19 Şubat 2026 - Perşembe

TSK; Tanrı’nın Sevimli Kulları

TSK; Tanrı’nın Sevimli Kulları

Yazar - Aziz Dolu - Atabey
Okuma Süresi: 6 dk.
42 okunma
Aziz Dolu - Atabey

Aziz Dolu - Atabey

azizdolu-@gmail.co -
Takip EtGoogle News

 

TSK; Tanrı’nın Sevimli Kulları

Avrupa Birliği’nin düşünsel (felsefî) temeli ve siyasal gerekçesi Türklere karşı birliktir. Turova’dan (Troya), Haçlı Seferleri’nden bu yana süregelen bir güç birliği hayali, kaygısı, kuruntusu, takıntısı söz konusudur. Bunu demirle, kömürle açıklamak gülünç olur. Tarihe dönüp baktığımızda şunu apaçık görürüz ki Batı toplumları daha birkaç asır öncesine kadar -kediden kaçan kemenin (fare) köşeye sıkışması gibi- Avrupa’ya sıkışıp kalmıştır. Üç tarafı denizlerle çevrili olan kıtanın tek çıkış yönü doğudur. Ve orada da Türkler bulunmaktadır; Kavimler Göçü’nü başlatarak kendilerini Avrupa’ya hapseden Türkler.. Çinlilerin başına gelenler bu kez Avrupa kıtasına doluşan halkların başına gelmiştir.

Biraz sıkışıp kalmışlığın verdiği huzursuzluk biraz da “barış ve sevgi dini” Hıristiyanlığın şarap-ekmek ziyafetlerinin sarhoşluğu ile 30 Yıl, 100 Yıl Savaşları gibi adlarla anılan büyük toplu kıyımlara (katl-i âm) imza atan Batı dünyası sonrasında Müslüman denizcilerden (Türkler, Berberîler vd.) de esinlenerek daha doğrusu kopya çekerek denizlere açılmışlar ve coğrafî buluşlar (keşif) adı verilen süreçte Amerika’ya, Afrika’ya, en sonunda da Asya’ya kadar giderek bu sıkışıp kalmışlıktan kurtulmuşlardır. Deyim yerinde (tabir-i caiz) ise pazar yerine dalan filler gibi yeryüzünün altını üstüne getirmişlerdir.

Avrupalıları TurovalılarLidyalılar, Frigler, Etrüskler, Pelasglar, Sakalar (İskitler), Hunlar adam etmiştir desek yeridir. Çapulcu sürüleri gibi Anadolu’ya dalan Grekler, aynı şekilde Etrüsk ülkesine doluşan Latinler yine aynı şekilde Anadolu’ya doluşan Persler hatta ve hatta -Türkmenistan/Anav’dan (Anau) çıkıp gelen- Kengerlerin yurduna yani Sümer ülkesine doluşan çevre halklar Türk soylu/boylu toplumlardan hep bir şeyler öğrenmiş bir şeyler alıp götürmüşlerdir. Isparta/Ağlasun’daki tarihî kalıntıların Sakalardan (İskitler) kaldığını kim biliyor bu ülkede?!. Yahut Pisagor’un Saka (İskit) kanı taşıdığını?!. Daha da vahimi, tarihin ilk sistemli soykırımının Latinler tarafından Türk soylu Etrüsklere uygulandığını?!.

Grek sözcüğünün Batı dillerinde yalancı, dolandırıcı, hırsız gibi olumsuz çağrışımlar yaptığı bilinmektedir. Hatta hacı olmak için karayolu ile Kudüs’e giden Avrupalıların Anadolu’dan geçerken Bizanslılar yani Grekler ve/veya Rumlar tarafından sık sık dolandırıldığı, paralarının çalındığı ve yine Latin ağırlıklı Haçlıların da Kudüs’ü Türklerden geri almak için geldiklerinde İstanbul’u işgal edip yağmaladıkları hatta sözde Bizans imparatorunun Trabzon’a kaçarak canını zor kurtardığı da vakıadır. 1674-1743 yılları arasında yaşayan ve Paris’te noktalanan ömrünün 14 yılını Türkiye’de geçiren ünlü gezgin (seyyah) La Mottraye ne der bilir misiniz; Türkler arasında yaşadığı 14 yılda sadece 6 haydutluk, hırsızlık olayı olduğunu ve suçluların hepsinin de Grek/Rum olduğunu söyler.

Osmanlı Devleti’nin hazine gelirlerinin 1/4’i baharat ve ipek yolu ticaretinden elde edilen gelirlerden oluşuyordu. Öncesinde Timurluların, Moğolların, Selçukluların hatta Uygurların, Göktürklerin, Hunların hazine gelirlerinin önemli bir kısmı yine bu ticaret yollarına hâkim olmanın sonucunda elde ediliyordu. Peki, bu durumun Batı ile ne ilgisi, ilişkisi var? Şöyle var; günümüzün en güçlü (super power) devleti kabul edilen Amerika Birleşik Devletleri de hazine gelirlerinin 1/4’ini dünya genelindeki akaryakıt (neft, petrol) ticaretinden elde ediyor. Sahi “Rızkın  9/10’u ticarettedir.” diyen kimdi?!.

Osmanlı’nın yıkılışı ile ilgili olarak herkes bir şeyler söyler. Kimisi “devşirmeler” der, kimisi “demir-kömür” der, kimisi “ticaret yollarının değişmesi”… Osmanlı’nın bir hatası da denizlerden yeterince yararlan(a)mamasıdır. Bölgesindeki bütün denizleri birer Türk gölü haline getiren hatta okyanuslara açılan Osmanlı bu kazanımlarını sadece askerî eylemlerde kullanmıştır. Misal doğru dürüst bir deniz ticaret filosu yoktur. Tuna’dan Hicaz’a, Fizan’a kadar atlarla, develerle olmadı yayan yapıldak kara yolculukları söz konusudur. Çünkü deniz yolculuğu da gelişmemiştir ne yazık ki. Osmanlı kara devleti olmakta ısrar etmiştir bir yerde. Gel de -vali müsveddesi iki devşirmenin iftirası yüzünden yok yere idam edilen- Oğuz/Avşar boyuna mensup Pîri Reis’e ve onun bıraktığı muhteşem mirasa yanma..

Türkler alplıkla, erenliği bir potada eritip içmiş bir millettir. Zorunlu kalınca savaşçı kişilikleri ile büyük zaferler kazanan Türkler, yeri gelince de savaş meydanlarında diz çöktürdüğü toplumların yaralarını sarmaktan geri durmamıştır. Akıncılık ile dervişliğe atbaşı yol aldırma sezgisini (feraset), becerisini her iklimde gösterebilmiştir. Hatta yeri gelmiş 1 aldığı yere 3 vermiştir. 3’ün yetmediği yerde ise can vermiştir üç günlük dünyayı elinin tersiyle iterek. İtin sahibi varsa kurdun da Tanrı’sı var, demiş; göğe doğru uçup gitmiştir. Tanrı’nın sevimli kulları olduğu yalavaç (peygamber) buyruğu ile sabit olan ordusuna TSK demiştir; askerlerine, Mehmetçik!..  Sözü, Protestanlığın kurucusu olan Luther ile noktalayalım: “Ey Tanrı’m! Büyük Türkleri biran önce başımıza getir de senin ilâhî adaletinden onlar sayesinde nasibimizi alalım.”

Aziz Dolu Atabey

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
ss