HALİL BERKTAY'I İZLERKEN DÜŞÜNDÜKLERİM?

Firuz Türker firuz-turker@ulkepostasi.com
ABONE OL

Dün akşam Halil Berktay'ı izliyorum. PKK nın Afrin'den, Amerika ile Türkiye arasında varılan bir anlaşma çerçevesinde 'çekildiği' ihtimalinin yüksek olduğu yorumunu yapıyor. Sonra bunu 'veri' olarak alıp, 'bunun karşılığında Türkiye ne vermiş olabilir?' sorusunu soruyor. Cevabının da 'Amerikan'ın İran'a karşı tutumuna paralel tutum almak' olabileceği şeklinde veriyor. Yani bir pazarlık yapılmış, 'Türkiye İran'a karşı ABD ye söz vermiş, bunun karşılığında da Amerika YPG yi Afrin'den çekmiş' demek istiyor.rnrnTürkiyeli solcuların pek çoğu, hemen hiç dillerinden düşürmedikleri 'objektif olma ilkesini' uzun zamandan beri unutmuş durumdalar. Gerçekleri, kendi düşüncelerini doğrulayacak şekilde çarpıtmakla meşguller. Bunu da gelişmelerin, kendi görüş ve düşünceleri doğrultusunda olmaması nedeniyle yapıyorlar. Anlayacağınız epeydir ipin ucunu kaçırmış durumdalar. Terse düşmek böyle bir şey. Düşüncelerin yaşananlara uymuyorsa, yaşananları düşündüğüne uygun olacak şekilde çarpıt. Yöntem bu.rnrnAK Partiye destek veren eski 'solcuların' ulusal ve sosyal medyada sesini duyurma imkanına sahip olanlarından önemli bir bölümünün, aşağı yukarı 'Cumhurbaşkanlığı yürütme sistemi' oylaması zamanından (hatta 15 Temmuz direnişinden) beri, keskin bir dönüşle çark ederek 'muhalefet yapma' adı altında olayları çarpıtmaya başladıklarına tanık oluyorum. Bu keskin u dönüşünün sebebini bilemem, Ama böyle bir şeye sebep olacak bir gelişme olmamasına rağmen bu yolun seçilmesini de mantıklı bulmuyorum. Acaba onları ne korkutmuş olabilir?rnrnBerktay'ı çok uzun zamandır izlerim. Görüş ve düşüncelerine katılmadığım zamanlar olmasına rağmen, bir bilim adamı olması sebebiyle objektif olmaya önem veren biri izlenimi bırakmıştı bende. Epeydir o da yukarıdaki kervana katılmış durumda. Bu yüzden uzun zamandır onu izlemeyi bıraktım. Rastlarsam, eğer uykum kaçmış da onun program saatine kalmışsam izliyorum. Çoğu zaman da yorumlarının yanlı olduğu kanısına varıp yarıda bırakıyorum. Genel olarak ilk paragrafta yazdığım tarzda yorumlar yapıyor çünkü. Yani, gerçekle örtüşmeyen, subjektif düşüncelerini gerçeklikmiş gibi sunar şekilde.rnrnBerktay neden yukarıdaki gibi fikir yürütüyor? Anlaşılan PKK nın tasını tarağını toplayıp ardına bile bakmadan Afrin'den 'tüymesini' içine sindirememiş. Bunu 'O'na yakıştıramıyor. Yapmamalı, yapmaz, sanıyor. Öyle olsun istiyor. Ama değil.rnrnAyrıca Türkiye'nin, Amerika'ya rağmen böyle bir askersel başarı elde edebileceğini aklı almıyor. Olmaz, olamaz sanıyor. Bu işin içinde mutlaka Türkiye'yi değersizleştirecek bir çapanoğlu parmağı olması gerektiğini düşünüyor. O yüzden kafası net değil. Yeni Türkiye'yi ve onun elde ettiği yeni gücü anlamamış. Ayrıca Cumhurbaşkanı başta olmak üzere yetkililerin tersi yönde yaptıkları açıklamalara da itibar etmiyor.' Hadi canım sende; başarıymış; hıh... ' tavrı takınıyor. Yetkili ağızların eski yöneticiler gibi (hadi yalan söylediğini demeyeyim) olayları kendi lehlerine 'abarttıklarını' ön kabul olarak alıyor.rnrnSayın Berktay'ın bu tarzına karşı daha önce de eleştirel düşüncelerimi yazmak istemiştim. Ama, 'her şey açıkta cereyan ediyor, anlayan anlar, anlamayan hayat oyununda taca çıkar' diye düşünmüş, yeltenmemiştim. Fakat bu tarzın yaygınlaştığını ve süreklilik kazandığını görünce buna yönelik düşüncemi yazmadan edemedim. Burada söz konusu olan sayın Berktay'ın kişisel tutumunun eleştirisi değildir çünkü. Giderek yaygınlaşmakta olan çarpık bir düşünce yürütme şeklinin eleştirisidir. Yani bana öyle geliyor. İnsanın bu tarz konuşmaları dinledikçe 'ama öyle değil ki' diye isyan edesi geliyor çünkü.rnrnBunun bir faydası var mıdır; bence yok. Çünkü kimse üzerine alınıp da 'kendimi düzelteyim' diye içinden karar alacak değil. Alsa bile uygulamaya geçiremeyecektir. Çünkü gerçekliği hissedemez, sezemez, kavrayamaz olmuştur artık. Öyle olmasın, benim istediğim gibi olsun yanılsamasına kapılmıştır bir kere. Geri dönmek zordur. Tıpkı yukarıda yazdığım gibi bir u dönüşüne ihtiyaç var. O da kolay değil.rnrnMadem böyle düşünüyorum öyleyse neden yazdım iki sayfa yazıyı. Evet; kendini bu tarza kaptırmışlara bir yararı yok ama en azından onları şaşırarak izleyip de 'neden oluyor bunlar' sorusuna yanıt arayanların düşüncelerine yardımcı olur belki. Üstelik de bu benim kendime karşı sorumluluğumdur. Onlar gibi düşünmüyor ve de yaptıklarını doğru bulmuyorum. Hiç olmazsa bunu açıklamış olurum. Başka türlü içim içimi yiyor çünkü; 'doğru bildiğini söyleme' içgüdüsü rahat bırakmıyor.