5G Mİ? ÜSTÜ KALSIN!
5G Mİ? ÜSTÜ KALSIN!

Ömer Karataş Köşe Yazarı
karatasomer@gmail.com -5G Mİ? ÜSTÜ KALSIN!
Günün yorgunluğunu kapının dışında bırakıp eve adım attığımızda, o sessizliği bozan tek şeyin parmaklarımızın arasında kayıp giden ekranların tıkırtısı olması ne kadar acı, değil mi?
Bir akşamüstü, koltuğa yığılıp kalmış evladımızın ya da eşimizin yüzüne vuran o soluk mavi ışığa takılıyor gözlerimiz.
Ne bir "merhaba" ne de o günün yorgunluğunu alacak sıcak bir kelime...
Sadece ekrana kilitlenmiş boş bakışlar.
O an insanın kendi evinde yabancılaşma hissiyle içi sızlamıyor mu?
Asıl kuşatma sokak başlarını tutan o demir direklerde mi, yoksa evimizin tam ortasında, hepimizin ruhunu yavaş yavaş eriten o cam ekranların içinde mi saklı?
Son günlerde herkesin dilinde bir 5G telaşı var.
Frekanslar tavan yapacak, baz istasyonları çoğalacak diyorlar.
Haklılar da; İstanbul Havalimanı’ndaki ilk testlerin üzerinden zaman geçerken teknolojinin bu baş döndürücü hızı soluk almamıza bile izin vermiyor.
Dünyanın dört bir yanından bilim insanları yıllardır bas bas bağırıyor:
Eski nesil 2G, 3G, 4G sistemleri geride kaldı; şimdi 300 GHz’e varan devasa frekanslardan bahsediyoruz.
Her 150 metrede bir yansıtıcı direklerin dikilmesi gerekiyor.
Uzak Doğu'da, örneğin Çin'de uygulanan bu sistem, bırakın insanı, sokaktaki masum hayvanları ve doğadaki bütün bitki örtüsünü tehdit ediyor.
Peki, dönüp kendimize soralım: Biz bu tablonun tam neresindeyiz?
Artık dışarıdaki 5G’den korkmuyoruz.
Çünkü dışarıdaki baz istasyonlarına lüzum kalmadı; bizatihi insanın kendisi yürüyen bir yansıtıcı, canlı bir alıcı-verici kule haline geldi de ondan!
Meseleyi sadece sokaklardaki demir direklere, baz istasyonlarına indirgediğimiz sürece asıl büyük yangını ıskalıyoruz.
Kocaeli Bağımlılıkla Mücadele ve Rehabilitasyon Derneği çatısı altında, ilimizin sokaklarında, okullarda ve evlerin arasında insanımızla göz göze gelince gördüğümüz acı gerçek tam olarak bu.
İnsan artık maruz kaldığı teknolojinin pasif bir kurbanı değil; o dijital ağın, o sanal bataklığın en gönüllü taşıyıcısı, en istekli yansıtıcısı olmuş durumda.
Akşam kapıdan içeri yorgun argın giren babanın siyasetin ve futbolun gerilim ekranlarında ruhunu tükettiği, annenin magazin girdaplarında hayatın en güzel anlarını ıskaladığı, evladın ise 15 saniyelik videoların hapsinde iradesini tamamen teslim ettiği bir evde hangi huzur, hangi sıcaklık kalabilir?
Biz dışarıdaki 5G’nin yayacağı frekanslardan ürküyoruz da; insan ruhunun çoktan frekansları değiştirilmiş, fıtrat ayarları bozulmuş birer ekran kölesine dönüşmesinden neden canımız yanmıyor?
İnsan; çok az enerjiyle ayakta kalabilen, masrafsız, muazzam bir potansiyele ve değere sahiptir.
Bu kadar özel bir varlık nasıl oldu da iradesini algoritmalara kiralayan sönük birer yansıtıcıya dönüştü?
Teknolojiye düşman değiliz; hayatımızı kolaylaştıran, bilgiye ulaşmamızı sağlayan birer araçtır elbette. Ancak mesele tam da burada başlıyor: Hayatımızın merkezine teknolojiyi değil, insanı koymak zorundayız. Şiarımız net olmalı; "yerinde ve yeterince teknoloji!" Hayatın akışını kaçırmadan, eldeki ekranlara esir düşmeden, teknolojiyi gerektiği kadar ve yerinde kullanmayı öğrenmeliyiz. Asla hayatımızın amacı olamaz.
Karanlık ne kadar koyu olursa olsun, sabahın o aydınlık müjdesi o kadar yakındır.
İçimizdeki bu sinsi yansıtıcıları susturmak, o cam ekranların ötesine geçip evladımızın, eşimizin o masum gözlerinin içine bakmak bizim elimizde.
İrade bizde, güç bizde; yeter ki silkelenip özümüze dönme cesaretini gösterelim.
Kocaeli Bağımlılıkla Mücadele ve Rehabilitasyon Derneği olarak yürüttüğümüz çalışmaların da bize gösterdiği gibi; evlatlarımızı, ailelerimizi ve bu ülkenin yarınlarını korumak istiyorsak, o dijital duvarları yıkıp yeniden kalpten kalbe köprüler kurabiliriz.
Kaybetmiş değiliz; uyanışın eşiğindeyiz.
Vakit, bu görünmez kuşatmanın farkına varıp özümüze dönme vaktidir.
Kalın sağlıcakla...
Ömer Karataş
Kocaeli Bağımlılıkla Mücadele ve Rehabilitasyon Derneği Yönetim Kurulu Başkanı