MİLLETİN GÜNDEMİ GEÇİM DERDİ
MİLLETİN GÜNDEMİ GEÇİM DERDİ

Namık Kemal Yıldız
mebnky@gmail.com - 0507 011 43 55MİLLETİN GÜNDEMİ GEÇİM DERDİ
Bu günlerde siyasi koridorlarda mutlak butlan tartışmaları, yolsuzluk iddiaları ve bitmeyen polemikler konuşuluyor olabilir. Ancak sokakta, pazarda, mutfakta ve iş yerinde konuşulan asıl mesele çok daha nettir: geçim derdi.
Emekli, yıllarca alın teri dökmesine rağmen maaşıyla ayın sonunu getiremiyor. Memur, aldığı zam daha cebine girmeden enflasyon karşısında eriyor. Esnaf, artan maliyetler ve düşen alım gücü nedeniyle kepenk kapatmamak için direniyor. Sanayici yatırım yapacak ancak gerekli krediye erişemiyor. Üretici; mazot, gübre, yem ve ilaç maliyetleri altında eziliyor, emeğinin karşılığını alamıyor. Gençler iş bulamıyor; iş bulanlar ise aldıkları ücretle gelecek kuramıyor. İşsiz vatandaş ise her geçen gün umudunu biraz dahakaybediyor.
Ekonomide yaşanan adaletsizliğin en çarpıcı örneklerinden biri, petrol fiyatlarındaki dalgalanmada açıkça görüldü.
İran ile Amerika ve İsrail arasında yaşanan gerilim sırasında dünya petrol fiyatları yükselir yükselmez, Türkiye'de adeta zam yağmuru başladı. Market raflarından nakliyeye, temel gıdadan temizlik ürünlerine kadar birçok kalemde fiyatlar artırıldı. Vatandaşa sunulan gerekçe ise hazırdı: "Petrol yükseldi, maliyetler arttı."
Peki sonra ne oldu?
Gerilim azaldı, dünya petrol fiyatları düştü. Akaryakıtta indirimler yapıldı. Ancak market raflarındaki etiketlerdeki fiyatlar hala indirilmedi. Vatandaş gülüyor. Hocam “altın ve gümüşün fiyatları bile düştü ama marketlerdeki ürünlerinfiyatları düşmedi”. Şimdi vatandaş bugün haklı olarak şu soruyu soruyor:
"Petrol yükselirken bir gecede zam yapanlar, petrol düşerken neden aynı hızla indirim yapmıyor?"
İşte ekonomik adalet tartışması tam da burada başlıyor.
Ekonomi; pazara çıkan annenin fileyi nasıl dolduracağını düşünmesidir. Çocuğunun beslenme çantasını eksiksiz hazırlamaya çalışan babanın kaygısıdır. Emeklinin eczaneden ilacını alırken cebindeki parayı defalarca hesaplamak zorunda kalmasıdır. Bebeğine bez alamadığı için mahcup olan annenin sessiz çığlığıdır. Torununa karne hediyesi alamadığı için cami avlusunda gözyaşlarını tutamayan dedenin ezikliğidir. İşte ekonominin gerçek yüzü, açıklanan rakamlarda değil; insanın onurunu inciten bu manzaralarda gizlidir.
Bir ülkede büyüme rakamları açıklanırken millet yoksullaşıyor, enflasyon düştüğü söylenirken sofralardaki ekmek küçülüyorsa, ekonomik başarıdan değil; ekonomik adaletsizlikten söz edilir.
Ekonomide yalnızca maaş artış oranlarına bakmak gerçeği göstermeye yetmez. Asıl ölçülmesi gereken, maaşın satın alma gücünün altı aylık dönem boyunca ne kadar korunduğudur.
3 Temmuz 2026 da açıklanacak aylık enflasyon oranı sonrasında hükümet Temmuz Aralık dönemine ait maaş artışlarını belirleyecektir. Göreceksiniz maaş artışını düşük tutmak için Haziran ayı enflasyon oranını, sıfırlı ya da birli bir rakam ilan edecekler.
