Okul kapılarına X-ray koymak, yangına bardakla su taşımaktır. Gürültü çıkarır,

Okul kapılarına X-ray koymak, yangına bardakla su taşımaktır. Gürültü çıkarır,

GÜNDEM Yayın: 16 Nisan 2026 - Perşembe - Güncelleme: 16.04.2026 22:30:00
Editör -
Okuma Süresi: 10 dk.
111 okunma
Takip EtGoogle News

Okul kapılarına X-ray koymak, yangına bardakla su taşımaktır. Gürültü çıkarır, metal sesi verir ama içeride harlanan o yangını söndürmez. Bugün Urfa’da, Maraş’ta, İstanbul’da konuşulan güvenlik meselesi aslında yüzeydir.

Şefik Arman: Çocuklar saldırıyor. Bu öfke nereden geliyor?

Prof. Dr. Derya Berrak: Hâlâ yukarıya bakıyoruz. Müfredatı, sınavı, sistemi tartışıyoruz. Ama çocuğun yaşadığı deneyimi konuşmuyoruz. Mesele disiplinsiz öğrenci değil. Sorun, her sabah o binalara giren ama zihinsel olarak çoktan kopmuş çocuklar. Ben onlara “hayaletler” diyorum.

Bugün okullara bakınca, sınıflarda fiziksel olarak orada ama zihinsel olarak çoktan kopmuş bir kitle görüyoruz. Derse dahil değiller; çünkü öğrendiklerinin ne işe yaradığını bilmiyorlar ve neye ilgi duydukları hiç sorulmuyor. Hayata da dahil değiller; çünkü okul da aile de onlara bir yön vermek yerine sürekli ölçüp sıralıyor. Kendine ait bir yer bulamayan birey orada sadece bulunur.

Şimdi şu soruyu sormamız lazım: Orada sadece bulunan bir çocuk ne yapar? Bir süre sonra ya tamamen geri çekilir ya da o yapıya zarar vermeye başlar. Bugün gördüğümüz şey tam olarak bu.

Şefik Arman: Toplum hâlâ şunu soruyor: “Silah nasıl girdi?” Bu soruyu yanlış buluyorsunuz. Neden?

Prof. Dr. Derya Berrak: Çünkü bu soru insanı rahatlatır, hepsi bu. Kapıyı, güvenliği, tedbiri konuşuruz ve mesele çözülmüş gibi hissederiz. Oysa odak noktamız şu olmalı: O çocuk neden tetiği çekecek noktaya geldi? Evde ne yaşıyordu? Okulda nasıl — ya da hiç mi — görülüyordu? Kendini nerede değerli hissediyordu?

Silahın nasıl girdiğini konuşmak kolaydır; çocuğun neden bu kadar öfke biriktirdiğini konuşmak zordur. Bu, sadece okulun değil; evin, sokağın ve toplumun ortak üretimi olan bir anlam krizidir.

Şefik Arman: Bu “anlam krizi” dediğiniz şey nasıl oluşuyor?

Prof. Dr. Derya Berrak: Çok basit bir yerden başlıyor. Yıllarca çocuklara şunu sorduk: “Kaç net yaptın?” Bu üç kelime, bir neslin dünyasını daralttı. Merakı, yeteneği, duyguyu geri plana itti; çocuğu sayıya indirdi.

Bu soru masum değil; çocuğu tek bir ölçüye indirger. Okulda, evde, her yerde aynı soru var. Belki iyi niyetle soruluyor ama çocuk şunu hissediyor: “Değerim, yaptığım net kadar.”

Öğretmen de sistemin baskısı altında aynı dili kullanıyor. Böylece çocuk, evde de okulda da ölçülen bir varlığa dönüşüyor. Cevap veremediğinde görünmez oluyor. Ailesiyle konuşurken kendini yetersiz hissediyor, sınıfta söz almak istemiyor, zamanla içine kapanıyor.

