07 Mayıs 2025 - Çarşamba
Türkiye'de Dini Bilinç Kaybı: Sessiz Bir Uyuşmanın İzleri
Yazar - Nesrin Süheyla Alper- Söz Yazarı Bestekar
Okuma Süresi: 3 dk.
Nesrin Süheyla Alper- Söz Yazarı Bestekar
dokumannesrin@gmail.com -
Türkiye, nüfusunun büyük çoğunluğu Müslüman olan, köklü bir inanç ve kültür mirasına sahip bir ülkedir. Ancak son yıllarda yapılan sokak röportajları, sosyal medya içerikleri ve gözleme dayalı araştırmalar, toplumun özellikle genç kuşaklarında dini bilgi düzeyinin kayda değer ölçüde zayıfladığını gözler önüne sermektedir. Bu durum, sadece bilgi eksikliği değil, aynı zamanda bir kimlik erozyonunun da habercisi olabilir.
Bir röportajda genç bir bireye Allah’ın 99 isminden birkaçını sayması istendiğinde, sessizlik oluyor cevabı. Bir başkası kelime-i şehadeti doğru telaffuz edemiyor, bir diğeri ise ezanın neden okunduğunu bilmiyor. Daha da çarpıcı olan, bazı bireylerin “Ben Müslüman değilim” demesi ya da Allah’ın isimleri yerine peygamber isimlerini sıralaması. Bu cevaplar yalnızca bireysel bir cehaleti değil, aynı zamanda kolektif bir unutkanlığı işaret ediyor.
Oysa bir zamanlar bu topraklar, inancını sadece sözle değil, yaşantısıyla ifade eden insanların diyarıydı. Müslümanlık; sadece ibadet değil, aynı zamanda ahlak, merhamet, dürüstlük ve toplumsal sorumluluk demekti. Bugün ise dinin, çoğunlukla kimlik düzeyinde kalan, içselleştirilemeyen bir aidiyet haline dönüştüğünü görmek üzücü.
Bu manzaranın ortaya çıkmasında pek çok faktör etkili olabilir: Eğitim sisteminde dini eğitimin yetersizliği, aile içi aktarımın zayıflaması, dijital çağın dikkat dağıtıcı etkisi ve bireysel sorgulama alanının daralması. Modernleşme ile birlikte gelen kültürel dönüşüm, geleneksel değerlerin yerini hızla başka önceliklere bırakmasına da neden olmaktadır.
Sonuç olarak, Türkiye’de gözlemlenen dini bilinç kaybı yalnızca bireylerin değil, toplumun ortak sorumluluğudur. Bu tabloyu tersine çevirmek için sadece bilgi değil; duyarlılık, sevgi ve bilinçli bir yönlendirme gerekir. Din, ezberlenmesi gereken bir bilgi yığını değil; anlaşılması, yaşanması ve aktarılması gereken bir değerdir. Toplum olarak bu bilince yeniden kavuşmamız, sadece dini değil, insani bir görevdir.
Nesrin Süheyla Alper
Söz Yazarı - Bestekar
Bir röportajda genç bir bireye Allah’ın 99 isminden birkaçını sayması istendiğinde, sessizlik oluyor cevabı. Bir başkası kelime-i şehadeti doğru telaffuz edemiyor, bir diğeri ise ezanın neden okunduğunu bilmiyor. Daha da çarpıcı olan, bazı bireylerin “Ben Müslüman değilim” demesi ya da Allah’ın isimleri yerine peygamber isimlerini sıralaması. Bu cevaplar yalnızca bireysel bir cehaleti değil, aynı zamanda kolektif bir unutkanlığı işaret ediyor.
Oysa bir zamanlar bu topraklar, inancını sadece sözle değil, yaşantısıyla ifade eden insanların diyarıydı. Müslümanlık; sadece ibadet değil, aynı zamanda ahlak, merhamet, dürüstlük ve toplumsal sorumluluk demekti. Bugün ise dinin, çoğunlukla kimlik düzeyinde kalan, içselleştirilemeyen bir aidiyet haline dönüştüğünü görmek üzücü.
Bu manzaranın ortaya çıkmasında pek çok faktör etkili olabilir: Eğitim sisteminde dini eğitimin yetersizliği, aile içi aktarımın zayıflaması, dijital çağın dikkat dağıtıcı etkisi ve bireysel sorgulama alanının daralması. Modernleşme ile birlikte gelen kültürel dönüşüm, geleneksel değerlerin yerini hızla başka önceliklere bırakmasına da neden olmaktadır.
Sonuç olarak, Türkiye’de gözlemlenen dini bilinç kaybı yalnızca bireylerin değil, toplumun ortak sorumluluğudur. Bu tabloyu tersine çevirmek için sadece bilgi değil; duyarlılık, sevgi ve bilinçli bir yönlendirme gerekir. Din, ezberlenmesi gereken bir bilgi yığını değil; anlaşılması, yaşanması ve aktarılması gereken bir değerdir. Toplum olarak bu bilince yeniden kavuşmamız, sadece dini değil, insani bir görevdir.
Nesrin Süheyla Alper
Söz Yazarı - Bestekar
Yorumlar (0)
Tüm Yazıları