Sessiz Çığlıkların Kalemi; Nur Delice’nin Fedakârlıkla Örülen Başarı Hikâyesi

Hayat bazen bizden en büyük hayallerimizi çalar ama karşılığında hiç beklemediğimiz, çok daha gür bir ses verir. "Bana en çok Kadın Kolları Başkanlığı yakıştı" diyerek yola çıkan, mağdurun kimsesi, yetimin gamzesi olmayı kendine görev edinen Nur Delice, bugün kaleminin keskinliği ve vicdanının sesiyle sivil toplumun ve kadının görünmezliğine ayna tutuyor.
Bir Sınavdan Vazgeçiş, Bir Kadının Doğuşu
Nur Delice’nin hikâyesi, kişisel ikbalini başkasının ekmeği için feda eden bir "adanmışlık" öyküsü. Yıllarca beklediği, yaş ve kilo sınırının kaldırıldığı o kritik KPSS sınavı günü, o bir tarlada emeği kaybolmak üzere olan Konyalı bir girişimci kadının yanındaydı. 13 Temmuz diye zihnine kazıdığı sınavın aslında 7 Temmuz olduğunu, Ankara’da yorgunluktan uyuyakaldığı o sabah saat 10.00’da öğrendiğinde dünyası başına yıkıldı.
Bir yanda bir yıllık emek, diğer yanda elinden tuttuğu o kadının geleceği... Delice, içindeki o devasa hayal kırıklığına ve sessizce akan gözyaşlarına rağmen, o gün o toplantıya katıldı. Kendi sınavına girememişti ama bir başkasının hayat sınavını kazanması için "Bu kadına destek olmanız lazım" diye haykırmaya devam etti. Sonuç; reyonlara giren ürünler, televizyon programları ve tarladan zirveye taşınan bir başarı hikâyesi oldu.
Anneden Gelen Güç ve Basının Zirvesi,
Fedakârlıklar bununla da sınırlı kalmadı. Gastronomi projelerinde yönetici yardımcılığı yaparken, annesinin hastanede makineye bağlı olduğu en zor günlerinde bile "Nur işini yarım bıraktı" dedirtmemek için VIP araç organizasyonlarından lansmanlara kadar her detayı hastane köşelerinden yönetti. Ancak her şeyin ötesinde evlatlık görevi ağır bastı ve annesine bakmak için eve kapandı.
İşte o an, Nur Delice için yeni bir dönemin kapısı aralandı. "Eve kapanmak sana göre değil" diyen iç sesi, onu kalemiyle buluşturdu. Köşe yazarlığı ile başlayan serüven, köşe yazısı, muhabirlik ve ardından Ankara Temsilciliği ile taçlandı. Yurt dışına kadar açılıp Azerbaycanda yazmaya başladı. Okurları ondan bahsederken şu cümleleri kuruyor: "Biz söyleyemediklerimizi senin dizelerinde buluyoruz."
Sivil Toplumun ve Basının "İçler Acısı" Hali
Nur Delice, sadece başarıları değil, sahadaki çarpıklıkları da kaleme alarak vicdanların sesi oluyor. Sivil toplum kuruluşlarının (STK) basına reva gördüğü "kapı eşiği" muamelesini, protokolde yer bulamayan bağımsız basının dramını cesaretle eleştiriyor. Gazeteciliğe başlamasına vesile olan o kırılma noktasını; ücretsiz haber yapmayan yerel gazete sahiplerine inat, STK’ların farkındalık projelerine karşılıksız destek vererek aşmış bir isim o.
"Plaketler Peynir Ekmek Gibi Dağıtılıyor"
Delice’nin en sert eleştirileri ise "başkanlık" sıfatı altına saklanan samimiyetsizliğe. Tüzüğünden bihaber, sadece protokolde fotoğraf çektirmek için yarışan, uzmanı olmadığı alanlarda (engelli, bağımlılık, Türkçülük gibi) başkanlık koltuğunu işgal eden isimlere karşı kalemini adeta bir kılıç gibi kullanıyor.
"Kadınlar arasında kıskançlık, erkekler arasında ayak kaydırma yarışı... Gerçekten emek verenler kenara itilirken, giyim kuşamla kendini var eden boş insanların 'sen bana plaket ver, ben sana' diyerek ödüllendirildiği bir düzen oluştu. Hak nerede? Onur nerede?"
Gerçeğin Temsilcisi Bugün Nur Delice, her zamankinden daha gür bir sesle yazmaya devam ediyor. Kendi geleceğini hiçe sayarak uzattığı o el, şimdi binlerce kadının ve sessiz çoğunluğun sesi olan bir kaleme dönüştü. O, sadece bir gazeteci değil; gölgede kalmışların görünürlüğü, adaletin ve onurun temsilcisi.
Haber: Ülke Postası-Ankara







