16 Ağustos 2026 - Pazar

MERKEZİN İLK İŞARETİ SELAHATTİN HATTI (5)

MERKEZİN İLK İŞARETİ SELAHATTİN HATTI (5)

Yazar - Hüseyin ADALAN Gazeteci Yazar
Okuma Süresi: 7 dk.
5 okunma
Hüseyin ADALAN  Gazeteci Yazar

Hüseyin ADALAN Gazeteci Yazar

- 05315213424
Takip EtGoogle News

MERKEZİN İLK İŞARETİ SELAHATTİN HATTI (5)

 

Karahan haritayı açtı.

Boynuzu gösterdi.

“Çünkü herkes buraya ülke olarak bakıyor.”

“Biz?”

Karahan parmağını biraz yukarı götürdü.

Aden.

Sonra Babülmendep.

Sonra Kızıldeniz.

Sonra Süveyş.

“Biz kapı olarak bakıyoruz.”

İşte fark buydu.

 

Bir ülkeye yalnız o ülke olduğu için bakarsanız bugününü görürsünüz.

Coğrafya olarak bakarsanız yarınını.

Boynuz yalnız fakirlik değildi. Hint Okyanusu’nun Kızıldeniz’e açıldığı kapının hemen yanındaydı. Kızıldeniz yalnız deniz değildi. Dünyanın en önemli ticaret damarlarından biriydi. Süveyş yalnız kanal değildi. Avrupa ile Asya arasındaki büyük geçişlerden biriydi.

Ve Süveyş’in başında kim vardı?

Mısır devleti.

Şimdi anladınız mı?

Kahire’deki o ziyareti neden bölümün başına koyduğumu?

Çünkü mısır olmadan güney suru kapanmıyordu.

Anadolu yıllarca Afrika’nın aşağısında bağ kurmuştu. Boynuz‘da bulunmuştu. Sudan hattını takip etmişti. Libya’da başka bir kapı açmıştı. Kızıldeniz’i izlemişti.

Ama bütün yolların yukarı çıktığı yerde tek bir kilit vardı.

 

Mısır.

 

Bu nedenle Anadolu ile mısır Devleti’nin yıllarca kavga etmesi yalnızca diplomatik problem değildi. Merkez’in haritasında büyük bir boşluk demekti.

 

Libya vardı.

Boynuz vardı.

Körfez vardı.

Ama mısır yoktu.

Ve mısır yoksa Afrika ile Ortadoğu arasında kurmaya çalıştığınız bütün hat ortasından kesiliyordu.

 

İşte 2024'te Sisi’nin Yolcu’yla tokalaşması bu nedenle Hiç ‘in merkezinde sıradan bir normalleşme olarak okunmadı.

Karahan o gün haritanın başında uzun süre durdu.

Genç analist:

“Mısır döndü mü?”

Karahan başını salladı.

“Hayır.”

“Peki ne oldu?”

“Daha önemli bir şey.”

“Nedir?”

“Kendi yerine döndü.”

Bunu unutmayın Anadolu’nun amacı bütün devletleri kendisine bağlamak değildi. Çünkü herkesi kendinize bağlarsanız bir gün herkes size karşı birleşir. Devlet aklı daha farklı düşünüyordu. Mısır, Anadolu’nun uydusu olmayacaktı. Libya Anadolu’nun eyaleti olmayacaktı. Afrika devletleri Anadolu’nun emir eri olmayacaktı. Dağ halkları Anadolu’nun piyonu olmayacaktı.

Herkes kendi evinde kalacaktı.

Ama aynı evin yandığını anlayacaktı.

İşte merkez denilen şey buydu.

 

Bir devlet değil.

Henüz bir birlik bile değil.

Bir ortak refleks.

Ve Kahire’deki Şafii ziyareti tam burada başka bir anlam kazandı.

Kameralar dua gördü.

Halk iki lider gördü.

Hiç ise bir koordinat gördü.

O gece Afrika’daki eski ağlardan bazılarına tek satırlık başka bir mesaj ulaştı:

 

“Nil yukarı akacak.”

Bir Afrika başkentinde yaşlı bir bürokrat mesajı okudu.

Gülümsedi.

Yanındaki genç danışman şaşırdı.

“Nehir yukarı akmaz.”

Yaşlı adam telefonu cebine koydu.

“Bazen akar.”

“Nasıl?”

“Su olarak değil.”

“Ne olarak?”

Yaşlı adam cevap vermedi.

