EPİSTEİN 2 SAHİPSİZ GERÇEKLER Yazan Mustafa DÖNMEZ

GÜNDEM Yayın: 05 Şubat 2026 - Perşembe - Güncelleme: 05.02.2026 11:45:00
Editör -
Okuma Süresi: 7 dk.
Google News

EPİSTEİN 2

SAHİPSİZ GERÇEKLER

Yazan Mustafa DÖNMEZ

Oktay Akbal, bir hikayesine, "Önce Ekmekler Bozuldu" adını vermiş ve başlamış, "sonra her şey'' diye devam etmişti. Her rezaletin bir giriş ve açıklamalı bölümü vardır. Epistein rezaletinin benzeri bir olay, Osmanlı döneminde yaşanmıştı. Trabzon’a Yahudiler yüzyıllarca bu nedenle giremediler. Evliya Çelebi kitabının ikinci cildinde bu olay anlatılır. Günümüzde bu olay abartılı bulunsa da, Evliya Çelebi Trabzon’a geldiğinde, Hiçbir Yahudi göremediğini hatta Yahudilerin bu şehre girmesinin yasak olduğunu öğrenir. Halka bunu sorduğunda aldığı cevabı notlarına şöyle düşer. “Sultan I. Selim Han Trabzon’da şehzadelik yaparken iki kardeş bu şehir içinde kaybolur. Vilâyetin bütün yöneticileri ve halkı ellerinden gelen gayreti gösterirler ancak bulmakta başarılı olamayıp vazgeçerler. Halk şikayetlerini Şehzâde Selim huzuruna giderek haber verirler. Askerleri harekete geçiren Şehzade Selim debbahhaneye baskın yaptırır ve Yahudilere ait işyerinde adı geçen kardeşleri sırt derileri yüzülmüş şekilde bulurlar. Yalnızca bu kardeşleri değil yüzlerce masumu köleleştirip işkence ile katledildiğini tespit ederler. Bu içler acısı hali Trabzon halkı görüp kalabalıklar toplanarak kale kapılarını kapayıp bütün Yahudileri avratları, beşikte ve kundaktaki oğlanlarıyla katledip şehri temizlediler. O zamandan beri ellerinde fermanları olup Yahudileri gördükleri yerde öldürürler. Bundan dolayı Trabzon’da Yahudi yoktur.” Der.

Mustafa Göksoy kirlenmiş, yozlaşmış düzenleri şiirlerinde şöyle dile getiriyor.

Medya terörünün reklam ışıkları

Çirkin yarışlar

Doğmamış bebekler pazarlanıyor

Gerilmiş karnı gecenin

Kan, Gözyaşı

O hain gülüşlerdir akıtılan

Kirden yıldızlar yaratılıyor

İçimizde bu korkunç hastalıklar

Vahşi hayvanlar gibi alışıyoruz

Ama öfkenin umutlu kıvılcımları

Yüreklerden sarsan bilinçler

Geceyi yırta yırta

Çatlatıyor toprağın bağrındaki tohumları

Bu medya terörüne

Sorularla yasaklıyor bellek kaybını.

Halkımızın güzel bir sözü vardır; balık baştan kokar. Akçeli işlere bulaşan istihbaratçıların tekellerin hizmetinde olduğu gerçeği halk katmanında pek bilinmez. Ülkemizde bunları sorgulayan aydınlarımız birbiri arkasına etkisizleştirildi. Uğur Mumcu katliamı bunun başında gelir. Peşine kolluğu takarsanız ucu İran’a çıkar. Eğer namuslu politikacıların elinde kontrol edilen istihbaratçılar takip ederse kaynak bulunur, bu MOSSAD’dır. Uzunca yazı dizilerinde anılan konuyu tüm yönleriyle ele almış düşüncelerimi aktarmıştım. Kir içinde kokarak yaşamaya, "aydın-sızlaşma" ile alıştık. Kir' e eleştiri yöneltecek ve ufkumuzu açacak kafaları, aydınlarımızı elimizden aldılar.

Geçen hafta kamuoyunun çok tanıdığı ve sevdiği emekçi bir gazeteci dostumun yakın arkadaşı profesör adalet için bir mafya babasından yardım istediğini yüzünde acımsı bir ifadeyle anlatıyor.

Eleştiri, aklı özgürleştirme eylemidir; özgürleşen aklın iradeyle donanması, hayatı değiştirmek için harekete geçmesi, insanın tarih yazmaya girişmesidir. Nefes alamaz hale getiren kirli gerçeğe karşı aklı uyarmaya çalışan yazar çizerler, sanatçılar her kesimden insanlara reva görülenler apaçık ortadadır. İnsanlığın asalakları ve düşmanı hale gelmiş bir sömürücü sınıfın felsefesini, ideolojisini, hırsızlık, yolsuzluk sanatını ve kültürünü inadına reddediyorlar.

Çirkin gerçeğin yüzüne korkmadan, anlayarak bakarak, umut ve öfkeyle güzel geleceğimize yürümek zorundayız.

