06 Ağustos 2026 - Perşembe

TERÖRLE MÜCADELEDE HUKUKUN SINIRLARI AŞILMAMALIDIR

TERÖRLE MÜCADELEDE HUKUKUN SINIRLARI AŞILMAMALIDIR

Yazar - Süleyman Aksoy Köşe Yazarı
Okuma Süresi: 11 dk.
199 okunma
Süleyman Aksoy Köşe Yazarı

Süleyman Aksoy Köşe Yazarı

slmnaksoy@gmail.com - 05073119970
Takip EtGoogle News

TERÖRLE MÜCADELEDE HUKUKUN SINIRLARI AŞILMAMALIDIR

5 Ağustos 2026 Tarihli Kanun Teklifine İlişkin Analiz

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına 5 Ağustos 2026 tarihinde sunulan, 2/3793 esas numaralı “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”, yalnızca bir ceza ve infaz düzenlemesi olarak görülemez. Bu teklif; devletin terör karşısındaki tutumunu, adalet anlayışını, caydırıcılık gücünü ve gelecekte benzer tehditlere karşı nasıl davranacağını doğrudan ilgilendirmektedir. 

Teklif metnini ve gerekçesini dikkatle incelediğimizde, Türkiye’nin üniter devlet yapısını, sınırlarını veya Anayasa’daki vatandaşlık tanımını doğrudan değiştiren açık bir hükümle karşılaşmıyoruz. Metinde federasyon, bölgesel özerklik, ayrı anayasal statü veya başka bir egemenlik paylaşımı düzenlemesi bulunmamaktadır.

Ancak bu tespit, teklifin Türkiye’nin geleceği ve devlet güvenliği bakımından sakıncasız olduğu anlamına gelmemektedir.

Tam tersine teklif; terör örgütüne ve onun çevresindeki yapılara özel bir hukuk alanı oluşturması, ağır suçlar bakımından cezasızlık sonucuna yol açabilecek hükümler içermesi, yargı yetkisinin yürütme ağırlıklı bir kurulun kararlarına bağlanması ve terörle mücadelede caydırıcılığı zayıflatması nedeniyle son derece dikkatli değerlendirilmelidir.

Terör örgütüne özel hukuk oluşturulamaz

Teklif; PKK/KCK terör örgütünü kurma veya yönetme, örgüte üye olma, bilerek ve isteyerek yardım etme, örgüt propagandası yapma, terörün finansmanı ve örgütün faaliyeti kapsamında işlenen suçları düzenlemenin kapsamına almaktadır. 

Burada özellikle “örgütün faaliyeti kapsamında işlenen suçlar” ifadesi üzerinde durulmalıdır.

Bu ifade son derece geniştir. Sadece silah taşıyanları değil; örgütün yönetim, finansman, lojistik, propaganda, haberleşme, eleman temini ve diğer yapılanmalarında görev alan kişileri de kapsayabilecek niteliktedir.

Bir hukuk devletinde düzenleme yapılacaksa kişi veya örgüt esas alınarak değil, işlenen fiilin ağırlığı ve kişinin suça gerçek katılımı esas alınarak yapılmalıdır.

Devlet, herhangi bir terör örgütüne mensup olanlar için sıradan vatandaşlara uygulanmayan ayrıcalıklı bir hukuk sistemi kuramaz. Çünkü hukukta eşitlik, sadece vatandaşların devlet karşısındaki eşitliğini değil, suç işleyenlerin de aynı hukuk düzeni içinde değerlendirilmesini gerektirir.

Adı erteleme, sonucu şartlı af

Teklifte “genel af” veya “özel af” ifadeleri kullanılmamaktadır. Bunun yerine soruşturma ve kovuşturmaların beş veya on yıl ertelenmesi, kesinleşmiş hapis cezalarının infazının ertelenmesi ve belirlenen süre içinde yeni bir terör suçu işlenmediği takdirde davaların düşürülmesi ya da cezaların infaz edilmiş sayılması öngörülmektedir. 

