TEHLİKE KAPIMIZDA: ŞİDDET SARMALINDAKİ GENÇLİK VE BÜYÜK SORUMSUZLUK
TEHLİKE KAPIMIZDA: ŞİDDET SARMALINDAKİ GENÇLİK VE BÜYÜK SORUMSUZLUK

Şefik Arman Araştırmacı Gazeteci
ulkepostasitv_author_3@gmail.com -TEHLİKE KAPIMIZDA: ŞİDDET SARMALINDAKİ GENÇLİK VE BÜYÜK SORUMSUZLUK

Önce İzmir, ardından Kahramanmaraş, şimdi de Turgutlu…
Son dönemde art arda yaşanan ve hepimizin yüreğini dağlayan acı olaylar, münferit birer adli vakadan çok daha derin, çok daha karanlık bir tabloyu önümüze koyuyor. Artık başımızı iki elimizin arasına alıp, şapkamızı önümüze koymanın; doğru soruları hiç çekinmeden, cesaretle sormak ve cevaplarını gecikmeden hayata geçirmek mecburiyetindeyiz.
BU HADİSELERİN ASIL SEBEBİ NEDİR?
Evlatlarımızın zihnine kimler, hangi karanlık mecralardan dokunuyor?
Nasıl oluyor da şiddet, fidan gibi çocuklarımızın dünyasında bu kadar sıradan, bu kadar kanıksanmış hâle gelebiliyor?
ÖLÜM PUANA, İNSAN HEDEF TAHTASINA DÖNÜŞTÜRÜLDÜ
Bir nesil, maalesef anne babasının dizinin dibinde değil; denetimsiz ekranların, vahşet saçan dijital oyunların ve algoritma tuzaklarının içinde büyüyor.
Çocuklara sürekli ateş etmeyi, yok etmeyi ve öldürmeyi "başarı" gibi sunan bu içerikler; ölümü basit bir puana, insanı bir hedef tahtasına, can almayı ise bir üst seviyeye geçme aracına dönüştürdü.
GERÇEK İLE OYUN ARASINDAKİ SINIR AŞINIYOR
Gün boyunca saatlerce aynı kanlı görüntülere maruz kalan evlatlarımızın zihninde ne yazık ki gerçek ile kurgu, vicdan ile oyun arasındaki o hayati sınır silinip gidiyor.
Bir cana kıymak bir tuşa basmak kadar kolay; insan hayatı ise "yeniden başlat" seçeneği olan sanal bir oyundan ibaret sanılıyor.
MESELE YALNIZCA OYUN DEĞİLDİR
Ancak bu büyük felaketi sadece dijital oyunlara bağlayıp işin içinden sıyrılmak da devasa bir yanılgı olur. Karşımızda, toplumsal yapımızı içten içe çürüten çok yönlü bir tehlike bulunuyor:
Kontrolsüz Sosyal Medya: Şiddeti ve nefreti özendiren, sınırı olmayan ağlar.
Derin Yalnızlaşma: Kalabalıklar içinde aidiyet duygusunu kaybeden gençler.
Kopuk Aile İletişimi: Aynı evde yaşayıp birbirinin yüzüne bakmayan, odasındaki tehlikeden habersiz anne babalar.
Yetersiz Rehberlik: Okullardaki psikolojik danışmanlık ve erken uyarı mekanizmalarının eksikliği.
Sokak Tehlikeleri: Akran zorbalığı, uyuşturucu çeteleri ve suç ağları.
Bireysel Silahlanma: Silaha ve kesici aletlere zahmetsizce erişim imkânı.
ÇOCUKLARIMIZIN DUYGULARI TİCARİ ÜRÜN YAPILDI
Küresel dijital düzen; evlatlarımızın dikkatini, öfkesini, merakını ve davranışlarını doğrudan bir ticari mala dönüştürmüş durumda.
Şiddeti ve vahşeti bir pazarlama unsuru olarak sunan devasa içerik endüstrisi, milyarlarca dolarlık kârını çocuklarımızın zihinsel ve ruhsal güvenliğinin çok daha önünde tutuyor.
KÜRESEL BİR BİLİNÇ SAVAŞI İLE KARŞI KARŞIYAYIZ
Şunu net bir şekilde görmek lazım: Bu mesele yalnızca bir teknoloji veya sosyal medya meselesi değildir.
Çocuklarımızın zihinlerini, milli-manevi değerlerini, davranış kalıplarını ve geleceğe dair hayallerini hedef alan küresel ölçekte bir bilinç savaşıdır.
YALNIZCA POLİSİYE TEDBİRLER YETMEZ
Türkiye, kapımıza dayanan bu büyük tehdidi yalnızca emniyet tedbirleri veya adli soruşturmalarla bertaraf edemez.
Burada Aile, Okul, Devlet ve Toplum dörtlüsünün aynı sorumluluk bilinciyle, tek bir vücut halinde harekete geçmesi şarttır.
GECİKMEDEN HAREKETE GEÇİLMELİDİR
Dijital platformların ve sosyal medya devlerinin algoritmaları sıkı bir denetime tabi tutulmalıdır.
Yaş doğrulama sistemleri kağıt üstünde kalmamalı, zorunlu ve etkin hâle getirilmelidir.
Okullarda risk altındaki çocukları henüz suça veya şiddete yönelmeden tespit edecek güçlü psikolojik takip sistemleri kurulmalıdır.
Bireysel silahlanmaya ve şiddet aletlerine erişime geçit vermeyen yasal düzenlemeler derhal uygulanmalıdır.
EVLATLARIMIZIN ODALARINA KİMLER GİRİYOR?
Bir anne, bir baba veya bu toplumun bir ferdi olarak şu soruyu kendimize sormak zorundayız:
Çocuklarımızın kapısını kapattıkları odalarına, zihinlerine ve kalplerine gerçekte kimler giriyor?
Ekranın diğer tarafında hangi aklın, hangi kirli algoritmanın ve hangi acımasız ticaret düzeninin durduğunu görmek ve buna dur demek mecburiyetindeyiz.
BİRKAÇ GÜN KONUŞUP SUSAMAYIZ!
Her acı olaydan sonra üç gün yayın yapıp, dördüncü gün hiçbir şey olmamış gibi hayatımıza devam edemeyiz.
Çünkü bugün halı altına süpürdüğümüz, görmezden geldiğimiz her uyarı işareti; yarın çok daha ağır bir toplumsal facia olarak evlerimize ateş düşürecektir.
BU MESELE BİR MİLLÎ GÜVENLİK MESELESİDİR
Açık ve net söylüyoruz: Bu konu basit bir Asayiş haberi değildir.
Bu mesele; evlatlarımızı, aile kurumumuzu, toplumsal huzurumuzu ve nihayetinde Türkiye’nin geleceğini ilgilendiren doğrudan bir millî güvenlik meselesidir.
Daha kaç canımızı, kaç gencecik evladımızı toprağa verdikten sonra silkeleneceğiz?
Şimdi değilse ne zaman?