 

Ertesi gün mısır Devleti’nin büyükelçisiyle yıllardır yapılmayan bir görüşmenin hazırlıkları başladı.

Başka bir ülkede emekli bir general eski arkadaşını aradı.

Bir diğerinde büyük bir ticaret ailesi Kahire’deki bağlantısına mesaj gönderdi.

 

Bir başka ülkede Anadolu’da eğitim görmüş eski bir öğrenci artık bakanlık koltuğundaydı. Önüne Kızıldeniz’deki yeni ticaret planı geldiğinde dosyayı reddetmedi.

Kimse darbe yapmadı.

Kimse sokaklara çıkmadı.

Kimse silah taşımadı.

Zaten büyük Ağın amacı bu değildi.

Ağ bir ülkeyi ele geçirmek için kurulmamıştı.

Bir gün herkes aynı tehlikeyi gördüğünde birbirini bulabilsin diye kurulmuştu.

Ve sonra...

Kahire’den ikinci işaret çıktı.

Bu kez güneye değil.

Doğuya.

Dağ’a.

Geçen bölümde gördüğünüz o mesaj:

Misafir Şafii’den ayrıldı.

Diyarbakır.

Musul.

Kamışlı.

Mahabad.

Dört ayrı coğrafya.

Dört ayrı devlet.

Aynı tarihsel yaranın dört farklı yüzü.

Hiç’ in önündeki raporların başlığında bunlara dört kapı deniliyordu.

 

Birinci kapı Anadolu içindeydi.

İkinci Mezopotamya’da.

Üçüncü Şam’ın kuzeyinde.

Dördüncü ise Pers Devleti’nin batısında.

İlk üçünden cevap geldi.

Dördüncü sustu.

Karahan rapora baktı.

“Ne kadar oldu?”

“On yedi gün.”

“Hiç cevap yok mu?”

“Yok.”

“Mesaj ulaştı mı?”

“Ulaştı.”

“Okundu mu?”

“Evet.”

Karahan pencereye yürüdü.

“Öyleyse cevap verdiler.”

Genç analist şaşırdı.

“Nasıl?”

Karahan döndü.

“Sessizlik de cevaptır.”

İşte orada yeni dosya açıldı.

Pers devleti.

 

Çünkü Merkez’in doğu kapısı açılmadan büyük resim tamamlanmıyordu.

Fakat pers başka hiçbir devlete benzemiyordu.

Binlerce yıllık devlet hafızası vardı.

Kendi bölgesel ağı vardı.

Kendi mezhep havzası vardı.

Kendi güvenlik refleksi vardı.

En önemlisi, Dağ’ın dördüncü parçası onun sınırları içindeydi.

Hiç burada kaba kuvvet kullanamazdı.

Baskı yapamazdı.

Emir veremezdi.

 

Çünkü devlet aklının başka bir kuralı vardır kardeşlerim:

Kendini bin yıllık gören devlete yarını anlatarak yaklaşamazsınız. geçmişini hatırlatarak yaklaşırsınız.

Karahan gece yarısı arşive indi.

Yanında yalnızca bir görevli vardı.

Eski kasaların bulunduğu bölüm yıllardır açılmamıştı.

Görevli sordu:

“Hangi dosya?”

Karahan:

Dağ.”

“Yeni dosya yukarıda.”

“Yenisini istemiyorum.”

“Hangisini?”

Karahan birkaç saniye sustu.

Sonra tarih söyledi.

 

1187.”

Görevli başını kaldırdı.

“Emin misiniz?”

“Evet.”

“Onu açmayalı çok uzun zaman oldu.”

“Biliyorum.”

Kasadaki eski kilit çevrildi.

İçinden koyu renkli ince bir dosya çıkarıldı.

Üzerinde ne Anadolu yazıyordu ne Kürt.

Ne pers.

Ne mısır.

Tek bir şehir vardı:

Kudüs.

Karahan dosyayı masaya koydu.

Kapağını hemen açmadı.

Genç analist karşısında bekliyordu.

“Bu ne?”

Karahan ona baktı.

“Sen bana Dağ’ın neden uyandırıldığını sormuştun.”

“Evet.”

“Yanlış soru.”

“Doğrusu ne?”

Karahan dosyanın üzerindeki tozu eliyle temizledi.

“Dağ daha önce ne zaman uyandı?”

Dosya açıldı.

İlk sayfada bir isim yoktu.

Bir kod vardı:

Selâhaddin hattı

 

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
ss