Hukuki kavramların arkasına saklanarak düzenlemenin gerçek sonucu gizlenemez.

Bir kişi hakkında yürütülen soruşturma sona eriyor, dava düşüyor veya kesinleşmiş mahkûmiyet cezaevinde çekilmeden infaz edilmiş sayılıyorsa, bunun kamu vicdanındaki karşılığı açıktır:

Bu düzenleme, adı konulmamış ve zamana yayılmış şartlı bir af sonucunu doğurmaktadır.

Daha da önemlisi, teklif sadece alt düzey örgüt mensuplarını kapsamamaktadır. On beş yıldan fazla hapis cezası alanlar ile müebbet ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm edilenlerin cezalarının dahi belirli şartlarla on yıl süreyle ertelenebilmesi öngörülmektedir. 

Bu kadar ağır cezaya hükmedilmiş kişilerin hangi fiilleri işlediği, hangi emirleri verdiği, kaç insanın hayatına veya güvenliğine zarar verdiği kamuoyundan saklanamaz.

Öldürmeyen fakat öldürmeye yardım eden ne olacaktır?

Teklif, örgüt faaliyeti kapsamında işlenen kasten öldürme suçunu bazı hükümler bakımından kapsam dışında bırakmaktadır. Ancak terör suçu yalnızca silahın tetiğini çeken kişinin fiilinden ibaret değildir.

Terör eyleminin emrini veren, keşfini yapan, bombayı taşıyan, patlayıcıyı sağlayan, finansmanını karşılayan, hedef bilgisi veren, örgüte eleman kazandıran ve eylem sonrasında failleri saklayan kişiler de terör mekanizmasının parçalarıdır.

Bu nedenle yalnızca doğrudan öldürme suçunu kapsam dışında bırakmak yeterli değildir.

Bir terör eyleminin hazırlanmasına, gerçekleştirilmesine veya sonuçlarının gizlenmesine bilinçli biçimde katılan herkesin sorumluluğu ayrı ayrı belirlenmelidir. Aksi hâlde öldürme fiilini doğrudan işlemeyen fakat ölümlerin meydana gelmesini sağlayan kişilerin geniş bir erteleme sisteminden yararlanması mümkün hâle gelebilir.

Bu, adalet değildir.

Bu, şehit ailelerinin, gazilerimizin ve yıllarca terörün acısını çekmiş vatandaşlarımızın vicdanında telafisi mümkün olmayan yeni yaralar açar.

Savcının soruşturma yetkisi kurul iznine bağlanamaz

Teklifin en sakıncalı hükümlerinden biri, daha önce işlenmiş ancak sonradan ortaya çıkarılacak belirli suçlar hakkında soruşturma başlatılmasını, teklifte oluşturulan Kurulun iznine bağlamasıdır. 

Bu kurul; Cumhurbaşkanı Yardımcısının başkanlığında Adalet, Dışişleri, İçişleri ve Millî Savunma bakanları, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, MİT Başkanı ve MGK Genel Sekreterinden oluşmaktadır. 

Bu yapı, doğası gereği yürütme organı ağırlıklı bir kuruldur.

Devletin güvenliğine karşı işlenmiş bir suçun delilleri ortaya çıktığında soruşturma açılıp açılmayacağına savcı değil de siyasi ve idari nitelikli bir kurul karar verecekse, burada kuvvetler ayrılığı ve yargı bağımsızlığı açısından ciddi bir sorun vardır.

Cumhuriyet savcısı, suç işlendiğine ilişkin yeterli şüphe bulunduğunda soruşturma yapmakla görevlidir. Savcının bu anayasal ve kanuni yetkisi, siyasi değerlendirmelere açık bir izin mekanizmasına bağlanmamalıdır.

Terör suçlarında soruşturma izni, siyasi pazarlığın veya dönemsel tercihlerin konusu yapılamaz.