Türkiye özelinde kayıp çocuklarımız yüzbinleri geçti. Kimlerin eline düştü akıbetleri meçhul. Bilinenler örneğin İ.Melih Gökçek’in müdürlüğünde kaybolan çocuklarımız nerede? Neden tüm yönleriyle ortaya çıkarılmıyor. Epistein davasında ismi geçen Tamince’nin Rixos otelinde ölü bulunan Burak gencimiz. Babası yıllardır çaresizce ortalıkta dolanıp duruyor. Üstelik elinde aksini belgeleyen onlarca nesnel veriler varken. Avukat Dr. Dilek Ekmekçi’nin bu konuda hukuk mücadelesi verirken cezaevi ve akıl hastanesine atılması? Tesadüf müdür? Üstelik çocukluğunda kendisi de mağdurken.

Bir önceki yazımda sorduğum EPİSTEİN davası neden şimdi gündemde manşet?

Düşüncem:

1- Papalık suçlamalarda geçmiyor. Bu tür rezaletlerin piri Vatikan’dan bahsedilmemesi dikkatimi çekiyor. Suç dosyaları Epistein’den daha kabarık.

2- Trump İran konusunda sıkıştırılıyor mu? Ucundan gösterilerek kayıtlı görüntülerle mi? Tehdit ediliyor?

3- İsrail Gazze katliamından sonra dünya genelinde içine düştüğü yalnızlığına (sade vatandaşlarına bile yurt dışında saldırılar vardır) MOSSAD öne çıkartılarak katmerleniyor mu? Olay Vatikan’ın tarihi rövanşı mı?

3’üncü maddeyi düşünmemin nedeni: Papalığın, Mehmet Ali Ağca’nın saldırısına kadar CIA dosyalarına tam erişimi vardı. MOSSAD bu saldırının arkasından Amerika’yı bu yükümlülükten kurtardı. Amerika başkanına bağlı istihbarat kuruluşları anılan olaya gelene kadar eş zamanlı Vatikan’a sunum yapıyorlardı. (Kendisi de istihbaratçı olan Jean Maria Stoerkil’in ayrıntılı makale ve kitaplarına bakılabilir)

Papa suikastını: Malatya’dan Vatikan’a uzanan Türkiye- Avrupa ve ABD ayağını dönen kirli istihbarat dolaplarını anlamadan bir önceki yazımda belirttiğim. FETÖ’de tam olarak ortaya çıkmayacak, gerçek analizler yapılamayacaktır. (2009 yılında Ergenekon kumpas davalarının arkasındaki gerçeği, İ. Başbuğ dönemi Genelkurmay Mahkemesi duruşmalarında açıklamıştım. Ne tesadüf ki öngörü ve analizlerim bugün birebir çıktı)

G. Orwell şöyle der: Yalanın evrenselleştirildiği yerde doğruları söylemek devrimci bir tutumdur. Nedenleri gizleyerek sonuçlara homurdananların komik halleri seyirliktir. Sahipsiz gerçekler her daim çağırır, çığlık atarlar. Bunu dinleyecek kulak anlayacak beyin muhakemesi var mıdır? Epistein gibi kirli portrelere bakarak MetaMorfoz'un yazarı Kafka Hobson'u, Huxley ve Orwell’in yıllar önce dediklerini anlamadan olaylara gerçek bakış ve teori geliştirilebilir mi?

Son olarak meraklılarına önerim; Taylan Kara’nın "Vasatlığa Giriş Dersleri", ile Wilhelm Reich'in "Dinle Küçük Adam", Yalçın Küçük ’ün, ‘Kir Teorisi’ (B.Sadık Albayrak ve Taylan Kara birlikte yazdığı) tenkit kitaplarını okumalarını öneriyorum. Dünyanın günümüzdeki durumunu çok iyi özetlediklerini düşünüyorum.

Tüm mesele, seçimlerdedir. Kirli düzenlerin adamı olarak makam ve mevkilerde yükselerek öne çıkmak mı? Yoksa insanların darlanan yüreklerini rahatlatacak iş ve eylemlerin tarafında, haklıların arkasında saf tutmak, çileli yollarda yürümeyi göze alabilmekte midir?

Düşüncem; İnsanoğlu, sokakta, fabrikada, okulda, kışlada, dörtyol ağızlarında her gün kendine haykıran gerçeği görmezden gelir ve dürüstlük ve içtenlikte sahip çıkmaz/çıkamazsa, çektirdikleri acıların hesabını soramazsa, bu sömürücü ve katliamcı, insanlık onurunu aşağılayıcı gerçekler değişmeyecek, yüzüne atılan acı bir tokat gibi varlığını sürdüreceğidir. Adaletsiz düzenin yansıması toplumsal coşkuları kırmak, insanı edilgenleştirmektir. Yüzü gülmeyen, buruşuk suratlı toplum bireyleri her geçen gün çoğalmaktadır. Oysa coşku ve duyarlılık insan olmanın vazgeçilmez öğeleridir.

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
ss