04 Ağustos 2026 - Salı

MİLLETTEN GİZLENEN BİR “TERÖRSÜZ TÜRKİYE” YASASI OLAMAZ

MİLLETTEN GİZLENEN BİR “TERÖRSÜZ TÜRKİYE” YASASI OLAMAZ

Yazar - Süleyman Aksoy Köşe Yazarı
Okuma Süresi: 11 dk.
154 okunma
Süleyman Aksoy Köşe Yazarı

Süleyman Aksoy Köşe Yazarı

slmnaksoy@gmail.com - 05073119970
Takip EtGoogle News

MİLLETTEN GİZLENEN BİR “TERÖRSÜZ TÜRKİYE” YASASI OLAMAZ

Türkiye, son derece önemli ve bir o kadar da tehlikeli bir eşiğe doğru sürüklenmektedir.

Bu hafta Türkiye Büyük Millet Meclisine getirileceği söylenen ve kamuoyunda “Terörsüz Türkiye çerçeve yasası” olarak adlandırılan düzenlemenin resmî metni hâlâ milletin önüne konulmuş değildir.

Ortada yayımlanmış bir kanun teklifi yoktur. Madde gerekçeleri yoktur. Kimlerin kapsam içine alınacağı, kimlerin kapsam dışında bırakılacağı, hangi suçların affa, ceza indirimine veya denetimli serbestliğe konu edileceği açıkça bilinmemektedir.

Buna rağmen teklifin kısa sürede Meclise getirileceği, Meclis tatile girmeden veya olağanüstü toplantıya çağrılarak yasalaştırılabileceği açıkça konuşulmaktadır. AK Parti Grup Başkanvekili Leyla Şahin Usta da çalışmanın sürdüğünü, Meclisin gerekirse olağanüstü toplantıya çağrılabileceğini ve genel af yerine örgütün tamamen sona erdirilmesine yönelik bir düzenleme düşünüldüğünü ifade etmiştir. (Anadolu Ajansı⁠)

Burada ilk itirazımız usule ilişkindir:

Türkiye Cumhuriyeti’nin kırk yılına, binlerce şehidimizin hatırasına, gazilerimizin hukukuna ve milletimizin geleceğine dokunan bir düzenleme kapalı kapılar ardında hazırlanamaz.

Milletvekillerinin dahi içeriğini bilmediği bir metin üzerinde önceden siyasi mutabakat oluşturulması kabul edilemez. Meclis, önüne getirilen metni yalnızca onaylayan bir makam değildir. Türkiye Büyük Millet Meclisi millet adına karar veren asli yasama organıdır.

Açık kaynaklarda neler söyleniyor?

Basına yansıyan bilgilere göre hazırlanmakta olan düzenlemenin 12 ila 14 maddeden oluşacağı, geçici süreyle uygulanacağı ve örgütün silah bıraktığının güvenlik kurumlarınca teyit edilmesinden sonra yürürlüğe gireceği ileri sürülmektedir.

Yine açık kaynaklarda;

* Silahlı eyleme doğrudan katılmadığı ileri sürülen örgüt mensupları için özel bir yargılama ve denetimli serbestlik sistemi kurulacağı,
* Örgüt üyeliği, örgüte yardım, propaganda ve benzeri suçlardan hüküm giyenlerin durumlarının yeniden değerlendirileceği,
* On yılın altındaki cezalar için dört yıl, daha yüksek cezalar için altı veya yedi yıl denetimli serbestlik uygulanabileceği,
* Cezaevlerinde bulunan dört binden fazla kişinin hukuki durumunun yeniden incelenebileceği,
* Düzenlemenin üç veya dört yıl süreyle uygulanabileceği,
* Bebek katili Öcalan ile örgütün üst düzey yöneticilerinin ilk aşamada kapsam dışında bırakılacağı

iddia edilmektedir. Ancak bunların hiçbiri, resmî teklif metni yayımlanmadığı için kesinleşmiş hüküm olarak kabul edilemez. (Habertürk⁠)

İşte tehlike de tam burada başlamaktadır.

Bir devlet, böylesine hayati bir konuda milletini resmî metinle değil, kulis haberleriyle bilgilendiriyorsa kamuoyunda oluşacak güvensizliğin sorumluluğunu da üstlenmek zorundadır.

“Silahlı eyleme katılmamış örgüt mensubu” nasıl belirlenecek?

Açıklanması gereken ilk mesele budur.

Bir terör örgütünde yalnızca tetiği çeken kişi mi suçludur?

Silah taşıyan, örgüte eleman kazandıran, istihbarat sağlayan, lojistik destek veren, para toplayan, propaganda yapan, teröristleri saklayan ve saldırı ortamını hazırlayanların sorumluluğu nasıl değerlendirilecektir?

Bir karakol saldırısında silah kullanan kişiyle saldırının keşfini yapan, aracı temin eden, mühimmatı taşıyan veya örgüt mensuplarını saklayan kişiler birbirinden hangi ölçütlerle ayrılacaktır?

