Merter Dosyası: Paranın İzinde Bir Vurgun İddiası

Merter’de tekstil dünyasının kalbinde patlak veren ve yaklaşık 30 milyon dolarlık bir finansal boşluk iddiasına uzanan soruşturma, yalnızca bir döviz bürosunu değil; ticarette güven, kayıt dışı para trafiği ve güç algısı tartışmalarını da gündeme taşıdı.

GÜNDEM Yayın: 18 Ocak 2026 - Pazar - Güncelleme: 18.01.2026 23:06:00
Editör -
Okuma Süresi: 7 dk.
Google News

Dolandıranlar kim?

Dolandırılanlar kim?

 

Şefik Arman’ın Yorumu -13 Ocak 2026

 

Merter, yıllardır tekstilin nabzının attığı yer. Kumaş balyaları, iplik ruloları, çek–senet defterleri ve sabahın erken saatlerinden gece yarısına kadar süren ticaret… Ancak bugün Merter’i konuşmamızın nedeni, üretim ya da ihracat değil. Konu, iddiaya göre 30 milyon dolarlık bir finansal boşluk ve bu boşluğun içinde kaybolan güven.


 

 

Dosyada Adı Geçenler ve İddia Edilen Alacak Tutarları

 

 

Savcılık dilekçeleri ve mağdur beyanlarına göre kayıtlara geçen isimler ve iddia edilen meblağlar şöyle:

 

  • Şenol Çıtlak: 2.500.000 dolar
  • Celal Kalkan: 2.500.000 dolar
  • Ahmet Hazar Özer: 500.000 dolar
  • Sabri Bozkurt: 400.000 dolar
  • Selman Işık: 275.000 dolar
  • Ali Acar: 150.000 dolar
  • Mustafa Kember: 145.000 dolar
  • Lokman Derin: 70.000 dolar
  • Sebahattin Dölek & Bekir Dölek: 25 kilo altın
  • İsmail Alp: 21 kilo altın + 3.836.000 dolar
  • İsmail Alp’in oğlu ve yeğeni: 275 kilo gümüş + 162.000 dolar
  • Süleyman Zamur: 1 kilo 317 gram altın
  • Bülent Özbek (ortak): 1.521.000 dolar
  • Mehmet Metiner: 250.000 dolar (senetle alacaklı olduğunu beyan etti)
  • Mustafa Akel: İş yerinde 118.000 dolar + 5 kilo altın bulunduğu iddia edildi

 

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturma dosyası, bir döviz bürosu etrafında örülen karmaşık bir ilişki ağını işaret ediyor. İddialara göre Yasin Kapıyoldaş isimli işletmeci, çok sayıda esnaftan altın, gümüş ve döviz aldı. Bazı alacaklılar, kendilerine “Parayı batırdım” dendiğini öne sürüyor. Daha çarpıcı olan ise, paraların zırhlı araçlarla taşındığı, bazı varlıkların ise başkaları adına gayrimenkule dönüştürüldüğü iddiası.

 

Burada ilk soru kendiliğinden geliyor:

Bir döviz bürosu, hangi güven ilişkisiyle yüzlerce kilo değerli maden ve milyonlarca doları bünyesinde toplayabiliyor?

 

Güven Nasıl İnşa Edildi?

 

İfade tutanaklarına yansıyan beyanlara göre bazı esnaflara, Kapıyoldaş’ın “Merkez Bankası ve Darphane ile çalıştığını” söylediği iddia ediliyor. Bu tür ifadeler, ticarette güven üretmenin en kısa yolu. Ancak soru şu:

Bu güven, sözlü beyanlarla mı inşa edildi, yoksa yazılı sözleşmeler ve resmi kayıtlarla mı?

 

Tekstilci Tarık Öztürk’ün anlattıkları, dosyanın en dikkat çekici kısımlarından biri. 25 kilo altın verdiğini söyleyen Öztürk, geri istediğinde tehdit edildiğini öne sürüyor. Seçkin Vural ise zararının yüz binlerce dolar ve yüzlerce kilo gümüş olduğunu ifade ediyor. Bir avukatın bile mağduriyet beyanında bulunması, dosyanın yalnızca ticari değil, aynı zamanda hukuki bir kırılma noktası olduğunu gösteriyor.

 

Şenol Çıtlak’ın Alacak İddiası: Zincirin Hangi Halkasında?

