*Vatan Kahramanlara Minnettardır
*Vatan Kahramanlara Minnettardır

*Vatan Kahramanlara Minnettardır*
Tıbbiyeli Hikmet’in Tarihe Geçen Cesareti
Bazen bir milletin kaderi, kalabalık ordularla değil; tek bir gencin yüreğindeki cesaretle değişir.
Yıl 1919…
Memleket işgal altında…
Anadolu’nun bağrında toplanan Sivas Kongresi salonunda ağır bir hava vardır. Umutlar kırılmış, bazı delegelerin dilinde aynı söz dolaşmaktadır:
“Acaba İngiliz mandasını kabul mü etsek?”
İşte tam o anda, tarihin yönünü değiştiren bir ses yükselir.
Henüz genç bir tıp öğrencisi…
Adı Tıbbiyeli Hikmet.
Ayağa kalkar. Salondaki herkes ona bakar. Ama o ne korkar ne de tereddüt eder. Çünkü onun arkasında bir milletin haysiyeti vardır.
Ve haykırır:
“Beyler!
Beni buraya Tıbbiye, bağımsızlık yolundaki çalışmalara katılmak üzere gönderdi.
Mandayı kabul edemeyiz!
Eğer manda fikrini kabul ederseniz sizi vatan haini sayarız!”
Sonra gözlerini Mustafa Kemal Paşa’ya çevirir ve tarihe geçen o sözleri söyler:
“Paşam!
Siz dahi manda fikrini kabul ederseniz sizi de reddederiz.
Mustafa Kemal’i vatan kurtarıcısı değil, vatan batırıcısı olarak ilan eder ve lanetleriz!”
Salon buz keser.
Ama Mustafa Kemal Paşa’nın gözlerinde öfke yoktur.
Aksine bir gurur parıldar.
Çünkü karşısında korkusuz bir Türk genci vardır.
Ve o tarihi cevap gelir:
“Evlat, için rahat olsun…
Parolamız tektir ve değişmez:
YA İSTİKLAL, YA ÖLÜM!”
İşte o gün, bir Türk gencinin cesareti; bir milletin kaderine mühür vurmuştur.
Tıbbiyeli Hikmet yalnızca söz söyleyen bir genç değildi.
O, sözünün arkasında duran bir vatan evladıydı.
Türkiye Büyük Millet Meclisi kurulduktan sonra Ankara’ya gider.
Cebeci Asker Hastanesi’nde yaralı Mehmetçiklere gece gündüz demeden hizmet eder.
Ardından Büyük Taarruz günlerinde cephede sıhhiye subayı olarak savaşır.
Kurşunların arasında, yaralı askerleri hayata döndürmeye çalışır.
Cumhuriyet kurulduktan sonra İstanbul’a döner.
Yarım kalan tıp eğitimini tamamlar ve ömrünü milletine hizmete adar.
Ama kader onun ömrünü uzun yazmaz.
Yıl 1944…
Artık bir Tabip Yarbaydır.
Sarıkamış’ın dondurucu soğuğunda mahsur kalan Mehmetçikleri kurtarmak için görev yaparken ağır şartlar altında verem hastalığına yakalanır.
Ve 1945 yılında…
Henüz 44 yaşındayken İstanbul’da bir sanatoryumda hayata gözlerini kapatır.
Kısa bir ömür…
Ama bir millete örnek olacak kadar büyük bir hayat…
Eski Türklerde çok anlamlı bir gelenek vardır.
Bir kağan öldüğünde, onu sevenler mezarına sepet sepet toprak taşırdı.
Mezar yükseldikçe, o kişinin ne kadar sevildiği de görülürdü.
Bugün dilimizde yaşayan “Toprağı bol olsun” sözü işte bu kadim Türk geleneğinden bize mirastır.
Bizler de bugün o büyük Türk gencini aynı dua ile anıyoruz.
Bağımsızlık uğruna korkmadan ayağa kalkan,
Bir milletin onurunu savunan
Tıbbiyeli Hikmet’i saygı, rahmet ve minnetle anıyoruz.
Ruhu şad olsun.
Toprağı bol olsun.
Gökalp Şentürk
Strateji Uzmanı
Gazeteci Yazar
TOYŞAD
Turan Elleri Ozanlar, Yazarlar, Şairler ve Aydınlar Derneği adına




