GÜVENLİ SOKAK, GÜVENLİ HAYAT
GÜVENLİ SOKAK, GÜVENLİ HAYAT

GÜVENLİ SOKAK, GÜVENLİ HAYAT

Toplumun her bir ferdine düşen ortak sorumluluğu vurgulayarak, yazının sonuna kişisel imzanızla birlikte etkili bir çağrı ve davet bölümü ekledim;
Bir okulun bahçesinden ya da kapısından yükselen şiddet haberi, sadece o şehrin değil, tüm ülkenin vicdanında derin bir yara açıyor. Manisa’dan gelen o acı haberle bir kez daha yüzleştiğimiz gerçek şu ki; çocuklarımızı emanet ettiğimiz eğitim yuvaları, ne yazık ki sokaktaki şiddet sarmalının ve öfke kültürünün zehirli dalgalarının ulaştığı birer risk alanına dönüşüyor. Peki, ellerinde kalem olması gereken gençlerin ellerine şiddet araçlarının tutuşturulduğu bu noktaya nasıl geldik? Soru yalnızca "ne oldu?" değil, "biz nerede geç kaldık?" olmalı.
Bugün gençlerimiz; dijital dünyada yankılanan yalnızlık, akran zorbalığı, çözülemeyen psikolojik baskılar ile geleceksizlik kaygısı arasında sıkışıp kalmış durumda. Öfkeyi bir ifade biçimi, şiddeti ise bir güç sanısı haline getiren bu kuşağın çığlığını duymak zorundayız. Okul duvarları, dış dünyadaki şiddetin ve sevgisizliğin sığınağı olmaktan çıkarılmadığı sürece hiçbir güvenlik önlemi tek başına kâfi gelmeyecektir.
Acilen hayata geçirilmesi gereken adımlar net ve tavizsizdir:
İlk olarak, okulların çevresi mutlak bir güvenli bölge ilan edilmelidir. "Güvenli sokak, güvenli hayat" ilkesi sadece bir slogan değil, devletin ve toplumun en temel sosyal sözleşmesidir. Okul önlerinde ve çevrelerinde kuş uçurtmayacak, şüpheli hareketleri ve suç odaklarını henüz kapıya yaklaşmadan bertaraf edecek etkin bir kolluk ve denetim mekanizması kurulmalıdır.
İkinci olarak, her okulda reaktif değil, proaktif çalışan rehberlik ve psikolojik danışmanlık sistemleri entegre edilmelidir. Çocukların ruh halindeki ani değişimleri, öfke patlamalarını ve akran gruplarındaki gerilimleri henüz eyleme dönüşmeden fark edebilecek uzman kadrolar ve erken uyarı mekanizmaları oluşturulmalıdır. Şiddete eğilimli bir genci cezalandırmak sorunu çözmez; o genci kazanmak, kök sebepleri kurutmak zorundayız.
Üçüncü olarak, aile, sivil toplum ve yerel yönetimler arasında sıkı bir ortaklık köprüsü kurulmalıdır. Aile içi iletişimden mahalle kültürüne kadar geniş bir yelpazede çocukların ruhsal ve sosyal gelişimini destekleyecek projeler hayata geçirilmeli; spor, sanat ve bilim atölyeleri gençlerin enerjilerini yapıcı mecralara akıtabileceği cazibe merkezlerine dönüştürülmelidir.
Benim bu soruya yanıtım nettir: Kendi adıma atılacak en öncelikli adımın; suçlayıcı dili bir kenara bırakıp aileden okula, sivil toplumdan yerel yönetimlere kadar her kademede evlatlarımıza sahip çıkmak, onları dinlemek ve o binaların etrafında aşılmaz bir sevgi ile güvenlik çemberi oluşturmak olduğuna inanıyorum. Hiçbir yetkilinin tek başına başaramayacağı bu mücadelede, en büyük güç toplumsal dayanışmamızdır.
Şimdi soruyorum: Yarın kendi çocuğumuzun ya da öğrencimizin kapısından gururla girdiği o okuldan sağ salim döneceğinden emin olamayacak mıyız? Bu gidişata "dur" demek için daha kaç canın yanması gerekiyor? Sizce bu zinciri kırmak için bugünden itibaren mahallenizde ve okulunuzda atılacak ilk somut adım ne olmalı?
Gelin, evlatlarımızın geleceğini öfkeye ve şiddete teslim etmeyelim. Her birinizi bir vatandaş, bir anne, bir baba, bir eğitimci veya bir komşu olarak bu güvenli hayat mücadelemize omuz vermeye, sokaklarımızı ve okullarımızı hep birlikte korumaya davet ediyorum.
Sabiha KARAOSMAN
Doğru İnsanlar Dayanışma ve Düşünce Derneği Başkanı(Di-DER)





