Endülüs'te Eğitim

ABONE OL

ENDÜLÜS'TE EĞİTİM Eğitim faaliyetleri esasta üç merhaleye ayrılmaktaydı

ENDÜLÜS’TE EĞİTİM

Eğitim faaliyetleri esasta üç merhaleye ayrılmaktaydı. İlk merhale veya günümüzdeki karşılığıyla ilkokul, yaklaşık yedi – sekiz yıllık bir süreyi kapsamaktaydı. Eğitim mekânı olarak mektep, mescit, muallim evleri kullanılmaktaydı. Bu merhalede Kuran-ı Kerim’in ezberlenmesi esastı.” Bu merhalede dikkatimizi çeken önemli husus günümüzde sadece namaz kılınıp sonra kapısına kilit vurulan mescitlerin aynı zamanda bir eğitim yuvası olarak kullanılması ve Kuran-ı Kerimin küçük yaşta bu merhalede ezberletilmesidir. Ancak Kuran-ı Kerimin bu yaşta öğretilmesine, İbni Arabî şiddetle karşı çıkmıştır. Ona göre ” eğitimin ilk merhalesinde çocukların bu yaşta Kuran'ı anlamaları mümkün değildir. Anlamadıkları bir şeyi onlara anlatmak gaflettir. Yapılması gereken önce Arapçayı çok iyi öğretmektir. Bunun yanında mutlaka matematik öğretilmelidir.

İlk merhaleyi tamamlayan öğrenciler eğitim ikinci merhalesi olan ilim halkalarına katılıyorlardı. Bu halkaları, çoğunlukla cami ve mescitler teşkil ederdi. Müfredatta kıraat, tefsir, hadis ve fıkıh ilimleri; dil-edebiyat, tarih, coğrafya ve felsefe gibi sosyal bilimler; tıp, astronomi ve matematik gibi diğer bilimler yer almaktaydı. Bu merhale, günümüzde daha çok üniversite eğitimine karşılık gelmektedir. Ancak günümüzden farklı olan husus, ilimlerin parçalanmadan bütünlük halinde arz edilmesiydi.

Eğitim üçüncü merhalesini ise, günümüzde mastır ve doktora çalışmalarına benzetilebilecek ilim yolculukları teşkil etmekteydi. Eğitim üçüncü merhalesinde tedris edilen dersle ikinci merhalesindekiler, isim olarak aşağı yukarı aynı idi. Yalnız farklılık üçüncü merhalede derslerin derinlik kazanmasıdır. Endülüslü öğrenciler kendi memleketlerinde başladıkları tahsil hayatlarını, doğudaki Kahire, Mekke, Medine, Bağdat, Basra, Şam gibi ilim ve kültür merkezlerine giderek geliştirmişlerdir. Bu merkezler her biri kendi başına bir tercüme ve ilim merkezleri olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu şehirleri birer ilim merkezi yapan en önemli özellik ise, bünyesinde barındırdığı kitaplardı. İşte Endülüs de bu merkezlerden biridir.

Endülüs tarihimizde ‘kitap medeniyeti’ olarak da bilinmektedir. İlimle iştigal eden bir Endülüslünün nezdinde kitap, mücevherlerden daha çok korunmaya layık bir nesne idi. Mesela ünlü coğrafyacı Ebu Ubeyd el Bekri’nin sahip olduğu kitapları, parlak ve pahalı kumaş kılıflar içinde muhafaza ettiği bilinmektedir. Endülüs’te kitabı sevmek veya ona değer vermek sadece âlimlere has bir keyfiyet değildi. Genelde bütün toplum kesimlerinde kitabın büyük bir önemi ve yeri vardı. Hele eşraftan kimselerin, kendilerine kaba ve kültürsüz denilmesin diye, kullanmasalar bile, evlerinin bir köşesinde bir kitaplık kurmaları adet haline gelmişti.

ENDÜLÜSÜN RUHU: KÜTÜPHANELER

Kitap sevgisinin tabii neticesi olarak, Endülüs’te çok sayıda kütüphane kurulmuştur. Bu kütüphanelerin bir kısmı devlete, diğer kısmı ise şahıslara aitti. Devlete ait olanların en ünlüsü, hiç şüphesiz II. Hakem tarafından tesis edilen ‘Saray Kütüphanesi’ idi. Tarihte eşine ender rastlanan bilge hükümdardan biri olan II. Hakem, kelimenin tam anlamıyla kitap aşığı bir kimseydi. II. Hakem’in, İslam dünyasındaki şehirlerde kitap toplamakla görevlendirdiği özel memurları dahi bulunmaktaydı. Kitaplara o kadar âşıktı ki, çeşitli ülke hükümdarlarına hediye ve armağanlar gönderip, bunların karşılığında kitap talebinde bulunmaktaydı. Örneğin; Bağdat’ta bulunan Ebul Ferec el İsfehani’ye bin dinar göndermiş, bu vesileyle bu âlimin ‘el- Egani’adlı eserini Bağdat’taki okuyucularla buluşmadan Kurtuba’ya getirtmiştir. Onun gayretleri neticesinde, ‘Saray Kütüphanesi’nde toplanan el yazması kitapların sayısı dört yüz bin cildi aşmış vaziyetteydi. Bu el yazmalarının isimlerini ihtiva eden katalog ise her biri elli yapraktan oluşan tam kırk dört cilt kadardı.

