BOZACI İLE ŞIRACI?
Firuz Türker

Firuz Türker

Araştırmacı Yazar

BOZACI İLE ŞIRACI?

İki adam karşı karşıya geçmiş. Biri Çerkes ama Türkiye kökenli, diğerinin milliyeti konusunda bir fikrim yok. Büyük ihtimalle Türk. Ama Türk olmaktan gurur duyduğunu sanmıyorum. Utanıyordur. Çünkü o, dünyada sadece ve sadece Türklerin 'barbar' ve medeniyetten uzak insanlar olduğunu düşünüyor. Türk olmasa, Alman olsa daha bir mutlu olacak. Aslında ikisinin de ruhu Alman. Fransız, Hollandalı, Belçikalı, Avusturyalı falan da olabilirler. Ama asla Türk olmaya sıcak bakmazlar. Fakat Türkçe konuşuyorlar.

Çerkes olan hem solcu, hem devrimci. Diğeri solcu ama devrimci değil. Kendisine yönelik bir silahlı saldırıda karısı, saldırganın üzerine atılırken, 'ay, ay, ay' diyerek masum bir gazeteciyi kendine kalkan yapmış birine 'devrimcilik' ağır gelir. Üstelik uzaktan kendi ülkesinin Cumhurbaşkanı hakkında her türlü hakareti ederken, Alman Cumhurbaşkanının karşısına ezile büzüle çıkabilmiş biri.

Bu iki 'Türkçe' konuşan 'insan' Türkiye'nin seçimlerini konuşuyorlar. Nerede? Türkiye'de değil, Almanya'da. İkisi de Türkiye'nin seçilmiş yöneticilerine, özellikle de Cumhurbaşkanına kinli. Çiğ çiğ yeseler doymayacaklar. Bu kinlerini 'eleştiri' olarak sunuyorlar. Almanya, ya da bir başka Avrupa ülkesindeki herhangi bir haksızlığa, saldırganlığa, teröre, vs söz söylediklerini duymuş değilim. Örneğin Anders Breivik için bir şey dediklerini hatırlamıyorum.

Sadece Türkiye'nin seçilmiş yöneticilerine höykürseler üzerinde durmayacağım. Kurdu görünce sindiği yerden korku belasına havlayan çoban köpeği gibiler deyip geçeceğim. Ama öyle değil. Dilleri Türkiye'nin günlük yaşamını çarpıtmaya, gerçekleri olduğundan kötü göstermeye, Türkiye insanını, özellikle Almanya'da yaşayanlarını küçümsemeye, hakir görmeye kadar uzayınca onlar gibi düşünmeyen biri olarak ben de görüşlerimi yazmak istedim,

Diyor ki Cem Özdemir; 'Ben bunları anlamıyorum. Burada (yani Almanya'da) demokraside yaşıyorlar; Buradaki sosyal haklardan yararlanıyorlar. Türkiye'de Erdoğan'a, yani ölüme, yani hapse, yani, yoksulluğa, yani diktatörlüğe oy veriyorlar. Kendine karşıt gördüğü bir politikacıya oy verdikleri için onların tercihine saygı göstermediği gibi, 'bunlar Türkiye'ye giderken çantalarına sucuk koyup götürüyorlar, biraz da medeniyet götürseler' gibisinden boyundan büyük hakaretler ediyor. Neden böyle konuşuyor; çünkü 'onları anlamıyor'. Anlamak da istemiyor. Kendi ön kabulleri var, onlara inanıyor.

Karşısındaki Can Dündar ise 'haklısın' der gibi pis pis sırıtıyor. Bu ikisinin kamera önündeki sohbetini çoğunuz izlemiştir. Birer ibret abidesi gibiler. Bazılarınız benim hakkımda, 'amma da atıp tutmuş, tabi ki adamlar haklı; onların dediklerini çarpıtmış' diye düşünebilir. İzlemeyenler izleyip öyle karar versin. Onlar gibi düşünenlere de diyecek bir şeyim yok. Ben, 'Dörtnala gelip uzak Asya'dan, Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan' bu ülkede doğdum. Kullandığım bu dili öğrendim. Annem, babam; cetlerim bu dine inanmışlar. Onların aşağılamaya çalıştıkları insanların oy verdiği partiye ve Cumhurbaşkanı adayına oy verdim. Böyle aşağılamaları kabullenemiyorum. 
Cam fanusta yaşayanlar bu ülkenin ve bu ülke insanının gerçeklerinden haberdar değiller.

YORUMLAR

  • 0 Yorum