Oysa insan görünmez kalamaz. Bir noktadan sonra kendini hatırlatmak ister. Bazen doğru yolla… Bazen sert bir şekilde.

Şefik Arman: Yani şiddet bir tercih değil mi?

Prof. Dr. Derya Berrak: Tek başına bir tercih değil. Ama tek bir nedene de indirgenemez.

Bu tablo birçok şeyin birleşimi: evde kurulamayan ilişki, okulda hissedilen değersizlik, sürekli kıyaslanma, öğretmenin yetkisizleşmesi ve göz ardı edemeyeceğimiz dijital dünya.

Çocuk bugün sadece okulda yaşamıyor. Sürekli bir ekranın içinde. Orada şiddet sadece görülmüyor; tekrar ediliyor, yayılıyor, bazen ödüllendiriliyor. Görünür olmak, dikkat çekmek, izlenmek başlı başına bir değer hâline geliyor.

Gerçek hayatta karşılık bulamayan çocuk, dijital dünyada bir karşılık arıyor. Ve çoğu zaman en hızlı karşılık veren şeyin ne olduğunu görüyor: sertlik, aşırılık ve şiddet.

Sadece açık platformlardan bahsetmiyorum. Bir de kapalı alanlar var: Telegram grupları, küçük dijital çevreler, kendi dilini kuran topluluklar… Buralarda şiddet sadece konuşulmuyor; paylaşılıyor, övülüyor ve normalleştiriliyor. Bir saldırganın görüntüsü defalarca dolaşıma giriyor. İsimler, yüzler, eylemler… Zamanla uyarı olmaktan çıkıp referansa dönüşüyor.

Bazı çocuklar için bu kişiler korkulan değil, dikkat çeken figürlere dönüşebiliyor. Çünkü orada bir şey var: görünürlük, güç hissi ve karşılık.

Bu yüzden mesele sadece “şiddet var” meselesi değil. Şiddetin dili öğreniliyor, taklit ediliyor ve yeniden üretiliyor.

Bu tabloya bir de evde duyulmama, okulda görülmeme eklendiğinde çocuğun kendini ifade edeceği alan daralıyor. Bu yüzden “suça itilen çocuk” demek eksik kalır. Çünkü bu çocuklar sadece itilmez; aynı zamanda gördüklerinden, maruz kaldıklarından ve karşılık bulduklarından etkilenir.

Çocuklar da yetişkinler gibi şiddeti ilk seçenek olarak görmez. Ama başka yollar kapandığında ve bunun karşılık bulduğunu gördüğünde, şiddet bir seçenek hâline gelir.

Evde “çalış”, okulda “yap”, toplumda “başar” denir ama kimse “nasılsın?” diye sormaz. Duygusunu tanımayan, ifade etmeyi öğrenmeyen çocuk bir süre sonra öfkeyle konuşur. Burada bir tercihten çok; birikmiş, beslenmiş ve büyütülmüş bir sıkışmadan söz etmek gerekir.

Şefik Arman: Sınıfta kalmanın fiilen ortadan kalkması bu tabloyu etkiledi mi?

Prof. Dr. Derya Berrak: Çok etkiledi. Çünkü burada kaybolan şey disiplin değil, adalet duygusu.

Çocuk şunu görüyor: Ders çalışanla çalışmayan çoğu zaman aynı şekilde sınıfı geçiyor. Bu durumda çok basit bir sonuç çıkarıyor: “Çalışsam da çalışmasam da fark etmiyor.”

Bu sadece okul için değil, hayat için de güçlü bir mesaj. Aile bunu görüyor, öğretmen bunu yaşıyor. Zamanla herkesin emeğe olan inancı zayıflıyor.

Okul da öğrenilen bir yer olmaktan çıkıp, sadece zamanın geçirildiği bir yere dönüşüyor. Çocuk derse değil, teneffüse ne kadar kaldığına bakıyor.