Hak yoksunluklarının kaldırılması siyasete dönüş yolunu açabilir

Teklif, Kurulun gerekli görmesi hâlinde soruşturma, kovuşturma veya mahkûmiyet nedeniyle doğan hak yoksunluklarının tüm sonuçlarıyla kaldırılmasını ilgili mercilerden talep edebilmesine imkân vermektedir.

Beş yıllık erteleme kararlarında iki yıl, on yıllık erteleme kararlarında ise üç yıl geçtikten sonra bu mekanizmanın işletilebilmesi öngörülmektedir. 

Bu hüküm son derece önemlidir.

Terör örgütü yöneticiliği, üyeliği, finansmanı veya örgüte yardım suçlarından mahkûm olmuş kişilerin birkaç yıl sonra hak yoksunluklarının kaldırılması; bu kişilerin yeniden siyasi, toplumsal ve kamusal faaliyetlere katılmasının önünü açabilir.

Silahlı mücadele sona erdirilirken, örgütün siyasi hedeflerini başka araçlarla sürdürmesine imkân sağlayacak bir kadro aktarımına izin verilmemelidir.

Demokratik siyaset herkes için açıktır. Ancak demokratik siyaset, terör suçlarının aklanmasının veya örgüt kadrolarının hiçbir hesap vermeden siyasal alana taşınmasının aracı olamaz.

Silahı bırakmak, geçmişte işlenmiş suçların kendiliğinden ortadan kalkması anlamına gelmez.

Örgütün gerçekten tasfiye edilip edilmediği nasıl belirlenecek?

Teklifin uygulanması; PKK/KCK’nın ve bağlantılı oluşumların fiilî varlığına son verdiğinin, kontrolündeki silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespit edilmesine ve bu tespitin MGK kararıyla teyit edilmesine bağlanmaktadır. 

Fakat bu noktada cevaplandırılması gereken temel sorular vardır:

PKK/KCK’nın Irak, Suriye, İran ve Avrupa’daki bütün bağlı yapılanmaları tasfiye kapsamına girecek midir?

Başka isimler altında faaliyet gösteren silahlı ve siyasi yapılar nasıl değerlendirilecektir?

Silahların tamamının teslim edildiği hangi yöntemle doğrulanacaktır?

Gizlenmiş silah depoları, finansman ağları, uyuşturucu ve kaçakçılık gelirleri, propaganda merkezleri ve dış ülkelerdeki örgütsel yapılanmalar nasıl tasfiye edilecektir?

Örgüt başka bir isimle yeniden yapılanırsa verilen erteleme ve hak iadesi kararları ne olacaktır?

Bu sorular açık ve tereddütsüz biçimde cevaplandırılmadan, örgütün tasfiye edildiği yönünde verilecek siyasi veya idari bir karar yeterli kabul edilemez.

Türkiye yalnızca görünen silahların teslimine değil, örgütün bütün askerî, siyasi, mali, lojistik ve uluslararası yapılanmasının ortadan kaldırılmasına odaklanmalıdır.

Kamu görevlilerine sınırsız sorumsuzluk tanınamaz

Teklifte, bu kanun kapsamında verilen görevleri yerine getiren kişilerin görevleri nedeniyle hukuki, idari veya cezai sorumluluklarının doğmayacağı hüküm altına alınmaktadır. 

Bu kadar geniş bir sorumsuzluk hükmü hukuk devletiyle bağdaşmaz.

Kamu görevlileri görevlerini yerine getirirken kanunla korunabilir. Ancak kast, ağır ihmal, görevi kötüye kullanma, delil gizleme, kişiye özel ayrıcalık sağlama veya yetkiyi amacı dışında kullanma hâllerinde mutlak sorumsuzluk kabul edilemez.

Devlet adına görev yapan hiç kimse, yaptığı işlemler bakımından peşinen ve sınırsız biçimde hukuk denetiminin dışında bırakılamaz.

