PATRİKHANE TARTIŞMASI VE BATI TRAKYA MÜFTÜLÜĞÜ: BİR DENGE ARAYIŞI
PATRİKHANE TARTIŞMASI VE BATI TRAKYA MÜFTÜLÜĞÜ: BİR DENGE ARAYIŞI

Namık Kemal Yıldız
mebnky@gmail.com - 0507 011 43 55PATRİKHANE TARTIŞMASI VE
BATI TRAKYA MÜFTÜLÜĞÜ:
BİR DENGE ARAYIŞI
Fener Rum Patrikhanesi, kökeni 4. yüzyıla uzanan ve İstanbul (Konstantinopolis) merkezli bir Ortodoks dini kurumudur. 381 ve 451 Konsilleri sonrasında Ortodoks dünyasında önemli bir ruhani merkez haline gelmiş, tarihsel süreç içerisinde Bizans, Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti dönemlerinde farklı statüler kazanmıştır.
Osmanlı döneminde, özellikle Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’un fethini müteakip patrikhaneyi himaye altına almasıyla birlikte, kurum yalnızca dini bir otorite olmanın ötesine geçmiş; “Rum milletinin” dini ve kısmen idari işlerini düzenleyen bir yapı halini almıştır. Bu çerçevede patrikhane, Osmanlı millet sistemi içinde tanımlanmış ve belirli hukuki düzenlemelere tabi kılınmıştır.
Cumhuriyet döneminde ise Lozan Barış Antlaşması ile patrikhanenin Türkiye’deki varlığı devam etmiş, ancak siyasi ve idari yetkileri kaldırılarak yalnızca dini bir kurum statüsüne indirgenmiştir. Bu dönüşüm, patrikhanenin tarihsel süreçte çok yönlü bir kurumsal yapıdan salt ruhani bir otoriteye evrildiğini göstermektedir.
Tanzimat ve 1862 Nizamnamesi
Osmanlı, 1839’daki Tanzimat, 1856’daki Islahat Fermanıile başlayan reform sürecini, 1860’lı yıllarda somut kurumsal düzenlemelere dönüştürmüştür.
Gayrimüslim cemaatlerin yönetimi, geleneksel yapısından çıkarılarak yazılı hukuk kurallarıyla belirlenmeye başlanmıştır. Devlet, cemaat kurumlarını daha yakından denetleyebilmek ve merkezi otoriteyi güçlendirmek amacıyla nizamnameler aracılığıyla düzenleme yoluna gitmiştir.
Bu süreçte, Patrikhanenin hukuki ve kurumsal yapısına ilişkin en kapsamlı düzenlemelerden biri olan 1862 tarihli Rum Patrikliği Nizamnamesi hazırlanmış ve Padişahın onayı ile yürürlüğe girmiştir.
1862 tarihli Nizamnameyle, patrikhanenin statüsü, yönetim yapısı, patrik seçimi, ruhban sınıfının hiyerarşisi, mali ve idari işleyişi ile cemaat kurumlarının yönetimi ayrıntılı biçimde düzenlenmiştir.
1862 Nizamnamesi, Patrikhaneye serbestlik veren değil, onu Osmanlı Hukuk sistemi içine alan ayrıntılı bir düzenlemedir.
Araştırma Kaynakları:
Fener Rum–Ortodoks Patrikhanesi ve 1862 Rum Patrikliği Nizamatı’na dahil olan nizamnameler hakkında araştırma yapmaya başladığımda, diğer dokümanlar yanındaProf. Dr. Cihan Osmanağaoğlu KARAHASANOĞLU, Elçin MACAR ve Emruhan YALÇIN’ın çalışmaları,araştırmalarıma kaynaklık etmiştir.
Romanya’daki Ovidius Üniversitesi Tarih Fakültesinde,2000–2001 yıllarında “Osmanlıya Giriş” ve “Osmanlı Türkçesi” dersleri vermem, Osmanlı paleografisi alanında yetkinlik kazanmama ve el yazması metinleri doğrudan inceleyebilme imkânı elde etmeme katkı sağlamıştır.
1862 Nizamnameleri:
Fener Rum–Ortodoks Patrikhanesine
İlişkin 1862 Rum Patrikliği Nizamatı’na dâhil olan nizamnamelerin yürürlüğe giriş tarihlerine göre aşağıdaki şekilde sıralanabilir.
Nizamnamelerin isimlerini anlaşılır olsun diye günümüzTürkçesine çevirerek veriyorum.
