ALGI ?

Mustafa Aras'tan. Son dönemler de yaşanan algılar ile ilgili analizi..

ALGI ?
18 Ocak 2021 - 05:14
Daha önceleri bu konuda kısa yazılar yazmıştım. Bu sefer uzunca bir şeyler yazmak istedim. Nasıl olsa evdeler ve  zaman geçirmek için bir şeyler arıyorlar. Netfliks'den arta kalan zamanlarda okurlar diye düşündüm.
Başlıktan da anlaşılacağı üzere konumuz algı.
Giriş, gelişme ve sonuç ilişkisi içerisinde konuyu bölüm bölüm ele almak istiyorum.
BÖLÜM-1 (Giriş)
Yazıma, yakın tarihli, algı ile alakalı bir anı ile başlamak istiyorum. Bizzat canlı olarak yaşadığım algı ile alakalı en tesirli anılardan birisidir.
Başkanlık seçimlerine yakın bir zamanda hem piyasanın mevcut durumundan haber almak, hem de saç sakal bakımı yaptırmak için berbere gitmiştim. Hem iş, hem tatil tarzı bir şey yaşamak için genellikle berberleri tercih ediyorum. Ev içi için "Çocuktan al haberi" mahalle için "Berberden al haberi"

Seçim tarihi yakın olduğu için, ben daha ağzımı bile açmadan berber lafı hızlıca dönderip dolaştırıp hemencecik seçimlere getirdi konuyu.

"Bu seçimde başkanlıkta oyumu Erdoğan'a, milletvekilliğinde ise MHP'YE vereceğim" deyince gülümseyerek, sen de algıya düşmüşsün deyiverdim aniden. Demez olaydım. Bir öfke patlaması ses tonu ve el kol hareketleri ile "Ne algısı, bu benim kendi fikrim" deyiverdi berber. 

Eyvah! dedim. Elinde makas, sağında jileti yeni takılmış ustura, solunda yanıcı maddeler. 
Berberin yüzü kıp kırmızı. 

"Ne yaptın Mustafa" dedim kendi kendime. Direkt olarak söylenir mi bu cümle? Biraz lafı dolaylı söyleseydin, kendi elinle kendini riske attın kendini diye düşünürken, birden ağzımdan "Öyle mi, senin fikrin mi?" diye bir cümle çıktı. 
"Evet" dedi ve devam etti "Bu benim kendi fikrim" dedi kızgın ve rahatlıkla karışık bir ifade ile. 

Sormak her zaman avantajlıdır. Karşıyı rahatlatır. Fikrine önem verildiğini gösterir ve aynı zaman da zaman kazandırır. "Öyle mi?" sorusu da berberin ilk anki öfkesini aldı. Yumuşadı ama, riskleri severim. Deşelemek benim işim. Yakaladım mı ucundan, sonunu getirene kadar gitmek istiyorum. Riskler umurumda bile değil. 

"Senin bu fikrin çok tutmuş o zaman. Edirne'den Kars'a herkes senin fikrini savunuyor. Ulusal çapta bir fikir ürettin" diyerek son darbeyi indirdim. 
Direk dalaklara çalışıyorum. Amaç, berberi şoka sokup nakavt etmekti ama, beklediğim tepkiyi vermedi. Hemencecik havlu attı. Önce utandı biraz. "Olabilir" deyiverdi kısık bir sesle. 

Mahcubiyeti görünce konuyu devam ettirmedim. Ahlakım değildir. Düşene tekme vurmam. Benim tarzım direnç gösterenin üstüne üstüne, güç artırarak gitmektir. 
Berber olayı çözümledi mi bilmem ama, İşte algı böyle bir şeydir. 
Kendi fikrin zannedersin sende tutturmak istedikleri aşıyı. 
Aksi halde, tutmaz ki!