 

Dosyada dikkat çeken isimlerden biri de Şenol Çıtlak. Savcılık kayıtlarına yansıyan bilgilere göre Çıtlak, Kapıyoldaş’tan yaklaşık 2,5 milyon dolar alacaklı olduğunu beyan eden kişiler arasında yer alıyor. Şenol Çıtlak’ın 2.5 milyon doları ile ilgili Sakarya Karasu Taşlıgeçit’te bulunan Tavuk çiftliği ile bir bağlantısı varmıdır?

 

Dikkat çeken bir diğer husus Milletvekili Mehmet Metiner’in Tekstil’ci Şenol Çıtlak ile daha öncede Haberlere konu olan Prada Mont yani emitasyon Mont ile ilgili görüşmeleri olmuştu aynı kişilerin bu ticaretteki bağları varmıdır sorusu akıllara gelen sorular arasındadır.

 

Bu noktada dosya, yalnızca “kim ne kadar kaybetti” sorusunun ötesine geçiyor ve başka bir sorgulamayı beraberinde getiriyor:

Bu büyüklükteki bir sermaye, ticari ilişkiler ağı içinde nasıl ve hangi mekanizmalarla bu noktaya ulaştı?

 

Hukukçulara göre, bu tür dosyalarda yalnızca son aşamadaki kaybın değil, paranın izlediği yolun da incelenmesi gerekiyor. Çünkü her alacak beyanı, aynı zamanda bir sermaye hareketi anlamına geliyor ve bu hareketin kaynağı ile kullanımı, yargı sürecinde önemli bir veri oluşturuyor.

 

Sulh Protokolleri: Çözüm mü, Zaman Kazanma mı?

 

Bazı alacaklıların, Kapıyoldaş ile sulh protokolü imzaladığı, karşılığında gayrimenkul ve araç devri aldığı belirtiliyor. Ancak kayıtlara göre hâlâ milyonlarca dolarlık bir açık var.

 

Burada ikinci kritik soru devreye giriyor:

Bu protokoller gerçek bir borç tasfiyesi mi, yoksa hukuki süreci erteleyen geçici bir çözüm mü?

 

Tasarrufun iptali davalarıyla tedbir konulan gayrimenkuller, savcılığın da bu soruya temkinli yaklaştığını gösteriyor.

 

Paranın Yolu Nereye Gidiyor?

 

Dosyada, paraların valizlerle taşındığı ve zırhlı araçlarla farklı adreslere götürüldüğü iddiası var. Bu tür ayrıntılar, meseleyi basit bir “ticari anlaşmazlık” olmaktan çıkarıp, finansal hareketlerin izlenebilirliği tartışmasına taşıyor.

 

Ekonomi çevrelerinin yıllardır sorduğu soru burada yeniden karşımıza çıkıyor:

Yüksek meblağlı işlemler neden kayıt dışına bu kadar kolay kayabiliyor?

 

Kamu Gücü Algısı ve Güven Meselesi

 

Savcılık dilekçesine yansıyan “çakar tertibatı” iddiası, olayın yalnızca ekonomik değil, algısal bir boyutu da olduğunu gösteriyor. Kamuoyunda “devletle bağlantı” algısı, ticarette güveni artıran ama aynı zamanda en tehlikeli zeminlerden biri.

 

Eski milletvekili Mehmet Metiner, bu iddiayı reddediyor ve kendisinin de alacaklı olduğunu söylüyor. Bu noktada dosya, bir başka soruyu daha gündeme taşıyor:

Bu ilişkiler ağı içinde kim gerçekten mağdur, kim yalnızca zincirin bir halkası?

 

Son Söz Yerine

 

Merter dosyası, sadece bir döviz bürosu etrafında dönen bir para hikâyesi değil. Bu dosya, Türkiye’de ticarette güvenin nasıl kurulduğunu, nasıl sarsıldığını ve hukukun bu sarsıntıya nasıl yanıt verdiğini gösteren bir ayna.

 

Asıl soru belki de şu:

Bu dosya, bir kişinin mi hikâyesi, yoksa sistemin mi?

 

Cevabı, savcılık dosyaları, mahkeme salonları ve ortaya çıkacak belgeler verecek. Bizim görevimiz ise, hüküm dağıtmak değil; soruları sormaya devam etmek.

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
ss