1. “Rum Patrikhanesi’nin işlerinin ıslahı amacıyla Patrikhanede toplanan komisyon tarafından patrik seçimi ve atanma usullerine dair hazırlanan genel nizamname”
2. “Piskopos olmaya layık rahiplerin gerekli nitelikleri ve seçim usullerini içeren nizamname”
3. “Metropolitler cemaatinin teşkil yapısını ve oluşum usullerini düzenleyen nizamname”
4. “İstanbul Patriği ile metropolitler cemaati arasındaki karşılıklı ilişkileri düzenleyen nizamname”
5. “Daimi Karma Meclisin nasıl oluşturulacağını düzenleyen nizamname”
6. “Daimi Karma Meclis üyelerinin görev ve sorumluluklarını düzenleyen nizamname”
7. “İstanbul’daki Hıristiyan halk tarafından sağlanan 130.000 kuruş ile belirlenen esaslara göre piskoposlar aracılığıyla toplanarak Millet Sandığına aktarılan ve buradan taksitler halinde ödenen 370.000 kuruş bir araya getirilmiştir. Bu toplamdan İstanbul Patriği için yıllık 500.000 kuruş maaş tahsis edilmesini ve Patrikhaneye bağlı tüm piskoposların yıllık maaşlarının düzenlenmesini öngören nizamname.”
Bu Nizamnameyle, başta Patrik olmak üzere,Piskoposların, Patrikhane hazinedarı, mühürdarı ve patrik hizmetinde bulunan tüm çalışanların ücretlerinin ve diğer gerekli masrafların, nasıl karşılanacağı kalem kalem belirlenmiştir.
8. “Manastırlara ilişkin bazı genel hükümleri içeren nizamname”
Kilise Hiyerarşisi:
Ortodoks kilise hiyerarşisi, tam merkeziyetçi olmayan, sinodal yapıya dayalı bir sistemdir. Bu nedenle Patrik, Katolik dünyasındaki Papa’dan farklı olarak “eşitler arasında birinci” konumundadır.
Osmanlı zamanında çıkarılan 1862 Nizamnameleri:
Osmanlı sınırları içindeki “Rum milletinin” dinî merkeziolarak tanımlanır. Siyasi yönü yoktur. Sadece dini kurumdur.
Patrik, tek başına yönetmez. Yanında, din adamı + laik üyelerden oluşan “Karma Meclis” vardır. Patrikhaneyi yarı kolektif bir yönetime bağlar.
Nizamnamelerin hükümleri göre; Patriğin haberi olmaksızın ve kendisi mecliste bulunmaksızın, cemaat-i metropolidan tarafından verilen her karara uyulmayıp, mülga tutulacağı gibi;cemaat-i metropolidanın bilgisi dışında, patrik tarafından verilen hüküm de geçerli olmayacaktır.
Kilisesinin Kurumsal Yapısı:
Kiliselerde Ruhban sınıfı ile birlikte 3 ana grup çalışanlar vardır.
1. Ruhban sınıfı: (Diyakoz – Papaz-Piskopos-Patrik),
2. Manastır kökenli unvanlar:
3. Ruhban dışı (laik) kilise görevlileri:
Yönetimsel görevler:
Ruhban ve laik kişilerden oluşan Kilise Meclisi üyeleri, mali ve idari kararlar alırlar. Çalışanların özlük haklarını, maaş ve görevleri düzenler.
Cemaatin sahip olduğu okulların, hastanelerin ve vakıfların yönetimini düzenler.
Kilise, Manastır ve ruhban okulu.
Kilise: Hıristiyanların ibadet ettiği, cemaatin dini törenlerini gerçekleştirdiği ibadet mekânıdır. Kilise halka açık ibadet yeridir.
Manastır: Ruhbanların (rahip, keşiş veya rahibelerin) birlikte yaşadığı, ibadet ettiği ve dinî yaşamlarını belirli kurallar çerçevesinde sürdürdüğü kapalı veya yarı kapalı dinî topluluktur.
Ruhban Okulu: Din adamı, ruhban yetiştiren, dini eğitim veren bir eğitim kurumudur. Ruhban okulunda akademik dini eğitim verilir. Okulda belli bir sürede Teoloji, felsefe, dil eğitimi verilir.
Üç kurumun ortak özellikleri:
• Patrik:
• Batı Trakya Müftüsü:
Tehlikeli talepler:
Türkiye Cumhuriyeti’ne göre patrikhane yalnızca dini bir kurumdur.
Patriğe, Ekümenik statüsü verilmesi, Patrikhanenin evrensel otorite kabulü edilmesi, “Papa” yetkisine benzer Dünyadaki bütün Ortodoksların dini ve siyasi lideri olması talepleri vardır.
Bu talepler, hukuki ve siyasi sonuçları bakımından ciddi tartışmalar doğurabilecek taleplerdir.
Bu taleplerin karşılanması, Türkiye sınırları içinde, Türk toprakları üzerinde Vatikan benzeri bir devletin kurulmasına izin verilmesi demek olur.