Ocakta yapılan maaş artışı; şubat ayından itibaren kira, gıda, ulaşım, elektrik, doğal gaz ve diğer temel ihtiyaçlara gelen peş peşe zamlar karşısında hızla erimiştir. Temmuz ayına gelindiğinde memur ve emekli, kâğıt üzerinde zamlı maaş alıyor görünse de gerçekte Ocak ayında sahip olduğu satın alma gücünün önemli bir bölümünü kaybetmiş olmaktadır.
Balık hafızalı millet mi?
İttifak partilerinden yönetici dostlarımızla yaptığımız sohbette yine gündem geçim sıkıntısıydı. Bir arkadaşımız “Seçimde işiniz zor” dediğinde, “Bizim yöneticiler işini bilir, seçim öncesi hemen bir çözüm bulurlar” dedi.
Ardından şu görüşü dile getirdi: “Bizim milletimizyaşadığı sıkıntıları çabuk unutur. Seçime birkaç ay kala maaşları artırır, ikramiyeleri verir, emekliye seyyanen zam açıklarız; memuru, işçiyi ve emekliyi biraz rahatlatırız. Sosyal yardım alanlara da makarna, soğan patates, şeker, çay vb. verdik mi işlem tamam. Sandık geldiğinde geçmişte yaşanan sıkıntılar unutulur, millet yine bize oy verir.” Dedi.
İttifakın seçmenine göre ekonomik sıkıntılar yıllarca sürse bile, seçimden hemen önce yapılacak maaş artışları, ikramiyeler, ek ödemeler ve çeşitli iyileştirmeler seçmenin tercihlerini değiştirebilir.
Ancak göz ardı edilmemesi gereken önemli bir gerçek vardır: Vatandaş artık yalnızca seçim dönemlerinde verilen vaatlere değil, yıllardır yaşadığı ekonomik tabloya bakmaktadır. Çünkü emekli, memur, işçi ve esnaf yalnızca seçimden önceki birkaç ayı değil; geçim sıkıntısıyla geçen yılları da hafızasında taşımaktadır.
Bu nedenle milletin hafızasının gerçekten “balık hafızası” olup olmadığını gösterecek yer meydanlar değil, sandık olacaktır.
Peki, millet hükümetten ne bekliyor?
Milletin hükümetten beklentisi çok açık: Geçici çözümler değil, kalıcı ekonomik rahatlama,
Emekli, insanca yaşayabileceği bir gelir talep ederken; memur emeklileri ise 2023 yılında görevdeki memurlara verilen ancak kendilerine yansıtılmayan seyyanen zammın bir an önce maaşlarına eklenmesini istiyor. Çünkü bu uygulama sonucunda, görevdeki memurlarla memur emeklileri arasındaki maaş dengesi ciddi şekilde bozuldu. Bir dönem görevdeki memur maaşının yaklaşık %80'i seviyesinde olan memur emeklisi aylıkları, önce %60'lara, bugün ise yaklaşık %30'lara kadar gerilemiş durumda.
Memur emeklileri, yılların emeğinin bu şekilde değersizleştirilmesine son verilmesini, maaşlar arasındaki adaletsizliğin giderilmesini ve seyyanen zammın kendilerine de yansıtılarak bu haksızlığın bir an önce düzeltilmesini bekliyor.
Ayrıca yıllardır beklenen intibak düzenlemesinin hayata geçirilmesini, emekliler arasındaki maaş adaletsizliğinin giderilmesini ve emeğin hakkının tam olarak teslim edilmesini bekliyor.
Memur, enflasyon karşısında erimeyen adil bir ücret istiyor.
Esnaf, vergi ve maliyet yükünün hafifletildiği, krediye erişimin kolaylaştığı bir ekonomik düzen bekliyor.
Üretici ve çiftçi ise artan girdi maliyetleri altında ezilmeden üretim yapabilmeyi, ürününü değerinde satabilmeyi ve emeğinin karşılığını alabilmeyi talep ediyor.
Gençler kendi ülkesinde iş ve gelecek arıyor.
İş dünyası öngörülebilir ekonomi, hukuk güvenliği ve güçlü bir yatırım ortamı talep ediyor.
Kadınlar güvenli yaşam, ekonomik bağımsızlık ve sosyal destek istiyor.