Kütüphane söz konusu olunca Kurtuba’da dikkatimizi çeken hususlardan bir tanesi de, burada kitap çarşılarının bulunmasıydı. Kitap çarşılarının varlığı, şahısların kendi özel kitaplık veya kütüphanelerini kurma işini kolaylaştırmaktaydı. Özel kütüphane sayısı sadece Kurtuba’da yetmiş civarındaydı. Bu özel kütüphanelerden birisi, Kurtuba’da İbni Futeys ailesine aitti ve ‘Saray Kütüphanesi’nden sonra şehirdeki kütüphanelerin en büyüğü idi. Müstakil bir binadan ibaret olan bu kütüphanede, maaşlı olarak bir müdür ve altı müstensih çalışmaktaydı.

İbn Beşküval, Aişe isimli bir hanımın, Kurtuba’nın en gözde kütüphanelerinden birine sahip olduğunu haber vermektedir. Meriyye’de vezirlik yapmış olan İbni Abbas, tıpkı II.Hakem gibi dört yüz bin ciltlik bir kütüphane kurmaya muvaffak olmuştu. Bu kişinin, Meriyye Sultanı ile Gırnata Sultanı arasındaki savaşta Gırnatalılara esir düştüğünde, kendi canından çok kitaplarını düşündüğünü,’Ey Allahım! Kitaplarım ne olacak’? diyerek sızlandığı rivayet edilmektedir. Runde hâkimi İbni Hâkim el Lahmi’nin topladığı kitaplar o kadar çoktu ki, Sarayın kapasitesi bunları almaya yetmemekteydi. Kurtuba’da hangi sokak ve caddeye girerseniz muhakkak karşınıza kitap çarşıları ve kütüphaneler çıkacaktır. Sayıları o kadar çoktu ki şu söz darb-ı mesel haline gelmişti: “Kurtuba’da bir şarkıcı ölse, çalgı aletleri İşbiliye’de satılır; buna mukabil İşbiliye’de bir âlim ölse, kitapları Kurtuba’da müşteri bulur.”

Ortaçağda Kurtuba’nın yanı sıra, Tuleytula bilimsel çalışmalara önem vermiş bilimsel ve felsefi eserlerin tercüme edildiği bir merkez halini almıştı.”Tuleytula’da yılda 60 bin kitap basılmaktaydı; ayrıca dünyanın herhangi bir yerinde basılan bir kitap, kervanlar vasıtasıyla Tuleytula’ya getirilir ve basımı yapılarak çoğaltılırdı.” Tuleytula’daki çeviri faaliyeti, Abbasiler dönemindeki Beytü’l Hikme’den sonraki en kapsamlı tercüme etkinliği olarak bilinmektedir. Tuleytula, Doğuya ait fikir ve değerlerin Batıya nakledilmesinde hayati bir merkez konumundaydı.

Endülüs’ün kütüphanelerinden bahsedip bilim adamlarından bahsetmemek, Endülüs için bir hakaret sayılır. Endülüs’te her dalda âlimler yetişmiştir. Her biri sahasının önde gelen isimlerinden olan ”İbn Tufeyl, İbn Cebeyr, İbn Bacce, İbn Firnas, İbn Mesere, Zerkali, İbn Rüşd, İbn Meymun, İbn Haldun, Şatibi; zahiriliğin doruğundaki isim İbn Hazm ile Batını çizginin en tepesindeki isim olan İbn Arabî ve daha yüzlercesi Endülüs’ün münbit ortamında yetişmişlerdir.”26

Yukarda ismini zikrettiğimiz ve zikredemediğimiz yüzlerce âlimin çalışmalarıyla Arapça bir bilim dili haline gelmiştir. İspanyol araştırmacı Dozy’e göre “Endülüs’te Müslümanlar arasında görülen yüksek okuma – yazma oranın hiçbir Avrupa ülkesinde rastlanmadığı, bu ülkelerde kültürün daha çok Ortaçağ kilisesinin dini renkli etkisinde kaldığını dile getirmiştir.”

Araştırma : Fuat Y.

M.Mücahit DEMİR/Ülkepostası