Türkiye, kendi toprakları üzerinde ikinci bir “Vatikan benzeri” yapıya asla izin vermez, veremez. Bu sadece bir siyasi tercih değil, bir devlet refleksidir.
Türk Milletinin birliği ve vatanının bölünmezliğine yemin etmiş Türk ordusuna, Türk emniyet güçlerine ve yüce Türk milletinin emrindeyiz diyen devletin birimi Kaleye ve bu güçlerimizin arkasında dağ gibi duran asil Türk milletine olan güvenim tamdır.
Patrik seçimine esneklik, Müftü seçimine engel
Amerika’da görev yapan Yunan vatandaşı Başpiskopos Athenagoras’ın Türkiye’deki patrik seçimine katılmasını sağlamak amacıyla Türkiye yönetimi tarafından, kendisine Türk vatandaşlığı verilmiştir.
Bu durum, Türkiye yönetiminin Rum cemaatine esneklik gösterdiğinin açık bir örneğidir.
Yunan makamları, benzer esnekliği Batı Trakya’daki Müftü seçimlerinde neden göstermiyor?
Yunanistan, Lozan Antlaşması’nın açık hükümlerine rağmen seçilmiş müftüleri tanımamakta ve “atanmış” müftüleri dayatmaktadır.
Eğer İstanbul’daki patrik, dini otorite olarak kendi cemaati tarafından seçiliyorsa, Batı Trakya’daki müftülerin de kendi toplumu tarafından seçilmesi gerekmez mi?
Dışişleri Bakanlığı, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı açıklamaları:
“Yunanistan, Batı Trakya Türk Azınlığının seçtiği müftüleri tanımayarak, Lozan Barış Antlaşması ile güvence altına alınan hak ve özgürlükleri ihlal etmeyi sürdürmektedir.
Geçtiğimiz aylarda Dimetoka’da, azınlık temsilcileriyle istişare edilmeden ‘seçim’ adı altında dayatılan tayinli müftü süreci başlatılmıştır.
Bu uygulamanın Rodop ve İskeçe illerine de yayılmaya çalışıldığı görülmektedir. Bu adımlar kabul edilemez olup, Yunan makamlarını yanlış uygulamalardan geri dönmeye çağrılmaktadır.
Diğer yandan, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB), Batı Trakya Türk azınlığının müftü seçme hakkına yönelik uygulamaların Lozan’dan doğan haklarla bağdaşmadığını belirterek, Yunan makamlarını bu alandaki ihlalleri sona erdirmeye çağırmıştır.
Çözüm Önerimiz.
Patrik, nasıl ki günümüzde “Kutsal Sinod (Holy Synod) tarafından seçiliyor ve Türk yönetimi tarafından onaylanıyorsa Yunanistan’da da müftüler Türk, Müslüman din görevlileri ve cemaati tarafından seçilsin. Yunan devlet yetkilileri seçilmiş müftüyü onaylasın.
Yunan Hükümeti, Türk devleti gibi denetleyici olsun belirleyici olmasın.
Lozan Barış Antlaşması’nın 37–45. maddeleri, özellikle 40. ve 45. maddeleri uyarınca Batı Trakya Türkleri; kimlik, dil, din, eğitim, kurumlaşma ve mülkiyet hakları bakımından uluslararası hukuk güvencesi altındadır ve bu hükümler Yunanistan için bağlayıcıdır.
Yunan Hükümeti tarafından, Batı Trakya Türkleri, kendi müftülerini seçme hakkından fiilen mahrum bırakılmıştır.
Batı Trakya Türk azınlığı, Atina’nın antidemokratik atama süreci karşısında, bölge halkının kendi seçtiği müftüler dışındaki hiçbir iradeyi meşru kabul etmeyeceğini tüm dünyaya ilan etmektedir.
Türk dünyası ve Balkan Türkleri olarak bizler, Batı Trakya Türk azınlığının haklı davalarını savunmaya, onların sesi olmaya devam edeceğimizi hatırlatarak, Yunanistan makamlarını mevcut uygulamalarını gözden geçirmeye ve uluslararası hukuk ile iyi komşuluk ilişkileri çerçevesinde daha yapıcı bir yaklaşım benimsemeye davet ediyoruz.
Ege’nin iki yakasında yaşayan Türk ve Yunan halklarının barış ve huzur içinde yaşaması, ancak eşit haklara dayalı bir yaklaşım ile mümkündür. Bugün ihtiyaç duyulan şey gerilim değil; adalet, denge ve karşılıklı saygıdır.
Türkiye’nin bu ilkeli ve ağırbaşlı tutumu, zafiyet olarak değil; uluslararası hukuk ve karşılıklılık temelinde kararlılıkla sürdürülen bir yaklaşım olarak değerlendirilmelidir.
Namık Kemal YILDIZ