EL-ADL CELLE CELÂLÜHÛ?

ABONE OL

Çok adaletli olan, asla zulmetmeyen, kullarına da adil olmayı, adaletle davranmayı emreden, mutlak adil olan, her şeyi dengeli yapan, haktan ve doğrudan başkasını söylemeyen…

Çok adaletli olan, asla zulmetmeyen, kullarına da adil olmayı, adaletle davranmayı emreden, mutlak adil olan, her şeyi dengeli yapan, haktan ve doğrudan başkasını söylemeyen…

Allah (C.C.), adîl-i mutlaktır. Kâinatta her şeyi yerli yerince yaratması, her varlığı layık olduğu cihaz ve duyularla donatması, her hak sahibinin hakkını mükemmel şekilde belirleyip himaye etmesi, O’nun sonsuz adaletinin en açık örneği değil midir? Allah, bizzat kullarına zulmetmekten münezzeh olduğu gibi onların haklarını birbirinden almamaktan, birinin öbürüne zulmetmesine göz yummaktan da son derece münezzeh ve âlîdir.. Ahiretin yaratılması; bu zulümleri temizlemek, haksızların cezasını ve iyilerin mükâfatını vermek içindir.

Adalet; dengeli yapmak demektir.. Rabbimiz saçımızdan tırnağımıza kadar neyi nereye koymuşsa hiç itirazımız yoktur; benim gözüm omzumda olsaydı ya da burnum dirseğimde olsaydı.. diyen yoktur. Aynı şekilde; tabiattaki dengeye de itirazımız yoktur; fildeki hortum karıncada olsaydı ya da karıncanın ayakları filde olsaydı diyenimiz yoktur.. Adamın biri, bahçede kocaman ceviz ağacının küçücük meyvesiyle, yere yayılan kabağın kocaman meyvesini görünce; “Yâ Rabbi! Bu da adalet mi? Kocaman ağaca küçücük meyve vermişsin, küçük kabağa kocaman meyve vermişsin..” derken, ceviz ağacından bir tane ceviz başına düşer ve hemen kendine gelip; “Yâ Rabbi! Ben hata ettim, ya bu ceviz, kabak kadar olsaydı da başıma düşseydi, hâlim ne olurdu?” der ve tevbe eder.

Gazâlî Hazret (K.S.) der ki; “Adilin adaletini bilmeyen onu tanıyamaz. Adilin fiilini bilmeyen de onun adaletini bilemez. Bu vasfı anlamak isteyenin, engin göklerin yüceliklerinden yerin derinliklerine kadar şanı yüce Allah’ın fiillerini ilmen ihata etmesi, iyice bilmesi gerekir. Onun bu bilme temaşası, kâinatın herhangi bir yerinde bir uygunsuzluğun, bir kusurun bulunmadığını müşahede edinceye kadar devam etmelidir.. Allah’ın idaresinde, hükmünde ve bütün fiillerinde, Kendisine itiraz edilemeyecek derecede adildir. Olan şeyler, kulun dileğine uysun ya da uymasın, BU BÖYLEDİR! Allah, her şeyi nasıl olması gerekiyorsa öyle yapar. Eğer yaptığı bir şeyi yapmamış olsaydı, mutlaka hasıl olan zarardan daha büyük ve korkunç bir zarar meydana gelirdi..! Tıpkı; kesilmesi lazım gelen kangrenli bir el kesilmediği takdirde zararının daha büyük olacağı gibi.. Zirâ kangrenli el zamanında kesilmezse hastalık oradan bedenin diğer kısımlarına sirayet eder. Vereceği acı düşünülerek elin kesilmesine rızâ gösterilmezse, bu sefer ortaya daha korkunç acılar çıkar…

ALLAH (C.C.), FİİLLERİYLE DAHA BÜYÜK ZARARLARIN HUSULÜNÜ ÖNLEMİŞ OLMASI BAKIMINDAN ADİLDİR! BUNA İNANMAK; GEREK ZAHİREN GEREKSE BATINEN BELİRECEK İNKÂR VE İTİRAZI YOK EDER. KUL, BÜTÜN HADİSELERİN BİRER SEBEBİ OLDUĞUNU, BU SEBEBLERİN DÜZENLENEREK, EN GÜZEL BİR TERTİPLE; ADALET VE LÜTUF MEFHUMLARININ EN ALÂSIYLA HADİSELERİN İDARE EDİLDİĞİNİ BİLMELİDİR…”

Adalet, zulmün zıddıdır. Allah-û Teâlâ; zalimleri sevmez, zalimlerle düşüp kalkanları ve hatta zalimlerle teması olmadığı hâlde uzaktan onlara imrenenleri ve sevenleri de sevmez. Bu sebeble Müslümanlık’da, her ne suretle olursa olsun zulüm haramdır.. Adalet mefhumunun tahakkuk etmesi için vücudu iktiza eden bir takım vasıflar vardır. Misâlen; Allah korkusu, kalb selâmeti, keskin zeka, idrak ve basiret, cefaya tahammül, kudret, daima cesaret, asap kuvveti, insaf ve merhamet, insanlığa muhebbet…gibi; bu vasıflar bulunmayan şahıslarda adalet de olmaz..! Fakat bu hisler, her insanda aynı derecede inkişâf etmiş olmaz. Bazısında hafif bir gölge gibi galib ve geçici olduğu hâlde; bazısında daha sabit ve daha devamlı olur.

İŞTE ADALET SIFATI, ZAAF VE KUVVET DE BU VASIFLARIN KUVVET VE SELÂMETİYLE MÜTENASİB OLUR.

İnsanların kemâlleri, hep kusurlu olduğu gibi adalet sıfatları da tam ve kâmil olamaz.. Allah’dan başka hakim-û adl yoktur. Çünkü; her şeyi hakkıyla gören, işiten ve her şeyin içini/dışını, önünü/sonunu bilen ve her şeye gücü yeten ancak O’dur.. “Hesaba çekilmeden önce, kendinizi hesaba çekiniz!” (Tırmîzi)..

YÂ ADL! ALLAHIM! BİZE İTAATİNİ İLHAM ET.. BİZİ, SANA KARŞI İSYANA DÜŞÜP GÜNAH İŞLEMEKTEN UZAKLAŞTIR.. TEMENNİ ETTİĞİMİZ RIZÂ VE HOŞNUTLUĞUNA ERMEYİ BİZE MÜYESSER KIL.. BİZİ CENNET BAHÇELERİNİN NİMETLERİNE ERİŞTİR.. GÖZLERİMİZDEN ŞÜPHE BULUTLARINI DAĞIT.. KALBLERİMİZDEN ŞEK VE ŞÜPHE PERDELERİNİ KALDIR.. İÇİMİZE SAKLANMIŞ BATILI İZALE EYLE.. KALBLERİMİZDE HAKKI SABİT KIL.. HAK İLE ADL OLANI BULUP, ADALETLİ OLANLARDAN EYLE.. TÂ Kİ; ZAN VE ŞÜPHELER FİTNE AŞILAYIP, NAİL ETTİĞİN İYİLİK VE İHSANLARIN SAFİYETİNİ BULANDIRMASIN.

Rabbim mahçup etmesin… Yoldaki Doksan Dokuz Anahtar”