Bu ayrımın siyaseten değil, somut deliller ve bağımsız mahkemeler eliyle yapılması gerekir. “Silahlı eyleme katılmadı” şeklindeki geniş ve belirsiz bir ifade, binlerce dosyada çok farklı sonuçlar doğurabilir.

Kanun açık, öngörülebilir ve denetlenebilir olmak zorundadır.

Devlete karşı suç ile millete karşı suç birbirinden ayrılamaz

İktidar temsilcileri, devlete karşı işlenen bazı suçların devlet tarafından affedilebileceğini, ancak kişilere karşı işlenen suçlarda mağdurların haklarının gözetilmesi gerektiğini söylemektedir. (Anadolu Ajansı⁠)

Bu ayrım ilk bakışta makul görünse de terör suçlarında mesele bu kadar basit değildir.

Terör örgütü üyeliği yalnızca soyut biçimde devlete karşı işlenmiş bir suç değildir. Terör örgütünün varlığı, vatandaşın yaşam hakkını, güvenliğini, seyahat hürriyetini, ekonomik hayatını ve çocuklarının geleceğini tehdit eder.

Örgütün finansmanını sağlayan, eleman temin eden veya propagandasını yapan kişi, doğrudan silah kullanmasa bile terör düzeninin devamına katkıda bulunmuş olabilir.

Bu nedenle yapılacak düzenleme, suçu yalnızca “silahı kullanan” ile sınırlandırmamalıdır. Her kişinin örgütteki konumu, faaliyet süresi, verdiği destek, sebep olduğu zarar ve pişmanlığının gerçekliği ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

Af denilmeyerek af yapılamaz

Düzenlemenin adının “af” olmaması, doğuracağı sonucun af niteliğinde olmayacağı anlamına gelmez.

Bir hükümlünün cezası ortadan kaldırılıyor, infazı sona erdiriliyor, cezaevinden çıkması sağlanıyor veya kalan cezası fiilen uygulanmıyorsa bunun hukuki ve toplumsal sonucu açıkça anlatılmalıdır.

“Denetimli serbestlik”, “topluma kazandırma”, “geçici hukuk”, “örgüt sonrası hukuk” gibi ifadeler kullanılarak düzenlemenin gerçek sonucu milletten saklanamaz.

Adı ne olursa olsun, terör suçlarından hüküm giymiş kişilerin cezalarının tamamen veya kısmen uygulanmamasına yol açacak her hüküm, milletin önünde açıkça tartışılmalıdır.

Silah bırakma nasıl teyit edilecek?

Basına yansıyan bilgilere göre özel bir teyit ve izleme mekanizması kurulacak; MİT ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin hazırlayacağı raporlar üzerinden örgütün silah bırakıp bırakmadığı belirlenecektir. (Habertürk⁠)

Ancak burada da cevapsız sorular bulunmaktadır:

PKK’nın yalnızca Türkiye sınırları içindeki varlığı mı dikkate alınacaktır?

Irak ve Suriye’deki silahlı unsurlar ne olacaktır?

PKK, YPG, PYD ve bunların farklı isimlerle faaliyet gösteren yapıları birbirinden bağımsız mı kabul edilecektir?

Silahların ne kadarı, nerede, kime ve hangi kayıt sistemiyle teslim edilecektir?

Örgütün para kaynakları, mühimmat depoları, haberleşme ağı, istihbarat yapısı ve eleman devşirme mekanizması da ortadan kaldırılacak mıdır?

Yoksa yalnızca sembolik miktarda silahın teslim edilmesi “örgütün sona ermesi” için yeterli mi sayılacaktır?

Terör örgütleri sadece isimlerini değiştirerek veya silahlı unsurlarını başka yapılara aktararak varlıklarını sürdürebilirler. Devletin görevi, bir törene veya siyasi beyana değil, sahadaki gerçek ve geri döndürülemez tasfiyeye bakmaktır.

Bebek katili Öcalan’a doğrudan veya dolaylı statü verilemez

Açık kaynaklarda, bebek katili Öcalan’a mevcut taslakta özel bir hukuki statü verilmediği ve üst yönetimin kapsam dışında tutulduğu iddia edilmektedir. (Habertürk⁠)

Ancak yalnızca bugünkü taslak değil, bundan sonra atılabilecek adımlar da önemlidir.

Bugün kapsam dışında bırakılanların, yarın çıkarılacak bir infaz düzenlemesiyle kapsam içine alınmayacağının güvencesi nedir?

Geçmişte terör örgütünü yöneten, saldırı emirleri veren ve binlerce vatandaşımızın ölümünden sorumlu olan kişilere hiçbir şekilde siyasi, hukuki veya sembolik statü tanınamaz.

Bebek katili Öcalan, Türkiye Cumhuriyeti’nin muhatabı, kurucu aktörü veya barış temsilcisi haline getirilemez.

Devlet terör örgütüyle pazarlık yapan değil, terörü hukuk içinde tasfiye eden makamdır.

Şehit aileleri ve gaziler sürecin neresindedir?