Yetki varsa sorumluluk da olmalıdır.

Türkiye’yi bölen açık hüküm yoktur; fakat devletin direncini zayıflatabilecek hükümler vardır

Teklif metninde Türkiye’yi federasyona götüren, üniter devlet yapısını ortadan kaldıran veya ülkenin bir bölümüne ayrı egemenlik alanı tanıyan açık bir hüküm bulunmamaktadır.

Ancak bir devletin bekası yalnızca sınırlarının veya anayasal maddelerinin değiştirilmesiyle tehdit edilmez.

Devletin terör karşısındaki caydırıcılığının zayıflatılması, ceza adaletinin etkisizleştirilmesi, ağır suçların karşılıksız bırakılması, yargı yetkisinin yürütmenin kararına bağlanması ve terör örgütü kadrolarının yeterli hesap verme süreci olmadan yeniden kamusal alana taşınması da uzun vadeli devlet güvenliği sorunudur.

Bugün yapılacak bir düzenleme sadece bugünün örgüt mensuplarını ilgilendirmez. Yarın Türkiye’ye karşı silaha sarılmayı düşünecek bütün yapılara da mesaj verir.

Verilecek mesaj şu olmamalıdır:

“Silaha sarılın, yıllarca devletle savaşın; şartlar oluştuğunda cezalarınız ertelensin, davalarınız düşsün ve haklarınız geri verilsin.”

Bu mesaj, terörü bitirmez.

Geleceğin terör örgütlerine yatırım yapar.

Bizim ölçümüz açıktır

Hür Düşünce Hareketi olarak terörün sona ermesini, silahların bütünüyle bırakılmasını ve Türkiye’nin huzura kavuşmasını elbette istiyoruz.

Hiçbir vatan evladının şehit olmadığı, hiçbir annenin evlat acısı yaşamadığı, kamu kaynaklarının terörle mücadele yerine eğitim, üretim, teknoloji ve kalkınmaya ayrıldığı bir Türkiye hepimizin ortak arzusudur.

Ancak kalıcı barış, adaletten vazgeçilerek kurulamaz.

Devlet, teslim olanla olmayanı; silah taşıyanla cinayet işleyeni; kandırılmış olanla örgüt yöneten ve emir veren kişiyi birbirinden ayırmalıdır.

Hiçbir öldürme, yaralama, bombalama, sabotaj, finansman, insan kaçırma, uyuşturucu ticareti, örgüt yöneticiliği veya terör eylemine bilinçli yardım fiili karşılıksız bırakılmamalıdır.

Soruşturma yetkisi savcılarda, yargılama yetkisi bağımsız mahkemelerde kalmalıdır.

Örgütün bütün bağlı yapılarının, finans kaynaklarının ve silahlı unsurlarının tasfiyesi açık, denetlenebilir ve geri dönülemez biçimde gerçekleştirilmelidir.

Şehit ailelerinin ve gazilerimizin hakları, sürecin hiçbir aşamasında siyasi hesaplara feda edilmemelidir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, bu teklifi aceleyle değil; Anayasa, hukuk devleti, kamu vicdanı, millî güvenlik ve gelecek nesillere karşı taşıdığı sorumluluk çerçevesinde değerlendirmelidir.

Terörü sona erdirmek devletin görevidir.

Fakat terörü sona erdirmek ile terör suçlarını sonuçsuz bırakmak aynı şey değildir.

Türkiye’nin ihtiyacı terör örgütüyle pazarlık yapan bir hukuk değil; terörü sona erdirirken adaleti, devlet otoritesini ve Cumhuriyetin temel niteliklerini koruyan bir devlet aklıdır.

Devlet güçlü olacak.
Millet hür olacak.
Cumhuriyet sağlam kalacak.

6 Ağustos 2026

Süleyman AKSOY
Hür Düşünce Hareketi Genel Başkanı

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Tüm Yazıları
ss