Dünyada bu durum farklı. Örneğin Almanya ve Hollanda’da çocuklar erken yaşta yönlendiriliyor; akademik olarak ilerlemek istemeyen ya da zorlanan çocuk, mesleki eğitime geçebiliyor. Finlandiya’da ise sınıfta kalma yaygın değil ama her çocuk yakından takip ediliyor; geri kalan öğrenci destekleniyor, görmezden gelinmiyor.

Yani mesele çocuğu sınıfta bırakmak ya da geçirmek değil; ona “yaptığın şeyin bir sonucu var” duygusunu vermek.

Türkiye’de sorun burada. Çocuk sınıfı geçiyor ama ne öğrendiğini bilmiyor. Süreç zayıf; sonuç var ama içi boş. Bu da zamanla okulun ciddiyetini azaltıyor.

Şefik Arman: Zorunlu eğitim mi sorun?

Prof. Dr. Derya Berrak: Sorun zorunluluk değil, tek tiplilik.

Herkesi aynı hatta tutmaya çalışıyoruz ama herkes aynı değil. Kimisi akademik olarak ilerler, kimisi üretimle, beceriyle, zanaatla kendini bulur. Dünyanın birçok ülkesinde bu fark kabul edilir ve sistem buna göre esner.

Almanya’nın ikili eğitim modeli ya da İsviçre’deki çıraklık sistemi bunun somut örnekleri: çocuk sadece sınıfta değil, gerçek üretim ortamında öğrenir. Böylece okul hayatın dışında değil, içinde olur.

Bizde ise akademik yol neredeyse tek geçerli yol gibi sunuluyor. Bu yüzden başaramayan çocuk kendini yetersiz değil, sistem dışı hissediyor. Ailesi ne yapacağını bilemiyor, öğretmeni yük altında kalıyor, çocuk ise giderek uzaklaşıyor.

Bu uzaklaşma önce sessizdir: derse ilgisizlik, içe kapanma, kopuş… sonra bir şekilde görünür hâle gelir.

Şefik Arman: Peki ne yapılmalı?

Prof. Dr. Derya Berrak: Önce dili değiştirmeliyiz. Evde, okulda, toplumda.

Çocuğa sadece “kaç net yaptın?” diye sormak yerine “neyi anladın, neye ilgi duyuyorsun, seni ne zorladı?” diye sormalıyız. Çünkü ölçmek kolaydır; anlamak emek ister.

Eğitim tek bir yol sunmamalı. Akademik yol bir seçenek olmalı, tek yol değil. Mesleki eğitim, üretim, beceri temelli alanlar güçlü ve saygın alternatifler hâline gelmeden bu kopuş durmaz.

Finlandiya’nın güçlü rehberlik sistemi, Almanya’nın mesleki yönlendirmesi, Kanada’nın bireyselleştirilmiş öğrenme yaklaşımı bize şunu gösteriyor: çocuk kendini bir yerde iyi hissettiğinde bağ kurar. O bağı aile desteklediğinde, öğretmen gördüğünde ve sistem taşıdığında, çocuk yalnız kalmaz. Aidiyet böyle oluşur.

Bir sistem herkesi içine alabilir ama herkesi taşıyamaz. Kapılara dedektör koymak mümkün; ama bir çocuğun içindeki boşluğu tarayacak bir cihaz henüz icat edilmedi.

Bugün okullarda gördüğümüz şey ani bir cinnet değil; uzun süredir biriken, artık saklanamayan büyük bir kırılmadır. Ya o boşluğu “anlamla” dolduracağız ya da enkazın altında hep birlikte kalacağız.

Şiddet bir başlangıç değil; geç kalınmış bir sonuçtur.

#türkiye #ankara #öneçıkar #sondakika #haber #eğitim #okul #öğrenci #öğretmen #veli #millieğitim #akademikeğitim #kontrol #ilgi #kontrol #aile Derya Berrak Şefik Arman İş Insanı Millî Eğitim Bakanlığı

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

ss