Amacı bilsen, sonunu görsen, verdiğin veya vereceğin zararların hesabını yapabilsen düşmezsin ama, insanın elinde değil işte. Kolay değil bu hesapları yapabilmek. Söyleyeceğin her sözün önünü arkasını hesaplamak, getirisinin götürüsünün muhasebesini yapmak yüksek derecede akıl ve sorumluluk ister. Ar ister. Namus ister. Hani ne demişler "Utanmadıktan sonra dilediğini yap"

Herkes algıya düşebilir. "Ben düşmem" diyen zaten çoktan düşmüştür algıya. Başka bir algıdır bu. Şeytan'ın en sevdiği haslet olan kibrin algısıdır. O yüzden dememek lazım gelir. Hele hele "Ben kelimesi, mümkünse bi kaç kilometre ötede durmalı insandan.
Algıya düşmek hata değildir. Hata, dostlarından gelen bütün uyarılara rağmen algıdan dönememektir. Kibir+Kibir yükler insana. Erkeklik var ya serde. "Erkek adam Tükürdüğünü yalayamaz" algısı ile hareket eder. Hele bir de, pof poflayan "Hadi be koçum, kim tutar seni" diyen bir kitle varsa arkanda, geriye dönüşün mümkünatı yoktur gayri. Freni patlamış kamyon gibi önüne geleni altına alarak devam eder. Amaç artık araç olmuştur. "Hedefe giden her yol mübah" düsturu ile hatır gönül dinlemez, yalan ve iftira ile karışık söylemler gelişir. Kantarın topuzu kaçar. Yeri gelir, Allah korkusunu bile unutturuverir haklı çıkmak için. Ahiretteki mizan çıkıverir insanın aklından. 
Hepimizin bildiği bir kaç algı örneği ile devam edelim yazıya.
İlk aklıma gelenlerden biri  "Ülkeyi Katar'a sattılar" algısıdır. Hem bizim cenah, hem de karşı cenah tarafından kabul görmüş, sindirilmiş bir algıdır bu. Bizlerle onlar arasındaki tek fark, Karşı cenah bu duruma şiddetle itiraz ederken bizim cenah, "Katar'lılar bizim dostumuz, varsın onlar alsın. Ne zararı var?" demektedir. 
Peki işin aslı nedir aslında?
Durumun mevcut söylem ile uzaktan yakından alakası yoktur aslında. 
Akparti dönemi yabancı yatırımcıları incelediğimizde Hollanda'nın ilk sırada olduğunu anında görebiliriz. 2.sırada Almanya, 3.Sırada İngiltere, 4. sırada o, 5.sırada bu, derken derken Katar taaa 15. sırada yer bulur sıralamada kendine. Ama biz, her şeyi Katar aldı diye biliriz. Diyenleri de haklı buluruz. Çünkü diğer ülkelerin adını dahi duymamışızdır. Varsa yoksa Katar. Öyle ya, takip ettiğimiz muhalif Sosyal Medya'da ve haberlerde diğer ülkelerin adı hiç geçmez.
Algı işini yapan adamlar profesyonel çalışırlar. 5 yıl sonraya, 10 yıl sonraya, şundan sonraya, bundan sonraya diye yatırım yaparlar. Nakitleri ve vakitleri boldur.
Mesela yerel seçimlerden önce, sözde Reisçi hesaplar marifeti ile "İsraf algısı", "Makam araçları" algısı yaptırıp, bu algılar ile seçime girip götürmediler mi işi? 
Herkes ikna olmuştu. Öyle ya, muhalefet değil, Reisçi hesaplar konuşuyordu artık. İş ayyuka çıkmış, minare kılıfa sığmıyordu gayri. Hatta muhalefet bu durumu seçim sonuna sarkıtıp bir de şov yapmaya çalıştı amma, ellerine yüzlerine bulaştırdılar. Sahi İsraf ve Makam araçları mevzusunu  yazmayan kaldı mı bizim cenahta? 
Peki biz ne yapmıştık o zaman?
