselesidir. Birleşmiş Milletler, Avrupa kurumları, İslam İşbirliği Teşkilatı ve bölgesel aktörler nezdinde aktif diplomasi yürütülmelidir. Masanın dışında kalanlar, haritanın dışında bırakılır.

4. Türkiye ile Stratejik İş Birliği Sürdürülmelidir

Türkiye, Suriye Türkmenlerinin tarihî ve doğal destekçisidir. Ancak bu ilişki sadece duygusal değil; kurumsal, stratejik ve sürdürülebilir zeminde yürütülmelidir. Destek kalıcı olmalı, bağımlılık değil güç üretmelidir.

5. Eğitimli Yeni Kadrolar Yetiştirilmelidir

Geleceğin devletleri yalnızca silahla değil, bilgiyle, liyakatle ve güçlü kadrolarla inşa edilmektedir. Devlet aklı, eğitimli insan gücüyle kurulur.

Suriye’de Esat zulmünden kaçarak ülkemize gelen sığınmacı Türkmen, Arap, Kürt öğrencilere, Türkiye’deeğitimlerine devam etme fırsatı verildi. Hukukçu, mühendis,asker, doktor, öğretmen, diplomat akademisyen gibi hayatın her kademesinde lazım olan mesleklerden yeterli sayıda insan gücü yetiştirilmiştir.

Suriye Türkmen Meclisi bu süreçte daha da güçlendirilmeli, bütün Türkmen kurumları ortak bir strateji etrafında hareket etmelidir.

Türkiye'nin tarihi sorumluluğu

Suriye Türkmenleri ile Türkiye arasındaki bağ herhangi bir dış politika meselesi değildir. Bu bağ; tarih, kültür, dil ve gönül bağıdır.

Türkiye, iç savaş boyunca milyonlarca Suriyeliye kapılarını açmış, milyarlarca dolarlık insani yardım gerçekleştirmiş, hastaneler kurmuş, okullar açmış, altyapı hizmetleri sunmuş ve mazlumların yanında durmuştur.

Türkmenler de bu desteği en yakından hisseden topluluklardan biri olmuştur. Ancak yeni dönemde Türkiye'den beklenti yalnızca insani yardım değildir.

Türkiye'deki üniversitelerde lisans, yüksek lisans ve doktora eğitimi almış, farklı alanlarda yetişmiş Türkmenlerin yeni Suriye devlet yapısında hak ettikleri görevleri alabilmeleri için Şam yönetimi nezdinde gerekli diplomatik girişimlerde bulunulmalıdır.

Türkmenlerin yanında Türkiye de eğitimle gören, Türk’ün ekmeğini yiyen, Türk ve Türkiye sevgisi olan Arap, Kürt gençlere de Suriye hükümetinde kadro yerleştirilmesi sağlanmalıdırTürkiye'de eğitim görmüş, Türkçeyi bilen ve Türkiye ile sağlıklı ilişkiler kurabilecek kadroların devlet yönetiminde yer alması, iki ülke arasındaki iş birliğinin güçlenmesine önemli katkı sağlayacaktır.

Türkiye, yeni Suriye'nin inşa sürecinde Türkmenlerin anayasal haklarının güvence altına alınması için uluslararası alandaki desteğini kararlılıkla sürdürmelidir. Zira güçlü bir Türkmen varlığı, yalnızca Türkmenlerin geleceğinin değil; Suriye'nin birlik ve bütünlüğünün, bölgesel istikrarın ve Türkiye ile Suriye arasındaki tarihî, kültürel ve kardeşlik bağlarının da en önemli teminatlarından biridir.

Şam'da Çekilen Fotoğrafın Anlamı

4 Haziran 2026 tarihinde Şam'da gerçekleştirilen Suriye Türkmen Meclisi'nin 3. Birlik ve Beraberlik Konferansı, sıradan bir toplantı değil; Suriye Türkmenlerinin tarih sahnesine yeniden güçlü bir dönüşünün ilanıdır.

Şam'da yükselen bu ses, Bayır-Bucak'tan Halep'e, Humus'tan Lazkiye'ye kadar uzanan bin yıllık Türk varlığının sesidir.

Bu nedenle Suriye Türkmen Meclisi'nin 3. Birlik ve Beraberlik Konferansı'nın önemi, alınan kararlardan çok daha büyüktür. O gün Şam'da verilen mesaj nettir:

"Türkmenler bu devletin misafiri değil, kurucu ve asli unsurlarından biridir. Dün olduğu gibi yarın da Suriye'nin kaderinde söz sahibi olacaktır."

Nitekim Türkmenlerin haklı temsil mücadelesinin sonuç verebileceğinin en güzel örneklerinden biri de Irak'ta yaşanmıştır. Yaklaşık bir asırlık aradan sonra, 16 Nisan 2026 tarihinde Kerkük Vilayet Meclisi tarafından Türkmen siyasetçi Mehmet Seman Ağaoğlu Kerkük Valisi olarak seçilmiştir. Bu gelişme, Türkmenlerin birlik içinde hareket ettiklerinde ve demokratik mücadeleyi kararlılıkla sürdürdüklerinde hak ettikleri makamlara ulaşabileceklerini göstermesi bakımından tarihî bir dönüm noktasıdır.

Bugün Kerkük'te dalgalanan Türkmen iradesi ile Şam'da yükselen Türkmen sesi aynı davanın, aynı tarihî hafızanın ve aynı millet şuurunun eseridir.

Bizler için Kerkük, Musul, Bayır-Bucak, Halep, Humus, Kırım, Doğu Türkistan, Balkanlar ve dünyanın neresinde bir Türk yaşıyorsa orası gönül coğrafyamızın ayrılmaz bir parçasıdır.

Dünyanın neresinde bir Türk yaşıyorsa onun sesi olmaya, derdiyle dertlenmeye, sevincini paylaşmaya ve haklı davasının yanında durmaya devam edeceğiz. Çünkü biz büyük Türk milletinin evlatlarıyız.

Tanrı Türk'ü korusun ve yüceltsin.

 

Namık Kemal YILDIZ

 

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
ss