Öğrenciler eğitim masrafları altında ezilmeden okuyabilmeyi,
Aileler çocuklarının eğitim masrafları ve geleceği için borçlanmamayı arzuluyor.
Kiracılar kira yükü altında ezilmek istemiyor,
Engelli vatandaşlarımız ise hayatı kolaylaştıran düzenlemeler bekliyor,
Vatandaş; fiyat artışlarını kontrol altına alan, fırsatçılığa izin vermeyen, üretimi destekleyen, adil ve öngörülebilir bir ekonomi yönetimi talep ediyor.
Vatandaş, özelleştirilen fabrikalarda üretimin düştüğünü görüyor; şimdi yeni fabrikalarla üretim ve istihdamın artmasını istiyor.
Vatandaş, Amerika Birleşik Devletleri'nin üretkenliği artırmak için yapay zekâya yüz milyarlarca dolarlık yatırım yaptığını görüyor ve Türkiye'de de aynı vizyonu, aynı cesareti ve aynı uzun vadeli bakışı görmek istiyor.
Vatandaş, Çin'in yalnızca ucuz iş gücüyle değil; robotik üretim, ileri teknoloji, elektrikli araçlar ve yapay zekâ yatırımlarıyla küresel üstünlüğü ele geçirmeye yöneldiğini görüyor ve ülkemizin de günü kurtaran değil, geleceği kuran bir kalkınma hamlesine ihtiyaç duyduğunu düşünüyor.
Vatandaş, Avrupa ülkelerinin yaşlanan nüfus, düşük verimlilik ve küresel rekabet baskısına karşı dijital dönüşüm, yeşil teknoloji, yüksek katma değerli üretim ve inovasyon odaklı politikalar geliştirdiğini görüyor; Türkiye'nin de tüketen değil üreten, ithal eden değil ihraç eden bir ekonomik modele yönelmesini bekliyor.
İktidar hiçbir şey yapmıyor mu?
Elbette yapıyor; savunma sanayinde, altyapıda ve bazı stratejik alanlarda önemli adımlar atıldı. Ancak millet, bu kazanımların mutfaktaki yangını söndürmeye yetmediğini de açıkça görüyor. Vatandaş, savunma sanayindeki başarıları takdir ederken, çeyrek asırdır yönetimde olan bir iktidarın ekonomide aynı başarıyı ortaya koyamamasını artık bir yönetim yorgunluğu olarak değerlendiriyor; hayat pahalılığına kalıcı çözüm bulacak, üretimi güçlendirecek ve topluma yeniden umut verecek bir değişim talep ediyor.
Peki çözüm ne?
Millet; kavga değil birlik, polemik değil hizmet, ayrışma değil kardeşlik istiyor. Türkiye'nin ihtiyacı; hukukun üstünlüğünü esas alan, üretimi ve kalkınmayı önceleyen, adaleti tesis eden, millî ve manevi değerlerine bağlı, devlet ciddiyetini yeniden hâkim kılacak güçlü bir yönetim anlayışıdır.
İnanıyoruz ki Türk milleti, yapılacak ilk seçimde bu sorumluluğu taşıyacak iradeyi ortaya koyacak; Cumhuriyet'in kurucu değerlerine, Atatürk ilke ve inkılâplarına, üniter devlet yapısına ve anayasanın değiştirilemez temel esaslarına bağlı kadroları göreve getirecektir.
Çünkü bu aziz millet, bin yıllık vatanını pazarlık konusu yaptırmayacak kadar şuurlu; ay yıldızlı al bayrağını yere düşürmeyecek kadar vakur; devletini ilelebet yaşatacak kadar güçlü bir millettir.
Biz inanıyoruz ki Türkiye, yeniden huzurun, adaletin, refahın ve millî birliğin hâkim olduğu güçlü yarınlara kavuşacaktır. Çünkü son sözü her zaman Türk milleti söyler.
Karamsar hiç değilim. Siz de benim gibi ümit var olun. Millî birliğimizi ve kardeşliğimizi koruyacağız. Türk devlet aklına ve yüce Türk milletine güveniyorum.
Namık Kemal YILDIZ