Ey İhanetten daha zalim olan merhamet!

ABONE OL

Bugünkü Suriye Topraklarında hükümran olan İmadeddin Zengi, 1144 yılında Haçlıların kurduğu Urfa Kontluğu'nu ortadan kaldırdı...

Bugünkü Suriye Topraklarında hükümran olan İmadeddin Zengi, 1144 yılında Haçlıların kurduğu Urfa Kontluğu'nu ortadan kaldırdı.

Onun bu olağanüstü başarısı Avrupa’da büyük telaşa sebep oldu. Alman İmparatoru Konrad ile Fransız Kralı Louis, büyük bir ordu toplayarak, yeniden Anadolu üzerinden harekete geçtiler. 

Ancak Hıristiyan ahlakının iyi anlaşılması ve Batılının kendi çıkarları için neleri feda ettiğinin görülmesi bakımından önemli bir ayrıntıyı dikkatinize arz etmek isteyeceğim:
Hıristiyan Bizanslılar, bu iki Hıristiyan devlet adamının harekete geçmesinden rahatsız oldu ve Selçuklulara, bunların önlerinin kesilmesi için destek verdi. Ancak, Selçuklular, onu dinlemek yerine bu iki orduyu birbirinden ayrı tutarak evvela Alman Ordusunu Eskişehir yakınlarında dağıtıp ortadan kaldırdı.

Fransızlar, Almanların yardımına koşmak yerine bu defa, yön değiştirip gemilerle Ege’den Akdeniz’e ve Antalya kıyılarına indiler. Selçuklular bunları karşılayınca, bu defa ordunun zenginleri ve komutanları orduyu yüzüstü bırakıp Suriye’ye kaçtılar. Ortada kalan Frankları bu defa bölgenin kendileri gibi Hıristiyan olan Rumları vur kaçla dağıttılar, birçoklarını öldürüp bir kısmını esir aldılar. Bunların imdadına yine Selçuklular yetişti, onları Rumların elinden kurtardı. Esir olanları serbest bıraktı, paralarını gasp eden Rumlardan, o paraları satın alıp Franklara geri verdiler. Hastalarını tedavi edip açlarını doyurdular. Bu olağanüstü hoşgörü ve yardım, Frankların binlercesinin kitleler halinde Müslüman olmasına sebep oldu. Bu olayları başından beri takip eden, dönemin Hıristiyan tarihçisi, büyük bir hüsran içinde yazıma başlık yaptığım cümleyi kullandı: “Ey ihanetten daha zalim olan merhamet!” (Prof. Dr. Osman Turan; Selçuklular Tarihi, Turan Neşriyat İstanbul 1969 s.223)

Kendi efendileri tarafından ihanete uğratılmış bir toplumun gördüğü koruma anlayışı, onların dinini ve kimliğini kaybettiren bir yeni oluşuma taşıyor. Yani Müslüman olan insanların Fransızlığı ve Hıristiyanlığı kalkıyor, Türk ve Müslüman oluyorlar. Bizim gösterdiğimiz merhameti kendi gelecekleri için zalimlik olarak görecek kadar katı ve acımasızca bir tepki. 
Bakınız bunu günümüzün bir Hıristiyan tarihçisi nasıl yorumluyor:

”Kutsal topraklara yapılan Haçlı seferlerinin başarısızlıkla sonuçlanması ve Hıristiyanlarla Müslümanlar arasında ilişkinin artması Hıristiyanların Müslümanları öcü gibi gösterme tavırlarında yavaş yavaş değişikliklere neden olmuştu; Müslüman’la beslenmeye, onlara saygı duyulmaya başlanmıştı. Hatta chanson’larda ve Birinci Haçlı Seferi’yle ilgili vakayinamelerde Müslümanların cesaretiyle sadakatleri övülmüş, bu cesur ve sadık tavırları zaman zaman Hıristiyanların korkaklıkları ve kalleşlikleriyle karşılaştırılmıştı.” (Franco Cardini, Avrupa ve İslam (Çev. Gürsel Koca), s. 97, Literatür Yayınları, İstanbul-2004.)
Hıristiyanlar için “Korkak ve Kalleş” tabirini yine bir Hıristiyan söylüyor. Doğru söylüyor, çünkü dün kral ve komutanları tarafından denizin ortasında terk edilmiş Frankları atalarımızın kurtardığı gibi, bugün de bizim askerlerimiz kurtarılan Suriye köylerindeki insanlara gıda ve sağlık yardımında bulunuyor.

Buna rağmen, bugün Amerika ve Batılı devletler, ülkemizin karşılaştığı bu mücadelede aynı ihanet çemberiyle bizi kuşatmak istemektedirler. Bizim insanımızın bundan ders alması ve ülkemizin geleceğini başkalarına teslim etmeden içimizdeki ihanet odaklarının paraleline düşmemesi gerekiyor.

Dileğim odur ki, bizim bu çaba ve fedakârlığımız karşısında yarın kurtardığımız yerli halk, bize düşman olmasın. Olursa, bu defa, Batılı tarihçinin kendi milletinin uğradığı sahipsizlik karşısında bizden gördüğü merhameti zalimlik olarak yorumladığı gibi, biz de onlara aynı şeyleri söylemeyelim.