Her zaman ki gibi itidalli davranıp "Yapmayın, etmeyin, yanlış yapıyorsunuz, tuzağa düşüyorsunuz" gibi cümleler kurduk ama, nafile. 
Çünkü, israf haramdı.
Çünkü, Akpartili Belediye Başkanları, yöneticiler ve hatta Erdoğan bile çok şımarmıştı. Binlerce koruma ve lüks makam araçları onda da vardı.
Algıcılar, bisiklete binen bir Avrupalı bakan resimlerini boş yere paylaşmıyorlardı her halde. 
Beyinlere kazınmıştı bu görüntüler. Göz başka bir şey görmüyor, kulak dostlardan gelen uyarıcı cümleleri duymuyordu. Bu gün dahi aynı söylemlerin bir değeri olduğunu görebiliyoruz.
Algı ve sonuç ilişkisinin başkaca somut örneklerini vermeden olmaz elbette. Bir delil ile 40 alim ikna olur ama, bizim cenahın nefislerinin esiri olmuş, kibirli sosyal medya uzmanlarını ikna etmek öyle 1-2 delile namümkündür. en az 41 olmalı.
Aslında kumaşları bizden olan ama, algıya düştükleri için bu gün hâlâ bize düşman gibi davranıp, düşmana ise dost diye sarılan İslamcı ve Ülkücü örneklerini hatırlatmadan olur mu? Olmaz elbette. Öyleyse onlarla devam edelim.
Dinci gurubu "Zina, faiz, İsrail" söylemleri ile yıllarca Erdoğan'a karşı doldurdular. Bu arkadaşlar da, memlekete şeriat getirmek ve Allah'ın hükmü ile hükmetmek için gittiler, Laik Cumhuriyetin yılmaz bekçisi olduklarını her fırsatta dile getiren CHP ile ittifak yaptılar. Gülmeyin. Algı böyle bir şeydir. İçinde bulunduğunuz tezatlığın farkında bile olmazsınız. Atasözleri boşa söylenmemiştir. Keskin Sirke küpüne zarar demiştir atalar. Siz keskinleşirseniz zararı kendinize verir ve farkında dahi olmaz, abuk subuk şeyler yaparsınız
Ülkücüleri ise "Erdoğan Apoyu serbest bırakacak. Türküm diyemiyor" gibi malum telkinleri ile yıllarca şişirip gözleri görmez, kulakları duymaz hale gelinceye kadar algıya boğdular. Bu arkadaşlar günün sonunda Akparti ve MHP'nin ülkeyi parçalayacağına inanıp HDP ile birlikte ülkeyi kurtaracaklarına kanaat getirdiler. Hâlâ da bu minval üzerinde devam ediyorlar. Gerçekten gülmeyin. Algı dediğimiz şey öyle kolay kurtulacak bir şey değildir. İnsanı kurtluktan alıp mankurta dönüştürür. Mankurt olduğun zaman da dışarıdan gelen hiç bir şeyi kabul etmez "Apo'nun heykelini dikeceğim" diyen Selahattin Demirtaş için özgürlük sloganları bile atarsın. Hatta, Cemil Bayık bile sana şirin görünürken Devlet Bahçeli gözüne Abdullah Öcalan gibi gelir.

Hal böyle devam eder iken, bu arkadaşların durumlarına gülen arkadaşlarımız oldu. Bunlarla dalga geçtiler. "Lan olum siz resmen terörist oldunuz" diyerek güldüler tuzağa çekilmiş garibanlara. Gülmeyin diye bu arkadaşlarımızı çok uyardım. "Gülme komşuna gelir başına" dedim dinletemedim. 

Bir zamanlar aynı yolda yürüdüğümüz bu arkadaşlar yine beni dinlemeyip, diğer arkadaşlarımızı hem kınayıp hemde hallerine güldükleri için Allah'da onlara aynı musibeti verdi tabi ki. 
Kendileri de başka başka algılara düştüler.
---
1. BÖLÜM SONU.
2. Bölüm yakında...

Analiz (Mustafa Aras)

YORUMLAR

  • 0 Yorum