Siyasi partiler arasında görüşmeler yapıldığı açıklanmaktadır. Fakat şehit aileleriyle, gazilerle, terör mağdurlarıyla ve saldırılarda yakınlarını kaybeden vatandaşlarla hangi görüşmeler yapılmıştır?

Onların görüşü alınmış mıdır?

Bir saldırıda evladını kaybeden anneye, eşini kaybeden kadına, uzvunu kaybeden gaziye hazırlanmakta olan düzenleme anlatılmış mıdır?

Türkiye’de cezaevlerinde ekonomik suçlardan, adi suçlardan veya çeşitli infaz eşitsizliklerinden dolayı mağduriyet yaşayan binlerce insan bulunurken, yalnızca terör örgütü mensupları için özel bir hukuk rejimi kurulması kamu vicdanında nasıl açıklanacaktır?

Devletin merhameti olabilir. Fakat devletin merhameti seçici, siyasi ve pazarlığa bağlı olamaz.

Siyasete dönüş kapısı mı açılacak?

Düzenlemenin en önemli ve en az konuşulan yönlerinden biri de budur.

Türkiye’ye dönecek örgüt mensuplarının siyasi hakları ne olacaktır?

Bu kişiler siyasi partilere üye olabilecek, aday olabilecek, belediye veya kamu kurumlarında görev alabilecek midir?

Örgütün dağ kadrosundan gelen kişilerin kısa bir süre sonra Türkiye’de siyaset yapmasının, örgütün silahla ulaşamadığı hedeflere siyaset yoluyla ulaşmasının önü mü açılacaktır?

Terörle bağlantısı kesinleşmiş kişilerin kamuda görev alması, güvenlik birimlerine girmesi veya kamu kaynaklarını yönetmesi konusunda hangi sınırlamalar getirilecektir?

Kanun, yalnızca cezaevinden çıkışı değil, ceza sonrasındaki siyasi ve toplumsal sonuçları da açıkça düzenlemelidir.

Biz ne istiyoruz?

Biz terörün sona ermesini herkesten fazla isteriz.

Bu ülkenin hiçbir evladı şehit olmasın, hiçbir annenin yüreği yanmasın, hiçbir vatandaşımız terör korkusuyla yaşamasın isteriz.

Ancak terörün sona ermesi ile teröristlerin taleplerinin karşılanması aynı şey değildir.

Toplumsal huzur ile suçun cezasız bırakılması aynı şey değildir.

Silah bırakma ile örgütün siyasi hedeflerinin devlet eliyle hayata geçirilmesi aynı şey değildir.

Bu nedenle Hür Düşünce Hareketi olarak beklentimiz açıktır:

Kanun teklifi görüşmeler başlamadan önce bütün maddeleri ve gerekçeleriyle kamuoyuna açıklanmalıdır.

Şehit aileleri, gaziler, hukukçular, güvenlik uzmanları ve sivil toplum kuruluşları dinlenmelidir.

Örgütün yalnızca Türkiye’deki değil, Irak ve Suriye’deki bütün silahlı yapılarının tasfiyesi şart koşulmalıdır.

Silahların teslimi bağımsız ve denetlenebilir biçimde kayıt altına alınmalıdır.

Adam öldürme, yaralama, bombalama, kaçırma, işkence, uyuşturucu ticareti, haraç, örgüt finansmanı ve saldırılara lojistik destek suçları kesinlikle kapsam dışında bırakılmalıdır.

Her kişi bakımından bireysel yargı incelemesi yapılmalı; toplu, otomatik veya siyasi tahliye yolu açılmamalıdır.

Bebek katili Öcalan’a ve örgüt yöneticilerine doğrudan ya da dolaylı hiçbir hukuki veya siyasi statü verilmemelidir.

Düzenlemenin uygulanması, Meclisin düzenli denetimine ve kamuoyuna açıklanacak raporlara bağlanmalıdır.

Son söz

Türkiye’nin terörden kurtulması millî bir hedeftir. Fakat bu hedefe, milletin gözünden kaçırılan hükümlerle, kapalı görüşmelerle ve son anda milletvekillerinin önüne konulan maddelerle ulaşılamaz.

Terörle mücadelede devlet ciddiyeti; açıklık, hukuk, adalet ve hesap verebilirlik gerektirir.

Milletin bilmediği bir “Terörsüz Türkiye” yasası olmaz.

Şehit ailelerinin içine sinmeyen bir barış, toplumsal barış olmaz.

Teröristlerin hukukunu düşünürken mağdurların hukukunu unutan bir devlet, adaleti sağlayamaz.

Biz terörün bitmesini istiyoruz. Fakat Cumhuriyet’in temel niteliklerinin, Türk milletinin birliğinin, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünün pazarlık konusu yapılmasına karşıyız.

Devlet güçlü olacak.

Millet hür olacak.

Cumhuriyet sağlam kalacak.

Süleyman AKSOY
Hür Düşünce Hareketi Genel Başkanı

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Tüm Yazıları
ss